Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Yokai Monsters 1: 100 Monsters

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

12 Aralık 2011

0 Adet Yorum

0

Yôkai hyaku monogatari
Yönetmen: Kimiyoshi Yasuda
Senaryo: Tetsuro Yoshida
Imdb Puanı: 6.6/10
Yapım: 1968, Japonya, 80 Dakika
Oyuncular: Jun Fujimaki, Miwa Takada, Sei Hiraizumi, Mikiko Tsubouchi, Shinichi Rookie, Masazo Hayashiya, Takashi Kanda, Ryutaro Gomi, Yoshio Yoshida, Koichi Mizuhara, Jun Hamamura, Saburo Date, Shosaku Sugiyama, Ichiro Yamamoto, Ikuko Mouri

Japonlar geleneklerine ve eski değerlerine hakim bir ulus. Teknolojik olarak ne kadar ileri olsalar da en ilkel ritüllerine bile şiddetle sahip çıkıyorlar. Bu bağlamda, oldukça değişik inanç sistemlerinden önemli bir dalı oluşturan “Yôkai” olgusunu unutmamak ve özellikle de genç nüfusa unutturmamak için güzel bir yol izlemişler. Hani nasıl bizde, örneğin, Nasreddin Hoca’yı genç nesile tanıtmak için izleyen kişinin zekasına hakaret edecek iğrençlikte çizgi filmler çekiliyor; işte Japonlar da Yokai’yi gençlerine anımsatmak için üç filmden oluşan bir proje oluşturmuşlar. Fakat onlar gençlerine bizden çok daha fazla saygı duyuyor olmalılar ki yıllar sonra bile etkileyiciliğini kaybetmeyen, gençler için değil adeta erişkin izleyiciler için çekilmiş bir korku filmi gibi duran işlere yapımlara imza atmışlar. İşte bahsedeceğim bu üç filme (100 Monsters: Yôkai hyaku monogatari, Spook Warfare: Yôkai daisensô ve Along with Ghosts: Tôkaidô obake dôchû) Japonlar’ın bu eşsiz duyarlılıkları bilgisi dahilinde değinmek istiyorum.

Yokai, çeşitli doğa güçleri, hayaletler ve cinlerden oluşan eski bir inanç sistemi. Bize yakın olsun diye basitçe cinler diyelim. Yokai cinlerinin sayısı oldukça fazla; Japonya’nın her tarafında tanınan, ortak cinlerin yanında coğrafik olarak özellikleri değişebilen yerel üyelerden de oluşabiliyor. İnsanlara direkt zarar vermek yerine onları lanetleyerek, aldatarak, korkutarak, akıllarını karıştırarak etki eden zayıf doğaüstü yaratıklar olan Yokai cinleri ille de kötü karakterli olmak zorunda da değil.

Filme adını verdiği için belirtmem gereken bir gelenek daha var: Hyakumonogatari Kaidankai yani Yüz Canavar Masalı denen bu oyunda bir odada toplanan kişiler teker teker, içinde esrarengiz cinlerin rol aldığı, kamp ateşi öykülerine benzeyen korkunç öyküler anlatıyorlar birbirlerine. Her öykünün sonunda konukların birinin önündeki mum söndürülüyor. Yüz öykü anlatılıp mumlar teker teker söndürüldüğünde sadece öykü ustasının önündeki mum kalıyor. O da söndürüldüğü vakit oluşan karanlıkta Yokailerin serbest kalıp odaya girerek konukları lanetleyeceğine inanılıyor. Bir tür cesaret oyununa benzeyen bu geleneksel toplantı mutlaka bir büyü bozma ritüeliyle sonlandırılıyor.

