Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Zombie Holocaust

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

19 Şubat 2010

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Marino Girolami
Senaryo: Marino Girolami, Fabrizio De Angelis
Yapım: 1980, İtalya Süre: 84 Dakika
Oyuncular: Ian McCulloch, Alexandra Delli Colli, Sherry Buchanan, Donald O’Brien

New York’da bir tıp fakültesindeki kadavraların çeşitli organları çalınmaktadır. Anatomi hocasının asistanı (ve aynı zamanda antropoloji öğrencisi, ayrıyeten güzel, yetmezmiş gibi manken gibi vücutlu bir sarışın afet olan) Lori bu olaylardan kıl kapar. Hastanenin adını korumak için polise haber vermezler, ama Susan adında gazeteci bir kız haberin kokusunu alıp Lori’yi ziyarete gelir bile. Bir gün laboratuar çalışanlarından birini, kadavranın kalbini yerken yakalarlar. Paniğe kapılan adam camdan atlayarak intihar eder (kendi kendini). Lori’nin kollarında can verirken tek bir kelime fısıldar: “Kito…”.

Nedense bu konuyla fazlaca ilgilenen Lori üniversitede yamyamlıkla ilgilenen Prof. Peter Chandler ile buluşur. Peter olayın orjininin Moluccas adlı, Doğu Hint Takımadaları’nın küçük bir adası olduğunu anlatır. Araştırmaları sırasında Kito’ya tapan kişilerin hepsinin göğsünde aynı dövmeyi görmüştür. Peter bu adaya bir araştırma gezisi organize eder. Yanına Lori’yi de alacaktır çünkü Lori meğer çocukluğunu bu adada geçirmiştir! Lori aynı zamanda şoku kolayca üzerinden atabilme, yeni tanıştığı kişilerle samimi bir erotizmle konuşabilme özelliğine de sahiptir. Bir de bakarlar ki araştırmacı gazeteci (ve yapışkan) Susan, Peter’in asistanı George’un sevgilisi değil miymiş! Sonuçta Lori, Peter, George ve Susan, Güneydoğu Asya’ya giderler ve orada pek hoş olmayan araştırmalar yapan Dr. Obrero’nun yardımıyla Kito’yu keşfe çıkarlar. Ebelerinkini bulurlar!

Şimdi, filmin Amerikan versiyonunda bu Dr. Obrero’nun adı Dr. Butcher olarak değiştirilmiş. O yüzden filmin ismini “Dr. Butcher M. D.” yapmışlar. Diğer yandan, Ian McCulloch, Lucio Fulci’nin Zombi 2‘sinde de başrol oynadığı için, bu film sanki onun devamıymış gibi “Zombi 3” adını da almış. Anıştırma bununla da bitmiyor. Grup lanetli adadaki ormanın içinde gezinirken fonda hafiften kulağımıza çalınan müzik de Zombi 2’den araklanmış düpedüz (ya da ona benzetilmiş). Ama bence “Zombie Holocaust” adı en uygunu olmuş. Çünkü bildiğimiz yamyam filmleri gibi başlayan film birden Dr. Moreau’nun Adası’nı andırır tarzda zombi yaratan çatlak profesör filmine dönüveriyor. Yani bu bir “Zombies vs. Cannibals” filmidir diyebiliriz.

Eskiden TRT’de bazı bayan şarkıcılar yakın plan yüz çekimlerinde ağızlarını hafifçe aralayarak çığlık çığlığa şarkı söyleyebiliyordu. Playback yaptıklarını o zamanlar anlamadığımdan kadınların rujlarını bozmamak için böyle davrandıklarını zannederdim. İşte bu filmdeki kadınlar da çoğu sahnede ağızlarını açmadan yüksek perdeden çığlıklar atabiliyorlar. Onun dışında, kadavraların göz kapakları titriyor. Apartman camından atlayan adam yere çakılınca plastik manken olduğunu belli eder şekilde kolu kopuyor ama hemen akabindeki sahnede cesedi tek parça halinde görüyoruz. İnsanlar arkadaşları yanıbaşlarından yerliler tarafından kapılıp parçalanırken hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz bekliyorlar. Hatta acı çığlığa koşan bir karakter, adamlarından birini karnına direk gibi kapkalın bir mızrak saplı halde (nasıl olmuşsa) ölmemiş de yerde kıvranırken gördüğünde, o sırada canını teslim eden zavallıcığı bön bön izleyen diğerlerine soruyor: “Neler oluyor?”. Halbuki her şey b*k gibi ortada değil mi?

Bu gibi filmlerde bazı değişmez kurallar vardır. Filmdeki yamyamları (veya zombileri) peruk takmış yöre halkı canlandırır (bu filmde mesela ufak tefek Uzakdoğulular yamyam olmuş, cin olmadan adam çarpıyor veletler!). Bu kabile elemanları yamyamlık yapacak kadar ilkel ama edep yerlerini örtecek kadar moderndir. Modern insanlardan oluşan gruptan çişini yapmak için ayrılan kişi parçalanarak döner (yani dönemez). Farklı olarak bu filmde sadece sürüden ayrılanı değil arkadaşının yanında duranı bile yamyam kapıyor! Filmin kan derecesine göre yamyamlar kurbanlarının göğsü ve karnını canlı canlı yararlar. O yarıktan artık Allah ne verdiyse, barsak olsun, kalp olsun, böbrektir, ciğerdir, efendime söyliim, dil olsun (şaka yapmıyorum) ne çıkarırlarsa dişleriyle çekiştire çekiştire yerler. Burada anatomik kaideler geçerli değildir. O yüzden bazen karın boşluğundan kalp, göğüsten barsak çıkarılabilir (barsak sıkça bulunan bir sakatat olduğundan nereden çıkacağını bilemezsiniz). Genellikle kalp, damarlardan bağımsız olarak sökülebilirken, eğer yönetmen ayrıntılara önem vermiyorsa, tüm iç organları yumak gibi birbirine sarılıp top olmuş halde elde edilebilir.

Neyse… Başroldeki iki karakterin (Ian McCulloch, Alexandra Delli Colli) oyunculuğuna değinmek; önümüze yemek niyetine sunulmuş bir tabak dışkı içinde kıl aramaya benziyor. Vahşi dünyadaki modern insanları sembolize ettiklerinden olsa gerek sarı saçlı, beyaz tenli (fairy denir bu tiplere) ari ırktan iki insan, damarlarındaki mavi kanı belli eder tarzda buzzz gibi oynuyorlar. Sıfır mimik! Hatta o kadar zorlu şartlarda rollerini icra etmelerine rağmen saçlarının fönü bile bozulmuyor. Şimdi diyeceksiniz ki zombi bunun neresinde! Efendim bu varlıklar filmin ortalarına doğru beliriyor ve adeta hamamdaymışçasına ekolanan sesleriyle hırıldıyorlar. Kendilerini kurumuş çamurdan gerçekleştirilmiş makyajlarından ayırdediyoruz. Meğer bu zombiler, yamyamlardan bile daha tehlikeliymiş. Hatta saçma sonlardan bir yarışma olsa birinciliğe oynayacak finalde Lori yenge aracılığıyla yamyamların masum insanlara yardımları bile dokunuyor.

Trash film meraklılarına, zombi olsun da çamurdan olsun diyenlere ya da sarışın çıplak (ayrıca istisnasız tüm ilkel kabilelerde yamyamlık kültürünün varolduğunu belirtecek kadar zeki) bir hatunu çıtır çıtır yiyecek kadar cannibal filmi düşkünlerine önerebileceğim bir film.

Murat “Wherearethevelvets” Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