Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

Wes Craven, Scream ve Amerikan Korku Anlayışının Neden-Sonuçları

Sine-Makale

BurakBayülgen

28 Mayıs 2014

0 Adet Yorum

0

wes-craven1

Wes Craven: Seksenli yılların ilahı seri katil, rüya efendisi ve fenomeni Freddy Krueger’ın yaratıcısı, A Nightmare on Elm Street ve Wes Craven’s New Nightmare filmlerinin yönetmeni. The People Under The Stairs gibi melez bir janra kucak açan korku filminin usta harmanlayıcısı. Bütün bunların yanı sıra kendini parodize etmekten kaçınmayan ve bu tavrıyla bile kült hareketin başlıca bir parçası olmayı başaran deneysel bir kişilik. Hollywood konvansiyonlarından ziyade kendi dilini oluşturmayı başarmış olması onu bu teze konu yapmaya yarayan başlıca özelliği. Amerikan sinemasına dahil ancak “mainstream” ile “kült” arasında bir köprü görevi gören birkaç yönetmenden biri olması, kendini sınayan yenilikçi tavrı ile birleşince ortaya kendine ait, Amerikan kültürü ve antropolojisinden beslenen bir tarz çıkarıyor. Wes Craven kendi ülkesinin geçmişinin sonuçlarını ortaya koyan bir yönetmen çünkü. Bu yakın geçmişle alakalı olduğu kadar, Amerika’nın kuruluş tarihi ile de bağlantılı bir sonuçtur.

wes-craven2

Wes Craven kendi film dilini oluştururken, ulusal gerçekliğin ve gerçeklerin sonuçlarıyla ilişkili filmler üretip, kendi fantastik ve sınır tanımaz hayal gücünü ortaya koyar. Bu açıdan yaklaştığında Wes Craven bu sonuçlara ilişkin film üreten belki de birkaç yönetmenden biridir.

Wes Craven’in film diline değinmek gerektiğinde yatay eksenler ile kurucu paradigma kendini Amerikan gençliği bunalımı ve bu bunalımın kaynağına giden yol olarak bir eksen halinde gösterir. Kurucu paradigma burada çok uluslu bir devlet anlayışı, aile, seks ve bundan nasibini alan genç şeklinde bir kısır döngüdür. Bunu biraz açmak gerekirse, Amerika kuruluş aşamasından beri öteki dediğimiz ayrımı yapan bir ulustur. Keşfedildiği zaman toprakların gerçek sahipleri veya yerlileri dediğimiz insanlar daima bir öteki sıfatıyla karşı karşıya kalmışlardır. Amerika kendini keşfetme sırasında ileriye ya da batıya doğru gider, vardığı yere bir sınır çeker ve bu sınırdan ötesini vahşi yaşam yani öteki olarak adlandırır. Zaten Amerikan korku sineması gerek uyarlamalarıyla olsun, gerek seri katilleriyle olsun hep bir öteki kavramını filmlerinin içine dahil etmiştir. Örnek vermek gerekirse seri katiller hep bir öteki konumundadır. Bir taraftan Amerikan ailesini temsilen var olan bir sistem, öbür taraftan bu sistemi tehdit eden bir katil ya da tehdit. Farklı bir janra değinmek gerekirse, western filmleri daima öteki kavramı üzerinden giden filmlerdir. Kızılderili, gerçek!!! Amerika’yı tehdit eden ya da rahatsız eden bir grup. Hatta öylesine kalın çizgiler çizilmiştir ki araya bir Kızılderili tarafından tecavüze uğrayan genç kızın sonu ölümdür çünkü ortaya çıkacak olan çocuk bir melez olacaktır. Bu arada Afrika’nın batı kesiminden bu topraklara getirilen ve bu yeni dünyayı sahiplenecek kişilerin ihtiyaçlarını karşılayacak köleleri de hiçe saymamamız gerekir. Onlar da bir çeşit öteki sisteminin kurbanı olmuşlardır. Kölelik sisteminin de Kızılderili ayrımından farklı kalır bir tarafı yoktur çünkü. Onların Kızılderililerden farkı vahşi ayrımı yerine ezilen kısmı temsil etmeleridir. (1)

wes-craven3

Bir taraftan da Avrupa’ya bakmamız gerekir. Sanayi devrimi ile başlayan ve buharlı makinenin icat edilmesiyle devam eden kırsal kesimden kente yapılan göçler ilk defa kötü yol ve batak kavramlarını doğuracak ve Karındeşen Jack gibi bir seri katilin dönemin en ünlü sanatçılarıyla aynı kefeye konulmasına sebebiyet verecektir. (2) Bu seri katil anlayışı Amerika’da da aynı şekilde kendini gösterecek fakat kendi formasyonunu ve biçimiyle bir sürü filmin oluşmasına yardımcı olacaktır.