İşte Japonya’nın Edo döneminde yani İmparatorluk devrinde geçen öykümüz böyle bir “Yüz Canavar Masalı” ile başlıyor. Toplantının üyeleri ise fakir ama mutlu bir köyün sakinleri. Bay Jinbei’nin ev sahibi olduğu pansiyonlarda oturan bu insanlar geleneklerine bağlılar ve doğal güçlere inanıyorlar; bu nedenle köylerinin yanındaki eski inanışlardan kalma bir tapınağa sahip çıkıyorlar. Fakat bir gün bu düzenleri bozuluyor. Bir para babası, banker olan kötü kalpli Tajiyama, iyi kalpli ev sahibi Jinbei’nin kendisine olan ödenmemiş borcunu neden göstererek pansiyonu ve yanındaki tapınağı yıkmaya gönderiyor adamlarını. Jinbei’nin kızı Okiku ve bekçi Gohei karşı koymaya çalışıyor ama yaşlı Gohei ölesiye dövülüyor. Diğer yandan tüm bu olaylarda, bölgeyi ele geçirmeye çalışan Hotte Lordu Uzan’ın parmağı olduğu ortaya çıkıyor. Yönetimde daha üst mertebeye gelmeye çalışan bu şeytani vali, yalaka Tajiyama’yı kullanarak “batıl inanç” olarak gördüğü tapınakları tek tek ortadan kaldırmak istiyor. Yuvalarını kurtarma konusunda çaresiz kalan insanların imdadına, vali Uzan’ın evinde hizmetçilik yapan Osen ve pansiyonda kalan ronin Yasutaro yetişiyor.

Ama kötülerin ciddiye almadıkları başka bir bela var. Erol Taş’ı aratmayacak acımasızlıkta gerçekleştirdikleri kötülüklerin ardından Tajiyama ve Lord Uzan bir “Yüz Canavar Masalı” gecesi düzenliyorlar fakat öykü ustasının tüm ısrarlarına rağmen gecenin sonunda büyü bozma ritüelini gerçekleştirmiyorlar. Bu zamana kadar sabreden Yokai canavarlarının artık sabrı taşıyor ve intikamlarını almak üzere kolları sıvıyorlar.

Görüldüğü gibi temel bir iyi-kötü savaşına odaklanmış konusuyla “Yôkai hyaku monogatari” ahlaki değerlerin korunması üzerine basit bir film. İyilerin çok iyi, kötülerin çok kötü olduğu bu filmler tipik Türk filmi sularında ilerler; karakterler siyah ve beyazdır, gri yoktur. Zavallı köylülere baskı uygulayan kötü karakterler zengin ama korkaktır. Parayı inancın önüne koyarlar, eski de olsa milli değerlere saygı göstermezler, batıl inanç diye küçümserler. İnsanları kendilerine borçlandırırlar, borçlu kişi parasını ödese de onu katlederek genç kızına tecavüz etmeye kalkışırlar (vay hainler vay!). İlahi adaletin yerini bulması için Yokailer tarafından tek tek öldürülenlerin içinde tek hayatta kalanın Tajiyama’nın oğlu Shinkichi olması şaşırtıcı değildir. Çünkü Shinkichi erişkin olsa da bir çocuğun zekasına sahiptir. Babasını sinir edecek kadar geri zekalı ama bir o kadar da saf olan bu genç, diğerlerinin aksine Yokailere inanır hatta bir şemsiye cini olan Kasa-obake ile arkadaş olur. Filmde temiz ve saf yürekliler daima kazanır; iki kahraman yani hizmetçi Osen ve ronin Yasutaro gibi.

Filmde sahneler arasındaki geçişler çok iyi. Mesela Yasutaro penceresinden dışarıya baktığında (kıyım sahnesiyle karşılaştığı için) yüzü dehşetle kaplanıyor ama seyirciye o sahne değil Tajimaya’nın işçilerinin marş sahnesi gösteriliyor ki bu da ilginç bir bir koşutluk yaratıyor. Aynı şekilde Tajimaya’nın evinde öykü ustasının bir topluluktan bahseden öyküsündeki çalan çan, Jinpei’nin köy ahalisiyle yapacağı toplantının açılış çanı olarak gösteriliyor. Kostüm ve set tasarımı kusursuz bir dönem filmi izlediğimizi düşündürüyor. Müzik neredeyse hiç yok. Sadece Yokailerle ilgili sahnelerde sanırım theremin kullanılmış. Bunun üzerine eklenen yöresel davullar ve kıkırtı efektleri atmosferi daha da tekinsiz hale getiriyor.

