Ses çıkarma... Kımıldama... Hepsinden öte... Sakın bir dilekte bulunma! Wishmaster (1997)

Yasak-Heretik Müzik…

Korku Genel

Özel Dosya

BurakBayülgen

20 Ekim 2011

0 Adet Yorum

0

Heretik-müzik olabilir mi olamaz mı sorusuna yanıt aramaya başladığımızda ilk önce heretik temasının oluşabilmesi için bir din gerekmektedir ve Klasik Batı Müziğinde bu din kuşkusuz Hıristiyanlık olacaktır. Ancak heretik temasının oluşmaktan ziyade hakim olabilmesi için de bahsettiğimiz din olan Hıristiyanlığın Ortaçağ Avrupa’sında ciddi baskıcı bir sisteme dönüşmesi de lazımdır.

Kısa da olsa öncelikle müzikal form babında (bu müzikal form çağrışımlar olarak heretikliği devreye sokar) çok sesli müziğin doğru olup olmadığına değinmeliyiz. Antik-Yunan müziği tek sesli bir müzikti. Antik-Yunan filozofları müzik üzerine çok fazla düşünüp taşındılar ve müziğin ruhani iyileştirici bir yapısı olduğundan bahsettikleri gibi müziğin matematik gibi bilimlerle olan ilişkisini de çokça irdelediler. Fakat Platon müziğin yalın; yani tek ses olması gerektiğini savunuyordu. Bu savunmanın ardında yatan temellendirme müzik üzerine bir kısıtlama getirmek maksadıyla değil, aksine Antik-Yunan filozoflarınca müziğin doğuşunda yatan Tanrısallığın ve Tanrı katındaki müziğin yücel niteliği üzerineydi. Ve unutmamalıdır ki kötü olan müziğin vatana ihanet sayıldığı bu dönem, konumuz için oldukça açıklayıcı bir veri oluşturmaktadır.

Ortaçağ Avrupa’sında Kilise’nin müzik üzerine olan baskısı çok sesli ve seküler müziğin özellikle Rönesans ile patlama yaşamasına kadar sürer. Öyle ki kilise içinde eşlikçi bir enstrüman bile yasaktır. Bu hususta baskıcı Ortaçağ Avrupa’sında müzik estetik bir haz değil, tamamen öbür dünyayı hedefleyen bir ölümlü için ruhu olgunlaştıran bir araç olacaktır. Ancak çok sesli müzik kendini gösterirken bile bazı müzikologların argümanları estetik mevzusunda ve konumuza ışık tutacak fikirler üzerinedir.

Örneğin, kilise için kutsal bir metinden ve buna eşlik eden bir ezgiden bahsediyoruz. Ancak müzik icra edildiğinde çok sesten ötürü metin anlaşılmıyorsa, o zaman bu müzik başka başka çağrışımlar yapabilmektedir: Öncelikle müziğin güzelliğinden ötürü şehvet ve çok sesin karmaşasından ötürü şeytani çağrışımlar…

İşte, anahtar kelimemiz “çağrışım”dır. Müziğin nasıl şekil bulması gerektiğini ve estetik babında ses ve çok ses ayrımını bu çağrışımlar üzerinde temellendirebiliriz.

Müziğin tek ses veya çok ses olması demek, müziğin etiğine de etki ettiğinden, maksat burada çağrışımın Hıristiyanlık tarafından lanetlenmiş kavramlar üzerinde olmamasına dikkat çekmektir. Bu çok sesli müziğin yeniden çağrışım babında şehvetimsi duygular uyandıracağı anlamına da gelmemelidir. Kutsal bir metnin çok sesli yorumlanması kimi müzik filozofları tarafından benimsenmemişse de heretik bir çağrışım yapıp yapamayacağı aynı zamanda müziğin ritmiyle de alakalıdır. Örneğin, tekrarcı müzik Hıristiyanlığın baskıcı bir şekilde hüküm sürdüğü Ortaçağ Avrupa’sında lanetlenmiş Pagan ayinlerine yakınlığıyla müzikal bir form içinde ele alınırsa… Öyleyse bu çağrışımlar için belirleyici unsurlar yükleyelim: Ritim ve tekrarcılık Tek Tanrılı bir dinin müziğinden ziyade Çok Tanrılı eski (ancient) dinlerin formundadır. Dinsel ve kültürel olarak bir döneme hakim olan bu dinler ve mitolojilerin yeniden çağırım yapması Hıristiyanlaşan bir Avrupa’da ciddi bir sorun teşkil edeceğinden, demek ki bu çağrışımlar zorunludur -ya da öyle ön görülüyordu- ve önemli ölçüde stereo-tiptir.