Amerikan sinemasından önce Amerika’nın kendisi bu kozmopolit yapısından ve sürekli ötekileştirdiği kesimlerden dolayı kendi korku anlayışını ve nedenini yaratacaktır. Bu ilk olarak Kızılderililerden kaynaklanan tehdit korkusunun dolaylı ve modernleşmiş bir biçimidir. Dolayısıyla ulusal olarak zaten geçmişinden kaynaklanan hazırda bir korku ve tehdit varken Amerika hayalet öykülerinden çok daha somut bir tehdit üzerinde yoğunlaşmıştır. Çoğunlukla hayalet öykülerinin de uzak doğu uyarlamaları olduğunu görüyoruz (The Ring serileri gibi).

wes-craven4

Bu arada Amerika’nın ta en başından beri olan yaklaşımları farklı ötekiler de ortaya koyup, doğa ile kültür arasında da bir ayrımı netleştirmektedir. Amerika’nın doğaya verdiği üstünlük savaşının geri dönüşümü de aynı şekilde Amerikan korku anlayışı içinde barınmaktadır. Bu tarz filmler de yoğunluktadır Amerika’da (Volcano, The Day After Tomorrow, Twister gibi). Alien ve Jeepers Creepers gibi daha fantastik korku filmleri ise metaforik anlamda Amerika’nın kendi siyasi ve ulusal tutumunu simgelemektedirler. Buradan nasibini yine özellikle aile kurumları ve gençler üzerinde var olan etkisi sorgulanmaktadır. Bir bakıma ailelerin yanlışlarının bedelini gençler ödemektedirler. Buradan yola çıkarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki Amerikan korku sinemasının kurucu paradigması ötekileştirilen her türlü kavramdan doğan tehdit, aile kurumu etkileri ve gelişen modern dünyanın sonuçlarıdır.

Amerika’nın Gein, Manson, Bekowitz, Fish ve Wayne Gacy gibi katilleri sayısız Amerikan korku filmini dolaylı yoldan etkilemiştir. Hatta Marilyn Manson gibi bir rock/metal grubu üyelerinin bile takma soyadları haline gelmiştir.

wes-craven5

Wes Craven aslında bütün bu kurucu paradigmadan yola çıkarak Scream filmini ele almıştır. Aslında Scream filmi Wes Craven’in o ana dek yaptığı bütün filmlerin kendi içinde bir tekrarlanmış ve bir parça parodize edilmiş halidir. Aslında bunu cesurca kendi klişeleriyle dalga geçmek olarak da yorumlamamız mümkün. A Nightmare on Elm Street filmiyle ortaya koyduğu Freddy Krueger karakterinin doğrudan etkilediği seri katil gençlerden bahsediyoruz.

Sadece Freddy ile de yetinmeyip Silence of The Lambs, Psycho, Halloween, Friday The Thirteenth gibi başka yönetmenlerin Amerikan korku sinemasına armağan ettiği filmlerin bileşimini sunan film dil açısından bütün bu kurucu paradigmanın sonuçlarıyla ilgilenmektedir. Nedenlere değinmeden önce sonuçlarla. Üstelik bu filmi diğer seri katil filmlerinden ayıran özellik öteki ayrımının sürekli değişim halinde olmasıdır. En ufak bir ayrıntının bile kimi hangi konuma sokacağı ve uzaklaştıracağı belirlenememesidir. Bu kendi açısından bir çelişki gibi gözükse de aslında ”ne? nerede? nasıl? niçin?” sorularının sürekli taze kalmasına da fırsat veriyor. Cadılar Bayramı’na özel hazırlanmış bir elbise içinde yer alan katil (Ghostface) hikayenin kendisini bir yap-boz oyununa çevirmiştir.

