Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

Zihinsel İstifra

Korku Genel

Korku Hikayeleri

YasinKarakaya

24 Kasım 2009

16 Adet Yorum

16

Evine vardığında saat 22:00’yi geçiyordu. Birkaç gündür doğru düzgün uyuyamamıştı. Üzerine bir de işlerin yoğunluğu eklenince omuzlarında taşıdığı yükün kendisini yere devirecek kadar ağır olduğunu hissetti. Hemen sıcak bir duş alıp, kendini yatağına bıraktı. Uykusuz geçen üç gecenin ardından bu gece uyuyabilmeyi umuyordu. Dışardan gelen denizin o ninniyi andıran sakinleştirici sesini dinledi bir süre. İlk kez bu kadar net duyabiliyordu bu sesi. Kafası sorunlarla o kadar doluydu ki, evinin bu muhteşem manzarasında bile huzur bulamaz hale gelmişti. Bir süre daha kulak verdi bu hoş sese ve göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Ilık bir rahatlık sardı tüm bedenini, sanki yer çekimi denen bir şey kalmamıştı artık bu odada. Ve uykuya daldı…

Özel bir bankanın müdürüydü Memuneh. Bu göreve atandığı gün sevinçten havalara uçmuştu adeta. Her zaman gittiği sahildeki bara uğrayıp arkadaşlarıyla bunu kutlamışlar, nasıl da eğlenmişlerdi. Pek çok getirisi olmuştu bu işin kendisine. Evini, altındaki son model arabasını ve bu rahat hayatını bu işe borçluydu. Yeni bir çevre, yeni insanlar ve konforlu bir yaşama kavuşmuştu müdürlük sayesinde. Tabi sıkıntıları da yok değildi. Her işin olduğu kadar bu işin de insanın içini sıkan yanları vardı pek tabi ki. Müşterilerin hesapları, zengin ve kendini beğenmiş iş adamlarının paralarının yönetimi, borçlar, alacaklar derken her günün sonunda kendini iliklerine kadar tükenmiş hisseder olmuştu on senenin ardından. Beklediği bir an önce emeklilik gününün gelmesiydi. Son zamanlarda bundan başka bir şey düşünemez olmuştu. Tabi emekliliği gelene kadar artık gözüne akıl hastanesi gibi görünmeye başlayan bu bankada aklını yitirip gitmezse!

Uykusunu tamamen almış bir vaziyette gözlerini açtı. Kendini çok dinlenmiş hissediyordu. Fakat içeri hala gün ışığı girmemişti. Sanırım çok erken uyandım diyerek kolundaki saate göz attı. Saat sabah 10:00’u gösteriyordu. Yorganı atıp yataktan doğrulduğunda neye uğradığını şaşırdı. Odada tam ortada duran yatağından başka hiçbir eşya kalmamıştı. Denizi gören o kocaman pencere kaybolmuştu. Oda bomboş dört duvar ve demirden yapılmış sağlam bir kapıdan ibaretti artık. Neler oluyor diye söylendi kendi kendine. Kapıya yeltendi fakat kapı kilitliydi. Kapıyı yumrukladı, kimse var mı diyerek haykırmaya başladı fakat hiçbir yanıt alamadı. Dün gece kendi odasında uykuya dalmamış mıydı? Odanın şekline bakılırsa burası yine kendi odasıydı, sadece tüm eşyalar kaybolmuş ve pencere de duvar halini almıştı şimdi. Koskoca odada bir yatak, üzerinde pijamaları ve kolundaki saatiyle kalakalmıştı. Üstelik biri kapıyı kilitlemişti. Yatağa oturarak düşünmeye başladı. Hala mantıklı bir cevap bulamıyordu. Tek düşündüğü başına her ne geldiyse gelsin, bu odadan kurtulmalıydı bir şekilde. Kendini kapana sıkışmış gibi hissetti. Biraz zihnini toparladıktan sonra kapıyı açabilecek bir şeyler aradı. Yastıkların altına, yastık kılıflarının içine baktı. Yorganı kılıfından çıkardı ama nafile. Zaten bu yataktan başka bakabileceği, araştırabileceği hiçbir şey yoktu. Son olarak yatağı kaldırdığında altından bir dergi çıktı. Kapağında kendi resmi vardı. Biraz hafızasını yokladı, geçen sene mi, hayır ondan önceki sene de olabilir bundan emin değildi. Çalıştığı banka hizmetlerinden dolayı bir ödül almıştı ve Capital dergisi Memuneh ile bir röportaj yapıp o ay ki sayısının kapağına O’nun resmini basmıştı. Derginin tarihine baktığında 15 Mart 2004’ü gösteriyordu. İyide bu bir hafta öncesinin tarihi değil miydi? Ama hafızası hala bu röportajın en az iki sene önce yapıldığını fısıldıyordu O’na. Zaman kavramını da yitirdiğini anlayınca bayılacak gibi oldu Memuneh. Ne kadar süredir bu odadaydı, O’nu kim hapsetmişti buraya, daha dün her şey yerli yerinde değil miydi? Düşündükçe içinden çıkılmaz bir hal aldı tüm bunlar. Kafasını toparlayıp tekrar bir şeye yoğunlaştı. Bu odadan kaçmalıydı, ama nasıl?

