Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Wolfen

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

03 Şubat 2010

3 Adet Yorum

3

Yönetmen : Michael Wadleigh
Senaryo : David Eyre (Whitley Strieber’in aynı adlı romanından)
Yapım :1981, ABD, 115 Dakika
Oyuncular : Albert Finney, Diane Venora, Edward James Olmos, Gregory Hines

Yeni senatör van der Veer ve eşi, hafif uyuşturucuları da içeren bir partiden çıktıktan sonra evlerine dönüş yolunda, yapay yel değirmenlerinin olduğu bir parkta mola verirler. Ertesi gün ikisinin de parçalanmış cesetleri bulunur. Polisler olası bir terör saldırısını gözönünde bulundururlar, fakat cesetlerin öldürülüş şekli vahşi bir hayvan saldırısını düşündürmektedir. Polis memuru Dewey Wilson, eski sevgilisi adli psikolog Rebecca Neff’le beraber olayları araştırırken eski bir Kızılderili efsanesinin yönlendiriciliğiyle, şehrin yıkıntılarının ortasındaki bir kilise enkazına ulaşır.

Amerika’nın etnik azınlıklarından kaynak alan korku filmlerinin gerçekten korkunç olmadığından şikayetçiyim. Woodoo efsaneleri (zombiler dışında), kızılderili efsaneleri… gibi kaynaklar fikirde ne kadar iyi görünse de pratikte sınıfta kalıyorlar. İşte bu düşüncemin belki de tek istisnası “Wolfen”, tür ve anlatım olarak kurtadam filmi olsa da aslında “kurtadam” filmi değil!

Bazen film önerirken şöyle esaslı bir gerilim filmi bulamadığımı fark ettim. Şöyle ekran karşısında nefes almadan izlediğim, aniden yerimden zıpladığım, tırnaklarımı kemirdiğim gerim gerim bir gerilim filmi bulamadığım zamanlar çok oldu. Eminim benim gibi düşünen çok kişi vardır. Nihayet, “Wolfen” uzun zamandır izlemediğiniz kadar gerilimli bir filmdir desem başım ağrımaz. Eski tarihli olması emin olun hiçbir eksiklik oluşturmuyor, çünkü öykünün güncelliği devam ediyor.

Bir roman uyarlaması olduğundan muhtemelen, filmin sosyolojik ve politik alt metni oldukça zengin. Kolay değil, kentin ortasında koca senatör parçalanarak öldürülüyor. Bir terör saldırısını suçlamak en kolay iş. İpucu vermek istemiyorum ama zaten ortada bir tür terörist (veya anarşist) grup var! Ama düşündüğümüz gibi değil. Zaten hem polislerin hem de izleyicinin, esrar perdesi aralanırken katil dışında bulması gereken daha önemli bir cevap var ki o da cinayetin neden işlendiği. Zira siyasi bir suç filmi veya polisiye şeklinde ilerleyebilecek olan film tam da bu noktada başka yola sapıyor.

Michael Wadleigh adını duymamış olabilirsiniz (benim gibi). Çünkü yönetmenin bunun dışında başka filmi yok! Bu çok garip, çünkü anlatımı ve atmosfer yaratımı konusunda benim diyen kelli felli yönetmenlere şapka çıkartan bir işe imza atmış; atmosfer, bir gerilim filmi için çok çok önemlidir. Filmdeki görüntü yönetimi harika. Katilin bakış açısından görüntü veren kamera yeni Bir şey değil ama termal kamerayla aktarılan görüntüler ilk defa bu filmde uygulanmış. Daha sonra Predator‘ün bakış açısını yansıtırken de aynı yöntemle termal kameralar kullanılmış. Mekan kullanımı daha da etkileyici. Amerika’nın belki de hiç göremeyeceğimiz; bina yıkıntılarıyla dolu, çöp dağlarıyla çevrelenmiş çirkin yüzü filmin doğal mekanını oluşturmuş. Bu keşmekeşin ortasındaki yanmış kilise binası hafif gotik etkiler taşıyor diyebiliriz. Üstelik bu bina enkazından gelen bebek ağlaması-kedi miyavlaması benzeri sesler insanın tüylerini diken diken ediyor. Zaten filmdeki ses efektleri tamamen usta işi.

Film, Kızılderili halkın haline Amerika’nın betonerme çirkinliğine yaklaştığı samimiyette yaklaşıyor. Yalan yok. Kehanetlerde bulunan eksantrik bilgeler etnik mekanlarında pipo tüttürmüyor. Gerçekçi bir biçimde, toplumdan dışlanmış, köhne mekanlara itilmiş kayıp insanlar olarak sunuluyor. Topraklarından edilmiş bu halk, modern Amerika’nın yerleşim olanağı olmayan gözardı edilmiş mekanlarında borularını öttüren serseriler gibi görünüyor. Yaşlı yerliler barlarda kendilerini ateş suyuna teslim ederken, yenilmeyi reddeden gençler Brooklyn köprüsünün halatları üzerinde koşturuyor. Bu anlamda filmin belki de en ilginç karakterini olan genç kızılderili Eddie Holt’la tanışıyoruz. Filmin en akılda kalıcı sahnelerinden biri olan çırılçıplak likantrofi sahnesinde Edward James Olmos “Blade Runner”dan hemen önce rol çalma alıştırmaları yapıyor sanki. Kendisine özellikle dikkat edin derim.

Usta aktör Albert Finney’i unutmamak lazım. Her hareketinden, karakterin gerçek olduğu hissini alıyorsunuz. Korkusunda bile. Kariyerinin başındaki Gregory Hines’in canlandırdığı çaylak ile birlikte, Hitchcock’un “Arka Pencere” filmini anımsatan sahnelerinde gerilim üst noktalara ulaşıyor. Üstelik filmdeki gündüz sahneleri gece çekilenler kadar ürpertici ki bu durum kolay rastlanır bir şey değildir. Üstelik bu rafine görüntülere kaliteli bir müzik eşlik ediyor.

Başkalarının yaşamları üzerine kurulan Amerika’nın göbeğinde konforlu hayatlarına devam eden halk ne kadar güvende? Evet teknoloji her şeyi yenebilir ama yaşlı Kızılderili’nin dediği gibi “Siz teknolojinizi geliştirirken hislerinizi kaybettiniz!”. Gözle görülür, elle tutulur şeyler yenilebilir, bertaraf edilebilir. Ama her hareketimizi hisseden güçlerle, spiritüel efsanelerle nasıl başedilir; özellikle de onlar bizim rahatımızdan daha önemli birşeyi koruyorlarsa? Kendini dünyanın merkezinde gören insanlar aslında kolayca manipüle edildiklerini öğrenince, kendilerini beslenme zincirinin neresine koyacaklar? Onun için filmin belirli bir sonu, çözümü yok. Sadece kabul etme var.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