wes-craven6

Açılış sekansından itibaren çok metinlilik kavramının hakim olduğu film, daha önceki filmlerden birebir tekrarladığı sahnelere “bunu daha önce görmüştük ancak şimdi…” içeriğiyle yaklaşınca sonuçlar dediğimiz yaklaşımlara ulaşmıştır. Seri katil paradigmasının bütün klişeleri, -bu klişeler öldürüş formatı, hareketi ve uygulayışı olarak ele alınmalıdır- kendi mantığını ve film dilini yansıtan formasyonda Scream filminin sistemine dahil edilmektedir. Hep böyle giden (ailelerin seks sonucu kurban verdiği genç evlatları, uyuşturucu kullanan jenerasyonun çocukları ve boşanmanın sonuçları) ve gitmeye devam edecek olan sistem kendini belli ederek tekrarlamıştır bu filmde ve bu vesileyle artık bugüne kadar nedenlere fazlasıyla değinmiş olunmasından dolayı –bunu Amerikan korku sineması defalarca malzeme haline getirmiştir- film bunun sonuçlarına yoğunlaşmıştır. Bu sonuçlar ise film dilini ortaya koymuştur. Bu filmin kendi dilindeki temel kavramlar: yanlış beklenti (false expe), çok metinlilik (intertextuality).

Yanlış beklenti’nin kendini gösterememesi bu filmden beklenemezdi zaten. Bunun en büyük nedeni yeniden Amerika’nın ötekileştirme politikasına dayanmaktadır. Aile sisteminin de büyük pay oynadığı bu sistemin sonucu olan paranoya, ötekinin en büyük sebeplerinden biridir. Scream bu vesileyle birbirinden şüphelenen gençler için malzeme sunan kareler, planlar ve hatta prop dediğimiz aletler sunar bize. Filmin kendinden de şüphelendiği izlenimini vermektedir bu durum. Filmin sonucuna bağlanan sekansta bütün kaosu çözen, filmin kendi verdiği ipuçlarından ziyade karakterin antroposentrik itici gücü… Hakikaten de karakter ben merkezli ve kaosun çözümlenmesinde en önemli faktördür. Filmin kendi anlatım tarzı ile karakterin kendi itici gücü arasında ciddi bir zıtlık göze çarpmaktadır. Film anlatım dilini ise sadece bugüne dek yapılan söz konusu konseptleri tekrarlayarak ve bunların karakter üzerindeki etkisini betimleyerek kendini oluşturmaktadır. Her bir karakter –hatta protogonistin babası bile- bu filmde bir süreliğine şüpheli bir katil zanlısıdır. Andy Warhol’un “Herkes on beş dakikalığına ünlü olacak” sözü bu filmde kendisini “Herkes bu filmde birkaç dakikalığına katildir” olarak değişime uğramıştır.

wes-craven7

Özellikle genç karakterlere yüklenen vazife niçin paranoyanın filmin anlatım dilinden uzak olduğunu ve karaktere yüklendiğini bir kez daha anlatmaktadır. Neden? Çünkü Amerika, aile ve jenerasyon farkı artık yeniden bir film diline dönüştürülseydi, ortaya çıkacak sonuç bizi seri katil film serilerinin ilk kuruluş aşamasına götürürdü. Kaldı ki Wes Craven bunu A Nightmare on Elm Street gibi bir filmle kör göze parmak usulü dile getirmişti. Şimdi Scream vasıtasıyla bu paradigmanın içinde hangi kavramların değişip değişmediği sorgulanmaktadır. Bir paradoks göze çarpmaktadır ama yaratıcılıkla birleşmiş bir paradokstur bu… Bu kadar tekrarlar üzerine kurulu bir film neden bir kez daha Amerikan aile paradigmasını kendi diline yansıtmaz da başka öğelerle bunu desteklemektedir? Wes Craven, genel paradigmayı baz alıp, tıpkı melez bir janr oluştururcasına bu film ile oyun oynamıştır. Konsept bilindiktir ancak içinde barınan her öğe hem referans doludur, hem farklıdır hem de esprilidir.

Çok metinlilik kavramını biraz daha açmak gerek. Bir metinden parçanın bir başka metinde kendini göstermesi… Bu yöntem Scream filminde kendini bir parodi şeklinde mi göstermiştir yoksa ciddi bir anlam katmak için midir? Filmin parodize edilen yanı, seri katil korku filmlerindeki öldürme formasyonu ve biçimidir. Bu yönden hakikaten filmde bir sürü örneğe rastlayabiliriz. Öldürme aşamasındaki excess ise direkt olarak bu filmlerden beslenen bir biçimdir. Zaten film en başından beri defalarca kez korku filmlerinin adını barındırmaktadır bünyesinde:

-Şu an tıpkı Silence of The Lambs’deki Judie Foster gibisin.
-Ama bu bir film değil.