O halde çekirdekte müzikal formdan da öte tıpkı Pagan ayinleri gibi Hıristiyanlığın heretik olarak kabul ettiği ve ciddi bir tehdit olarak gördüğü bir başka din yahut bu dinin kültürleşerek yaygınlaşma sorunu yer almaktadır. Özellikle de Romantisizm’le duygu patlaması yaşayan Avrupa’dan referansla 19.yy’da neo-paganizmin ortaya çıkışı bizi şaşırtmamalıdır.

Ancak heretik bir müzikten bahsedebilmemiz için öncelikle Hıristiyan toplumlarında müziğin bir şey ifade etmesi, Hıristiyanlığın bir şeyi lanetlemesi gerekiyor ki o müzik formuna yakın olan sitil bir paradigmaya göre heretik olsun. Tabi sadece müzik değil, o ideoloji de lanetlenmiş olsun. Yine de lanetlenen şeyin bir din olması kadar bir kültür haline gelmesi ve bu kültürün politik denetim tarafından baskı altına alınması da şarttı, öyle ki sanatın bile dokunacağı ve dokunamayacağı bir ilgi alanı olmalıydı.

Fark ettiyseniz bu ciddi bir paradigma sorunudur ve akımlar veya dönemler olarak nitelendirdiğimiz zamansal süreçlerde elde edeceğimiz durum da bir paradigma kaymasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla seküler müziği de tarihsel bir süreçten geçireceğimiz için heretikliğin cezalandırıldığı bir Ortaçağ Hıristiyan Avrupa’sında da seküler müziğe din dışı Hıristiyan müziğidir demek gerekir. Demin de bahsettiğimiz üzere sanatın dokunacağı ve dokunamayacağı alanlar vardıysa da seküler müzik devlet sistemleriyle de paralel ilerleyen bir yapıya sahip olmalı. Yani danslar, kutlamalar, şölenler, festivaller ve de duygu durumlarıyla ilgili eserleri çeşitli müzik biçimleriyle (pavan, galliard vs…) ifade edilirken, sanatçının paradigma dışında durabilmesine rağmen o katı paradigmaya uyma zorunluluğu…

İşte yukarıdaki sebepten ötürü insan yapımı her şeyin kültür olması mevzusuna ve müziğin Tanrı katındaki idealizminden sıyrılıp kültürel bir şey olması zorunluluğuna geliyoruz. Şayet müzik Tanrı katındaki idealine tek ses ya da çok ses gibi tartışmalarla ulaşacak olursa, o halde tıpkı Ortaçağ filozoflarının değindiği gibi İyi olan Tanrı’nın müziği de iyi olacaktı, ancak müzik heretik olarak da vuku bulacağı için insanın vasıflarına, yani kültürel olana yönelecektir. Yani, heretikliğin kültürel bir paradigmadan yasak olduğu dönemlerde heretik bir müzik vasfının da olamayacağı doğal bir hal alacaktır. (En azından resmi olarak…)

Kültürel olan müziğin kusurlu bir müzik olup olmadığını tartışırsak –ki alt kültürlerde çokça tartışılır- mutlaka türevler babında konuşur hale geliriz. Nitekim dönemsel müziklerin bir bastırılmışın geri dönüşümü olduğu da varsayılabilir. Sadece müzikal tema babında değil, aynı zamanda dönemsel ideolojiler babında da…

Kanımca alt kültürlerin oluşumunda tek bir hakim ideolojiden bahsedemeyiz; ancak bu ideolojinin paradigma kaymasındaki yerini muhafaza etmek lazım. Resmi bir şekilde yasak olan bir dönemin ideolojik aktiviteleri, bir başka dönemde siyasi bir yaptırımla yüz yüze gel-e-meyeceğinden ciddi bir basınçla su yüzüne pek çok karşıt-ideolojiyi çıkartabilir. Bunlara heretiklik de dahildir fakat heretikliğin de ele alınış biçimi vardır. Bestecinin bu heretik ikonografilere hayat verme biçimi, onun dini paradigmasındaki yerini de bizlere göstermez mi?… Müzik kültürel ise, onun değer atfetme biçimi de alt-kültürlerin sayesindedir. Alt-kültürlerin oluşumunda da hakim ideoloji ve karşıt ideolojinin resmi olarak bir sistemde yer edinmeleri gerekir. Dönemsel müzikal bir akım ve doğal haliyle de müzik türevleri bu hususta şarttır.