Kolundaki saate baktığında henüz bir saat geçmiş olduğunu fark etti. O an aklına bir fikir geldi. Saatinin metal kordonunu çıkarttı. Kapının kenar kısmını zorlamaya başladı bununla ama nafile. Kapı sanki kesinlikle oradan kaçamaması için yapılmış saf demirden ibaretti. Hayal kırıklığıyla gidip yatağa uzandı. Ellerini başının arasına aldı ve tavana bakmaya başladı. Küçük bir ampul vardı tavanda. Yattığı yerden sağa sola göz gezdirmeye başladı. Ampul vardı ama yakmak için bir düğme mevcut değildi. Gözleriyle duvarların her köşesini didik didik etti ama bulamadı. Çaresizlik içersinde odayı incelemeye devam ederken, içinin geçtiğini hissetti. Tam uykuya dalacakken, kapının dışından gelen bir sesle irkildi. “Yemek vakti”

Kendini bir anda kapının önünde buldu. Bu ses tanıdık geliyordu bir yerlerden. Tabi ki bu ses bankada birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Gabriel’in sesi değil miydi? Gabriel sen misin diye bağırdı Memuneh. Tekrar “Yemek vakti” dedi Gabriel ya da her kimse ve kapının altından kağıt bir tabak içinde pilav ve plastik bir kaşık uzattı.

“Dur” diye bağırdı Memuneh. “Gabriel neler oluyor, beni sen mi hapsettin buraya?” Karşı taraftan hafif bir gülme sesi geldi, mutluluktan değil de daha çok acıyla karışık bir cılız kahkahaydı bu. “Hadi yemeğini ye” dedi tekrar ve Gabriel’in topuklu ayakkabılarıyla uzaklaşmasını dinledi Memuneh bir süre.

Pilavı görünce acıktığının farkına vardı Memuneh. Yemeğini yerken kendini düşünmekten alıkoyamıyordu, iş yerindeki en yakın arkadaşı kendisini ne diye hapsetmişti buraya. Hem burası zaten benim evim, bir gecede nasıl değişti böyle her yer diye yine sorgulamaya başladı. Fakat işin içinden çıkamadı. Yemeğini yedikten sonra odanın içinde dolanmaya başladı. Artık iyice çaresizlik içersindeydi. Kapının altından eğilip etrafa göz atmaya çalıştı, ne bir ayak sesi vardı, ne Gabriel, ne de başka biri.

Gidip tekrar yatağına uzandı sonra. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Yine düşünmeye başladı, ama kafasındaki kurgular bir türlü yerli yerine oturmuyordu. Düşünceler içersinde uykuya daldı. Gözünü tekrar açtığında odadaki lamba yanıyordu. Saatine göz attı 21:00’i gösteriyordu.

Kalkıp odanın içersinde dolanmaya başladı. Bir aşağı, bir yukarı yürüdü. Bunu ne kadar süre devam ettirdiğinin bile farkında değildi. Sonunda kendini kaybedip kapıyı yumruklamaya, çığlıklar atmaya başladı. Çıkarın beni buradan diye haykırıyor bir yandan da kapıyı var gücüyle tekmeliyordu. Bir ayak sesi duyuldu. Biri elindeki anahtarla kapıyı açmaya çalışıyordu. İçini sevinçle karışık bir korku kapladı Menuneh’in. Biri kapıyı açıyordu ve bu odadan kaçabilmesinin tek yolu bu saf demirden engelin bertaraf edilebilmesiydi. Kapıdan istemsiz bir şekilde bir ki adım geri attı ve durup bekledi. Anahtar kapının gözünde birkaç kez döndü ve kapı ağır ağır açılmaya başladı. Üzerinde beyaz uzun önlüğüyle bir kadın kapının girişinde duruyordu şimdi. Bu Gabriel değil miydi? Kadına yaklaştı Memuneh, “Gabriel beni neden hapsettin” diye sordu. “Sakin ol” dedi Gabriel, seni buradan çıkaracağım ama önce arkanı dön ve ellerini arkada birleştir. Biraz tereddüt etse de söylenenlere uymaktan başka bir çaresi yoktu Memuneh’in. Arkasını döndü ve ellerini birleştirdi. Soğuk bir dokunuş hissetti bileklerinde. Şimdi elleri kelepçeli, öylece Gabriel’in yanında duruyordu. “Haydi” dedi Gabriel, “seni buradan çıkaracağım benimle gel.” Memuneh’in koluna girdi ve birlikte uzun koridorda ilerlemeye başladılar.

Kendi evinin odasından çıkan Memuneh, koridoru görünce hayrete düştü. Burası onun evi değildi. Sağında ve solunda demirden kapılar bulunan bembeyaz bir koridorda ilerliyorlardı şimdi. Ortalık oldukça sessizdi. Koridorun sonundaki merdivenden aşağı indiklerinde yine beyaz önlük giymiş bir adam karşıladı onları. Memuneh sorular soruyor fakat ne Gabriel’den ne de diğer adamdan bir yanıt alamıyordu. Memuneh’i kapısının önünde büyük bir aslan heykeli bulunan odaya doğru yönelttiler. Burası bankadaki odası değil miydi? Müdür olduğunda soyadını simgeleyen bu heykeli çok yakın bir arkadaşı göndermişti O’na. Fakat odadan içeri adım attıklarında buranın ne kendi evi, ne bankadaki odası olmadığını anladı. Artık zihni iyice karışmıştı. İçerdeki eşyalara bakılırsa burası bir muayenehane idi. Memuneh’i bir yatağa yatırdılar. Gabriel elindeki şırıngaya bir ilaç çekerek, bunu Memuneh’in koluna enjekte ederken, kısık bir ses duyuldu. “Nerdeyim ben?” Ve ilacın etkisiyle iyice uyuşmaya başlayan Memuneh’in göz kapakları kapanırken son gördüğü şey, Gabriel’in yakasında bulunan bir yazı oldu. “Guislana Akıl Hastanesi, Hemşire Gabriel Joseph”

Korkusitesi için yazan Nimet Şahinöz

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (16 Yorum)

YORUM YAZ