Uzayda çığlığınızı kimse duyamaz... Alien (1979)

Zinda Laash

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

09 Nisan 2009

16 Adet Yorum

16

Yönetmen : Khwaja Sarfraz
Senaryo : Khwaja Sarfraz
Yapım:1967, Pakistan, 103 Dakika
Oyuncular: Yasemin, Deeba, Habib, Esad, Alaaddin, Nesrin, Sheela, Cham Cham, Baby Necmi

Adopted (adapted değil) from the novel by Bram Stoker (yani uyarlanmamış, benimsenmiş! Bu nüans önemli.)

“Her nefis ölümü tadacaktır. Hüküm yalnızca Allah’ındır ve kesinlikle O’na döneceksiniz. Dünyada hiçbir mahluk yoktur ki, onun rızkı Allah’a ait olmasın. Filmimiz bütün iyi niyetiyle ölümü yenmek üzerine deneyler yapan meşhur profesör hakkındadır.”

!!!Spoiler içerir!!!

Bu harika başlangıçla, neyle karşı karşıya olduğumuzun ipuçlarını veren film; bir deney laboratuarında açılıyor. Burada, beherlere, deney tüplerinden birinden diğerine sıvılar aktararak bazı araştırmalar yaptığı konusunda bizi ikna etmeye çalışan Prof. Tabani (Rehan); nihayet ölümsüzlük iksirini bulur.

“Ab-ı Hayat!..” nidaları eşliğinde önce ivedilikle vasiyetini hazırlar ve iksiri bir dikişte bitirir. Klasiktir, önce bir tralala havası ve sonra aniden büyüyen gözler ve acıyla kıvranan vücuduyla yere yığılır. Profesörü deneyleri esnasında da boş gözlerle izleyen, sekreter olduğunu tahmin ettiğimiz, bodur, kabarık saçlı, puantiyeli elbiseli, muhtemelen giydiği korseden rahatsız olan balık etli kızımız (Nesrin), odaya girer ve orada bulduğu deney tüplerinden birinin içindeki sıvıyı neşeyle gırtlağından akıtacakken (ki niye böyle bir rahatlık göstermiştir bilemiyorum. Belki de iksirler için deney hayvanı olduğunu düşünmektedir) kanepenin arkasındaki profesörün ayaklarını görür. Korku nidalarıyla adamın öldüğünü anlar (bileğinden nabzına bakar ve göğsünü dinler). Sehpanın üzerindeki vasiyet kağıdını bulur ve buradan profesörün, eğer ölürse mahzendeki tabuta kapatılmayı istediğini öğreniriz.

Öyle de yaparlar. Ama Tabani ölmemiştir. Macar Rapsodisi eşliğinde, mahzendeki tabuttan (ki kapağı açık bırakılmıştır ve adamın o günkü kıyafetleri hala üzerindedir) yüzünde bir ton pudra, ruj ve rimelle dirilir. Yukarıda makyajı ve saç modeli bozulmadan uyuyan asistan veya sekreter kız birden uyanır. Karşısındaki profesörü görünce çığlığı basar. Fakat hipnotize edilerek kendini adamın ellerine bırakır. Tabani takma dişlerini göstere göstere kızın boynuna yaklaşır… Ortalık kararır… ve bir çığlık.


Bundan sonra “Zinda Laash” yazısıyla film başlıyor.