Buna ilave olarak müziğin de türevselleşmesi için tüketim toplumunun gerekliliği bizleri şaşırtmamalı. Müziğin değeri kadar, müziğin ne derecede alıcı bulduğu, ulaştığı makamlar ve sanatçıların ekonomik geliri. Amadeus Mozart’ın kraliyet hakimiyeti altındaki müzikten kendini kurtarması ve müziğinin özerkliği için burjuvadan medet umması. Hangi özerk müzikten bahsediyoruz ki burada?… Bütün bu soruları sorarken birkaç şeye dikkat çekmek isterim:

Müzik ve özerkliği, burjuva ve kraliyet hakimiyetindeki müzik derken, devirlerin değiştiğine, sanatçıların değiştiğine ve de temaların, içeriğin değiştiğine dolayısıyla heretik paradigmasına yepyeni öğeler eklendiğine… Ortaçağ Hıristiyanlarının korkusu olan pagan ayinlerine yakın ritim ve tekrara dayanan müzik, şimdi ise bambaşka anlamlar içermeye başlamadı mı?… Heretiklik sadece din dışı değil, toplum dışı, ciddi bir tehdit, apayrı bir kültür oluşturur duruma gelmedi mi?…

Sadece bu paradigmanın içerdiği olgularının en başına dönersek, tema babında heretiklik kuşkusuz her daim müzikte yer edinmiş olmalıdır. Ancak bu kavram itelenmiş ve ciddi bir biçimde ötekileştirilmiştir. Kilise ilahilerinden, seküler müziğe kadar Şeytan’a ve heretikliğe karşı olan bilinç bunları müzikte tema olarak irdelemiştir. Ancak bir korku vasfıyla ve bir tepki olarak… Yani asla bu tema, bir etken değil, bir ön koşul olmuş olmalıdır. Tanrı’yı kabullenen ve Tanrı’ya inanan Ortaçağ insanı kaçış babında kutsal metinlerin ezgilenmiş hallerine sığınır –çağrışımlar düşünülmeden… Seküler müzik burada asla heretik olana yakın olarak irdelenemez ancak müziğin de yeri, zamanı ve biçimleri vardır. Paradigmanın son halkalarında ise heretikliği öven bir etkenin ortaya çıkmasında ise gerek politik, gerek irade babında özgürleşen!!! insanın kendisi yatmaktadır ve bu genişlemeye değişen zaman ve mekanlar cevap olacaktır. Eğer bu özgürleşen (neye göre özgürleşme???) irade, politik ve dini bir yaptırıma maruz kalmıyorsa, Modest Mussorgsky’nin Night on Bald Mountain eserini kendi paradigmasında baş tacı haline getirebilir, yahut Richard Wagner’i Nietzsche’nin aksine Dionyssoscu olarak betimleyebilir. Hatta ve hatta pagan müzikleriyle direkt heretik bir bağ kurabilir ve bunları yine kendi heretik paradigmasında övebilir, ancak eserin orijinal estetiğinde değil, kendi yüklediği anlamında mahsur kalır.

Anlam yüklemesi yapabilmek için popülerizmde de geçen çok önemli bir hedefe yönelmemiz lazım: Bu hedef kuşkusuz kitle olmalıdır. Yani; bir müziğin alıcı kitlesi… Dioynissoscu müzik ya da Apolloncu müzik arasındaki felsefi farkı bile bu kitle kavramı üzerinden yapmalıyız ki müziğin alıcısı kadar anlayan kişiye ya da bu konuda bir miktar entelektüelleşmiş kişiye yaklaşsın.

İdeal müzik için ontolojik belirlemeler mümkün iken heretik müzik için sadece ontolojik varsayımları kullanamayız ve kullanmamalıyız. Heretik adını verecek bir kitlenin oluşmasını da günümüzde alt-kültürlerle kolayca belirleyebilirken, klasik batı müziğinin hangi döneminde böyle bir kitlenin varlığıyla biçimlendirebiliriz?… Heretikliği övebilen bir zihniyet varsa bile bu zihniyet kendi tatminini hangi mecralarda duyumsayabilecekti?…