Veya

-Bu soruyu bilirsen hayatın kurtulur. Friday The Thirteenth’deki katilin adı neydi ?
-Jason.
-Eğer dikkatli izleseydin bu filmdeki katilin Jason yerine annesi Pamela Voorhees olduğunu bilirdin.

İşte bunun gibi örneklere rastlarız filmde. Dikkatli izleyiciler yatak odası penceresinden içeriye giren erkek arkadaşın ve babası odaya girince saklanması hadisesinin birebir örneğinin A Nightmare On Elm Street filminde olduğunu zaten anlamışlardır. Film bu hadiseleri tekrarlayarak kendisinin ne kadar aşama kaydettiğini sorgulamaktadır; en azından bugüne kadar işleyen bu temanın artık nasıl bir hal aldığını. Yansıtıcı (self-reflexive) öğeler de bunu desteklemektedir. “Ama bu bir film değil” repliği tam da bir klişe filmin ortasında olduğumuzu gösteren en önemli repliktir. Ancak demin de belirttiğim gibi film dilinden bağımsız bir içerik bunlara anlam yükleyen faktörlerdir. Bu içeriğe karakterlerin geçmişi, ailelerinin durumu, birbirleriyle seks ilişkileri ve okul durumları girmektedir. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz ki film dili içerikle bütünleşmedikçe çok metinlilik sadece görünüş olarak kalır ve daha ileriye gidemez. Aynı zamanda kaosun da çözümlenmesi için karaktere başvurulması ve bu geçmişten beslenilmesi gerekmektedir. Film kendi anlatım diliyle bunu çözmeyi başaramaz izlenimini vermiştir seyirciye.

wes-craven8

Scream filmi günümüz korku sinemasında kendine yer edinmiş bir filmdir. Film sonuçlara değinmiştir derken kastım artık içeriği oluşturan Amerikan paradigması yerine bunu film diline dönüştürebilecek malzemelerin çıkıp çıkamayacağıdır. Film belki diliyle bu hususta tam da hedefi tutturamamakta ama bu yeni bir sonuç ortaya koymaktadır: Amerikan seri katil filmleri içerik arayışıyla kendi söylemini dile getirebilir. Çünkü ta kuruluşundan bugüne Amerikan korku sinemasına yansıyanlar aslında Amerika tarihini de derinden sarsmış olaylar ve eylemler bütünüdür. Bu olaylara ve eylemlere Amerika hala bir çözüm yolu bulamamışken, sinemanın kendi diliyle bunu ifade edebilmesi için önce bu nedenlerin çözümlenmesi ve bir sonuca oturtulması gerekmektedir. Şöyle dersek daha ılımlı olur: Amerikan korku sineması halen kendi dilini oluşturma çabasındadır. Bu çaba esnasında geçmişinden beslenmiş, kendi kaynaklarını kullanmıştır ancak yapısının karmaşıklığından dolayı çözüm bulunamayan sorular korku sinemasını beslediği için sinema dili de halen kendini oturtamamıştır. Aslında bir bakıma oturtması da gerekirdi. Çünkü Amerikan korku sineması üstü kapalı bir şekilde kendi ülke sistem eleştirisini de yapmaktadır. Eğer yapılan bu eleştirinin dikkatli bir biçimde göze çarpması bekleniyorsa bunu en can alıcı nokta olan sinema dili ile gerçekleştirmesi beklenmelidir. Ancak henüz içeriğe ağırlık vermesi daha bütün bu eleştirinin amacına ulaşamadığının da bir göstergesi olarak sayılmalıdır. Önceliğin içeriğe verilmesi aslında görünüşte yanlış da bir metot değildir. Seyirci ya da Amerika tarafından kavranılması beklenen konsept net bir biçimde oluşmadan sinema dilini bu konseptler üzerine oturtmak görünüşte yanlış ya da en azından kronolojik olarak yanlıştır.

(1) Bu kısım 2005 yılında Tuna Erdem tarafından almış olduğum ”Film Genres” dersinin ve okumalarının bir ürünüdür.
(2) Bu kısım da 2004 yılında Tül Akbal Süalp tarafından almış olduğum ”Key Consepts in Film Studies” dersinin ve okumalarının bir ürünüdür.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.