Buraya kadar ayrıntılarıyla aktardığım sahnelerden, film hakkında bir fikriniz oluşmuştur. Başta Frankeştayn gibi başlasa da sonra Drakula öyküsüne kısmen sadık kalıyor. Halkın uğursuz yakıştırmasını yerinde kontrol etmek için Tabani’nin malikanesine gelen Dr. Akil (yakışıklı olduğu düşünülen, Ayhan Işık bıyıklı bir aktör, Esad), burada ebesininkini buluyor. Tabani tarafından nezaketle karşılanıyor ve kendisine bir oda tahsis ediliyor. Bu arada çantasından çıkardığı nişanlısı Şebnem’in fotoğrafı, vampirin gözünden kaçmıyor. Gece kadın sesleriyle uyanan Akil, sesi izleyince, vampir kraliçeyi buluyor (vampire dönüştürülmüş sekreter kız). Kadın “Ben de seni bekliyordum. Sineme gel” dedikten sonra, Türkan Şoray’ın “Tamba tumba, esmer bomba” şarkısı eşliğindeki dansına benzer bir çiftleşme dansı yapıyor ki akıllara zarar. Kadının ısırığına maruz kalan Akil, güneş doğduğunda kadını tabudunda öldürüyor. Fakat Tabani’nin elinden kurtulamıyor. Onu aramaya gelen abisi, etraftan kardeşinin nereye gittiğini öğreniyor ve malikaneye geliyor. Tabutunda uyuyan vampirleşmiş kardeşini görerek yıkılıyor ve kalbine bir bıçak saplayarak kardeşini huzura kavuşturuyor.

Bundan sonra Van Helsing rolü üstlenecek olan bu adam, kardeşinin nişanlısı olan Şebnem (Deeba)’in ailesine kötü haberi vermeye geliyor fakat Şebnem’in abisi Pervez (Alaaddin) ve yengesi Şirin (Yasemin) ona inanmıyor. Fakat iz süren Tabani, önce Şebnem’i ele geçiriyor, sonra da Şirin’in peşine düşüyor. Akil’in abisi (nedense film boyunca ismi hiç zikredilmiyor) ve Pervez, yılanın başını ezmek için Tabani’nin malikanesine gitmekten başka çare göremiyorlar.

Pakistanın ilk korku filmi ve ilk “X rated” filmi olarak tarihe geçen bu filmde nerdeyse hiç kan yok. Hatta aniden müzik eşliğinde danseden kadınlar bile zamanında yasaklanmış (erotik diye). Onun için fazla bir beklentiniz olmasın. Bununla beraber atmosfer iyi. Işık gölge oyunları Hammer korku filmlerini andırıyor. Bazı değişiklikler var; mesela haç, sarmısak ve kazık yok, kazığın yerine kalbe bir hançer saplanıp, kirli kan akıtılıyor. Aslında çok ciddi bir film. Komik olan tarafı etnik değerlerle bu öykünün birbirine uymamasından kaynaklanıyor. Mesela Drakula’nın malikanesinde duvarlarda, şu şark köşelerinde duvara asılan geyikli dereli halılar vardır ya, onlardan görünce tabiatıyla gülüyorsunuz. Ya da vampiri karşısında bulan adamın “Allah’ım sana inandım, sana sığındım” lafları insanda, Metin Erksan’ın Şeytan filmi hissiyatı uyandırıyor. Tabii ki en olmadık sahnelerde müzik ve danseden kedi sesli kızlar var. Bir hotelin barında, oldukça oryantalist bir biçimde jazz çalan orkestranın önünde Audrey Hepburn taytıyla göbek atan kadın, aniden değişen müzikle twist yapabiliyor mesela. Oyunculuk hepten rezalet. Kadınlar Hülya Koçyiğit gibi koşarak, şakadanak oldukları yere yığılıveriyorlar. Erkeklerin her biri Clark Gable sanki. Bir tek Drakula Tabani’yi canlandıran aktör, Christopher Lee’ye benzerliği nedeniyle rolü almış sanırım. Müzikler, otantik olanlar dışında hepten çalma çırpma. Başta da belirttiğim gibi, bildik klasik müzik eserlerinin yanında, ilgisiz film müzikleri de kulağınıza çarpıyor.

Yine de “Gençlik ve güzellik varsa bir dilberde, Affedilir her kusuru…” şeklinde başlayan şarkıyı, müzik marketlerden ısrarla istesek mi?

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (16 Yorum)

YORUM YAZ