Filmin diğer yıldızları olan Yokailere ayrıca değinmek gerekiyor. Hazır yeri gelmişken kısa bir bilgilendirme de yapmak istiyorum. Japon folklöründe yukarıda bahsettiğim Hyakumonogatari Kaidankai öykülerinin kaynak aldığı Hyakki Yakō (Yüz Canavarın Geçit Töreni) inancı mevcut. Yokailer yılda bir kez, bir yaz gecesi yollara dökülüyorlar. Bu sırada canına susamadıkça hiç kimsenin yollarına çıkmaması gerekiyor. Bu görüntü filmimizde mevcut. Ayrıca ben her ne kadar tam olarak deşifre edemesem de yüzlerce Yokai arzı endam ediyor. Filmin başında adı geçen Tsuchikorobi tek gözlü, tamamen kıllardan oluşan dev gibi bir yaratık. Bir tür koca ayak diyebiliriz. Kurbanlarını rüzgarın yardımıyla kendine çekiyor ve kıllı kollarıyla sararak boğuyor. Filmdeki ilk Yokai öyküsü bununla ilgili.

Filmde geçen ikinci Yokai öyküsü ilkinden daha ürpertici. Burada iki balıkçı bir nehirde avlanıyorlar fakat yaşlı bir keşiş, bir zamanlar ölüm nehri olan bu akarsudan avlanmanın onları lanetleyeceği konusunda uyarıyor. İki adam bu kaçık ihtiyara kulak asmıyor ve nehirden dev gibi bir Koi yakalıyorlar (Japonlar Koi’lerin tılsımlı olduğuna inanırlar). Balığı hazırlaması için eve geliyorlar ve birinin karısı balığı hazırladıktan sonra Rokurokubi‘ye (yılan boyunlu kadın) dönüşüyor. Şok final de cabası.

Onun dışında Oni (ağzından fırlayan sivri dişleriyle trolleri andıran, kıllı ve boynuzlu bir iblis), Nuppeppo (şekilsiz et yumağına benzeyen bir cin), Yama-uba (beyaz saçlı bir tür cadı), Noppera-bō (yüzü olmayan hayaletler) ve sanırım Kuchisake-onna (ağzı bir taraftan diğer tarafa kadar kesilmiş bir kadın hayaleti ya da cadı) gözüme çarptı. Bazı Yokaileri tanımlayamadım. Kasa-obake ve Rokurokubi’ye serinin ikinci filminde de değineceğiz.

İş efektlere gelince, işte orada gerçekten bir çocuk filmi izlediğimi düşündüm. Çünkü Yokailer “Susam Sokağı” karakterleri gibi duruyor. Kasa-obake bir ipli kukla. Diğerleri peluş kostüm giymiş figüranlar. Bazılarının suratlarında plastik maskeler ve makyajlar var. Görsel efektler üstüste bindirme tekniği, dönemin modası olan bluebox ve Kasa-obake ile geri zekalı Shinkichi’nin oyun sahnesinde olduğu gibi animasyon şeklinde kotarılmış. Fakat özellikle final sahnesinde film hayli ürpertici olabiliyor. Gerçekten garip bir Japon filmi izlemek istiyorsanız öneririm, eğlenceli üstelik.

Serinin diğer filmleri:
Yokai Monsters 2: Spook Warfare (Yôkai daisensô)
Yokai Monsters 3: Along with Ghosts (Tôkaidô obake dôchû)

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