Bazı pencereler asla açılmamalı... Secret Window (2004)

Zombi Kültürü

Korku Genel

Özel Dosya

YasinKarakaya

01 Eylül 2008

0 Adet Yorum

0

“Zombi”, yeryüzüne Karayip Denizi’nin büyük adalarından biri olan Haiti’den yayılmış bir sözcüktür. Söz konusu sözcük, bölgenin yerel dilinde, belirli bazı dinsel ritüeller ve bu iş için özel olarak hazırlanmış kimyasal karışımlar aracılığıyla “diriltilen ölüler”i ifade eder.

Haiti’de yapılan bilimsel araştırmalar, bu gizemli adada, yüzlerce yıldan beri -sinema sektörünün sulandırdığı kadar olmasa da- yine de ciddiye alınması gereken bir “zombi kültürü”nün var olduğunu kanıtlamıştır. Ancak orada yaşanan olay, hayatla ölüm arasındaki kritik eşiği geçip tıbbî açıdan ölmüş kabul edilen bir insanın korku sinemasındakine benzer türden bir “diriltilme” işlemine tâbi tutulması değil, bazı deneklerin (daha doğrusu “kurbanların”) yeryüzünde yalnızca bu bölgede yetişen özel bitkisel karışımlar kullanılarak, ölüme çok yakın bir noktaya kadar uyutulmasından ibarettir.

Yerel şaman büyücüler tarafından kendilerine içirilen ilaçlarla bir tür “derin koma” durumuna sokulan kurbanların bir süre sonra kalp atışları ve genel vücut fonksiyonları öylesine yavaşlar ki bazı durumlarda uzman bir hekimin muayenesi bile o kişinin henüz yaşamakta olduğunu belirlemeye yetmez. İşte, böyle durumlarda da Haiti’de aslında ölmemiş olan kimi insanlar için “ölüm raporu” hazırlandığı ve bu kişilerin gömülmelerinden kısa bir süre sonra yeniden mezarlarından çıkartılarak, vücutlarına zerkedilen bazı kimyasal karışımlar sayesinde “canlandıkları” vak’alar tesbit edilmiştir. Ancak, böyle bir “geriye getirme” operasyonu sonrasında, saatlerce ya da günlerce koma durumunda kalmış olan kurbanın beyin hücreleri çoğu kez hasar görmüş olduğundan, uyanış sonrasındaki davranışları da genellikle bir akıl hastasından farksızdır.

Bütün bu karmaşık ve ürkütücü çabanın esas amacı ise feodal bir toplumsal yapıya sahip olan ülkede sahipsiz insanları bir tür “köle” ya da “hizmetçi” olarak kullanma yönündeki yüzlerce yıllık alışkanlıktır.

İşte, zamanla gerçeklerin efsanelere karışması ve giderek neyin “gerçek” neyin “efsane” olduğunun ayırd edilemez duruma gelmesi nedeniyle, korku sinemasında da 1960’lı yıllarla birlikte abartılı bir “zombi alt türü” doğmuştur. Beyazperdenin zombileri, Haiti’nin gerçek zombilerinden büyük ölçüde farklıdır. Bu tür öyküleri anlatan filmlerde, sağlıklı insanların hızla yayılan bir tür “saldırganlık virüsü” nedeniyle zombileştiklerini ve büyük kentlerin caddelerini ağır aksak adımlarla işgal ettiklerini görürüz. Zombilerin -bu salgından bir biçimde etkilenmemiş- sağlıklı insanları yakaladıkları yerde ısırmaları da virüsün yayılımını hızlandıran önemli etkenlerden biridir ve bir zombi ısırığının yol açacağı acı sonuçlardan hiç bir kurtuluş yolu yoktur.

Amerikalı yönetmen George A. Romero, 1960’lardan bu yana ardarda çektiği bir dizi ürkütücü filmle, korku sinemasında sözünü ettiğimiz bu alt türün kurucusu, aynı zamanda da en büyük ustası olarak tanınmaktadır. İlk filmlerinden itibaren işbirliği yaptığı, en az kendisi kadar ünlü özel efekt uzmanı dostu Tom Savini sayesinde anılan türe kimi zaman seyri gerçekten zor, ama yine de belli bir ilgiyi hak eden yapıtlar armağan etmiş olan bu sıradışı sanatçı, geçmişte kendisiyle yapılmış olan söyleşilerde gerçek derdinin zombilerden ziyade insanları zombileştiren “çağdaş uygarlık”, daha açık bir ifadeyle “modernite” olduğunu belirtmiştir. Gerçekten de korku sineması hakkındaki önyargılarımızı bir kez olsun yenip Romero’nun kanlı filmlerini alıcı gözüyle incelemeyi denediğimizde, aksak adımlarla ilerleyen ve önlerine çıkan her canlıyı parçalayan zombilerin gerçekte birer “metafor” (bir kavramın, durumun ya da nesnenin doğrudan kendisiyle değil, bir başka kavram, durum ya da nesne kullanılarak dolaylı yoldan anlatılması) olarak kullanıldığını fark ederiz. Bu sanatçının filmlerinde zombilik, tıpkı “tüketim kültürü” gibi bulaşıcı ve yayılmacıdır.

Zombiler, gerçekte “acıkma” diye bir gereksinimleri olmamasına karşılık (çünkü çoğunun midesi zaten deşilmiş ya da çürümüş olur) salt yok etme/tüketme güdüsüyle diğer insanlara saldırır ve onları parçalara ayırırlar. Ayrıca, zombilerin, bu tür öyküleri anlatan filmlerde genelde büyük bir alışveriş merkezine toplanması ve kahramanlarımız tarafından orada hep birlikte “temizlenmeleri” de çağdaş dünyanın dur durak bilmeksizin şuursuzca tüketme alışkanlığına yöneltilmiş eleştiri oklarıyla dolu klasik sahnelerdendir. Ve nihayet, büyük kentlere yönelik toplu bir zombi tehdidi söz konusu olduğunda, zengin sınıfların bu tehdide karşılık dikenli tellerle çevrili korunaklı bölgeler inşâ ettirmeleri ve toplumun içine düştüğü onca kargaşaya rağmen kendi “yalan dünya”larında zevk-ü safa içinde yaşamayı sürdürmeleri de temellerini Romero’nun attığı bu sinemasal dünyadan gerçek hayata taşan ilginç göndermeler arasında yer almaktadır.

Bu yazı http://midnight.blogcu.com sitesinden alınmıştır

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