İnsanın kendi evinde de konser deneyimini yaşatan ticaret müziğinden önce heretik temayı halk meydanlarında çalabilecek ve gizliden gizliye alt-kültür oluşturabilecek bir Klasik Batı Müziği Avrupa’sını hayal etmek biraz zor. Fakat bir pazarlık yapılabilinir: Troubadorların multi-kültürel müzikleri dinlenmeye mahsus çalınabilinir. Haçlı seferleri müzikal bapta da Avrupa için bir kaynak olmamış mıydı? Öyle ki troubadorlar kutsal doğunun mistik müziğini öğrenmişler ve Avrupa’ya getirmişlerdi. Orientalism Klasik Batı Müziği’nde benimsenecekti. Buna ek olarak Ortaçağ’da Kilise’nin dini müzik üzerinde baskın bir hakimiyet kurmasının ardında troubadorların müziklerinin ağızdan ağza dolaşması tıpkı el altından dağıtılan gazetelere benzemektedir ve genel baskın kuralların altında Rönesans’a doğru giden aydınlanmanın filizlenmesini sağlamaktadır. Hakim ideoloji ve müzikal ideoloji Kilise’nin elindeyse, halkın gizliden gizliye ağza aldığı melodilere ne demeli? Üstelik bunlar enstrüman eşlikliyse ve din dışı temalar, duygular ve en önemlisi başka başka kültürler bile içeriyorsa…

Konumuza dışarıdan bakan bir öğe olan troubadorların müziği tartışmalarımızla alakalı bir gerçeği gösteriyor yinede: Ülkelerin kendi kapalı dünyalarında heretik müzikal fikirlerin doğması da mümkün olamaz. Peki bu heretik tema nereden gelir o zaman?… Hangi kültürden ve hangi coğrafyadan?… Bu sorunun cevabı kendi içinde kapalı olan bir ülke anlayışının ne olduğuyla ortaya çıkar ironik olarak. Yani, hangi kültürün hangi kültürü elimine ettiğiyle… Elimine ederken gücün kimde olduğu da ya da hakim gücün kim olduğu da çok önemlidir çünkü bastırılmak istenen kültür, alt-kültür ya da inanç sistemi geri dönüşümünü sanat ile çok iyi becereceği gibi özellikle yetenekli ve zeki bir sanatçı için oldukça cezp edici olacaktır.

Heretik derken kuşkusuz çok indirgemeci bir şekilde sadece Şeytan betimlemelerini kastetmiyoruz. Bahsedersek çok geniş ve yepyeni bir paradigma oluşturmuş oluruz. Hıristiyanlığın doğuşundan ve hakimiyeti çokça genişledikten sonra Paganlar da heretik olarak adlandırılıyorlardı (kaldı ki Paganizm ilkel bir dindi). Reform da Katolik camiası için ciddi bir heretiklikti. Heretik müziğin bir alıcı kitlesi yoktu bu yüzden. Daha modern ideolojilerin savunucuları vardı. Müzik (heretik olmayan) ancak bu ideolojilerin bir takım sanatsal dışavurumları olabilirdi. Martin Luther’in de bestelemiş olduğu kilise ezgilerine kim 21. Yy’da heretik diyebilir? Cevabı aradığımızda unutmamalıyız ki Rönesans ve Reform sadece bir devlete ait değildir; Avrupa’dan fışkırıp Avrupa’ya yayılmıştır ve Avrupa tarafından benimsenmiştir. Aydınlanırken, mutlaka eski alevler de sönmeye yüz tutmuştur. Eskiye göre yeni heretiklik ise, yeniye göre eski de gericiliktir. Paradigma mevzusuna böylece yeniden geri dönmüş olduk. Eklememiz gereken ise bu paradigma artık genelleşmeye başlamıştır. Yani sadece Hıristiyanlık veya Rönesans ve Reform paradigması değildir durum. Genelleşen paradigma eski ve yeni paradigmalarıdır artık.

Devrim niteliğinde yeni olan kadar, eski olana dönüş de tehlikeliydi. Ancak müzikal olarak hiçbir zaman şimdiki ya da o anki durumun sabit kalınışının güvenli olacağı söylenmemelidir. En azından bir besteci için. Yeni ve eski arasında kalan bir sanat alt-kültürler doğurur. Bu arada kalan sanatta sövmek bile, hiçbir şeyi alevlendiremez. Eleştiri getirir, az çok politikleştirir. Açık verdiği zaman biraz kıvılcım saçar ama gidecek yolu yoktur. Bir tahtaya değip alevlendiremez ve yangın çıkartamaz. Söner gider.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Kaynak: Fubini, Enrico: Müzik ve Algılama, Müzikte Estetik, Dost Kitabevi Yayınları, 2003.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.