Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

Viktoryen Matemi

Özel Dosya

BurakBayülgen

14 Şubat 2014

0 Adet Yorum

0

post-mortem1

Görmek her zaman inanmak değildir derler…

Post-mortem Viktoryen fotoğrafları görüldüğünde artık burada ölümün fiziksel bedeni ele geçirmesinden ziyade, uzatılmaya çalışılan ömrün kayıplarından ötürü etkisi altına girilen matemine ve o matemin kabulüne inanırsınız… Modern kamera kayıtlarına yansıyan; yahut, direkt olarak bu kayıtlarda beliren, rasyonelleştirme çabası güdülen öte dünyaya ait veriler ve yansımalar hiç bir zaman post-mortem Viktoryen fotoğraflar kadar ölüm ile hayatın iç içeliğini resmi kılamaz ve modern aygıtlarda her biri belli olan görüntüler; bariz bir hayalet olsa bile, kanıt olarak sunulmaktan ötürü içerdiği acıyı, matemi ve kabullenişi yansıtamaz post-mortem Viktoryen fotoğraflarındaki kadar…

Rasyonel bir açıklama getirilmeye çalışılan fotoğrafa yansıyan hayalet, modern dünyanın kameralarına takılan öteki dünyadan parıltılar, ipuçları yahut hayaletin ta kendisi, izleyiciyi dehşete düşürmek için olanca gücüyle gündelik hayatın olağan zamanlarında yakalanırlar bu modern aygıtlara. Burası dehşet vericidir kuşkusuz, ancak daha aile ritüeline yakın bir hatıra fotoğrafına yansıyan bir hayaletin şok ediciliği, nereden ne amaçla geldiğinden ziyade, bir bakıma da hala o ritüelin bir parçası olduğundan, oradan kopamadığından ve daha da korkuncu kopmak istemediğinden gelmektedir.

post-mortem2

Kopmak istemeyenlerin hüküm sürdüğü reel diyarların medyum bilir-kişileri tarafından ”gitmeyin, giderseniz sizi takip eder” diye uyarılan bir sürü saftirik ve öteki dünyanın varlıklarının musallat olmasından haklı olarak korkanlar, yakalanan anın fiziksel bedene zararını bir Viktoryen dönemi insanı gibi değerlendir/e/mediler. Uzayan insan ömrü ile bağlantılı olarak yaşamı uzunca sürdürme gayreti, ölüm ile iç içe yaşayan bir dönemi elimine edip, mekanda yaşanan trajediyle ilgilenmeyi sadece bu medyum bilir-kişilere bıraktı. Ölüm ile iç içe yaşamak her ne kadar Viktoryen dönemi insanı için olağan gözükse de, modern zamanlar ölüm ile iç içe yaşamayı bir deneyim/macera/lunapark eğlencesi olarak görmeyi sürdürmek için ufak çaplı aktiviteler düzenlediler. Kurgu olduğundan emin olmana rağmen gerçeklik payını araştırmaya düşen ve bu gerçek ile kurgu arasında müthiş heyecan veren histeriye kapılan Blair Cadısı avcılarına bile tez babında değil, eğlence hatta lunapark eğlencesi zevki verirdi bu aktiviteler; ta ki ölüm ile hayat birbirini tamamlayıncaya dek…

post-mortem3

Ölüm ile hayatın birbirini tamamlayışına vakıf olan için görmek aynı zamanda mateme bürünmektir…

Mateme bürünmek kabullenişin ritüelidir: Henüz siyah tülü yüzünüzden çıkarmadan sosyalleşemediğiniz, kalabalığın içine çıkamadığınız. O halde o matemin fiziksel bir boyutta size geri dönmesine; rasyonel açıklamaya meydan vermeyerek, acı ile hayatın birbirinden sihirbaz halkaları gibi hem ayrılıp hem de ayrılamamasını illüzyon şovunun gözle görülür tarafıyla kabullenmekten başka bir alternatif yoktur; hele ki illüzyonun hilesi bile ölümün de, matemin de, acının da her an yanı başında olduğu gerçeğini gizlemekten yana değilse…

post-mortem4

Matemin, acının ve ikisinin bir arada ritüele dönüşmesi yeni bir ritüel tarafından açığa çıkarılmaya çalışıldığı vakit, aktivite hayranları kendi geçmişini, düşüncelerini yepyeni (kronolojik olarak eski) bir sisteme adapte etmek için unuturlar kendilerini, kurmak istedikleri hayatı ve inziva isteğiyle yanıp tutuşurlar. Yüz binlerce hayaletin tüm modern aygıtlara rağmen karma karışık belirlenemeyen, duyulamayan yarım kalmış işini, arkalarından duyulan matemden, yıllarca sürmesi gereken -hatta Kraliçe Victoria’nın hayatının sonuna dek tuttuğu o matemden- tek bir trajediye odaklanabilmek için inziva en uygun seçenektir. Bir kere gelip bir daha da giderlerse ”peşinizden gelir” uyarısı ne rasyonel açıklamaya dayandırılarak yazılacak bir kitap için, ne de art arda kurgulanacak (teypler, kayboluşun ve trajedinin ardından yaban eller tarafından bulunsalar da) bir belgesel için layıkıyla bir trajedi oluşturacaktır. İnzivanın ortasında yukarı kattan gelen bir ses; çatırtı, gıcırtı, kapanan bir kapı, kendiliğinden değişen TV kanalı, su sızıntıları bir kez olsun tavan arasındaki yatağın altında tozlanmış o fotoğraflara bakmayı öngörürler ki o fotoğraflar trajedinin öncesinde değil, çözülmesinde ortaya çıkıverirler ancak. Gidersen peşinden gelir; hayalet değil, öteki tarafa ait bir varlık değil, ama öteki tarafın her daim senin hayatının bir halkası olduğuna dair bir gerçek; kabulleniş.

post-mortem5

Lunaparkların rengarenk ışıklarından, pamuk şekerlerin lezzetinden trajedi anlaşılamadığından, dönme dolabın tepesinden güvenli parmaklıklarla yükseklikten korunabilinirken, inziva, lunapark eğlencesini bu yarı güvenli atraksiyonlardan uzaklaştırıp hayat ile ölüm arasında bir hız treni inşa eder durur. Bunun tutkunu da çok vardır: Gitmek, görmek, kalabalığın arasında duyulamayan, görülemeyen trajediye tanık olmak ve o trajediye sahip çıkmak isteyen.

Görmek her zaman inanmak değildi. Görmek aynı zamanda mateme bürünmekti. Sona gelirken hatırlatmak için…

Gözle görülür tarafın kabulünden ve mateminden, inzivadan yeniden lunapark atraksiyonlarına, kalabalığa, pamuk şekerlerine dönerek sıyrılmak mümkün müdür?… ”Peşinden gelir” diye kaçıncı kez uyarıyor o bilir-kişiler. Belki kullanılan modern aygıtlara yansımayacak ama dönme dolabın bariyerleri her an açılabilir diye daha fazla bir kuşku duyacaktır inzivadan dönmüş, trajediye tanık olmuş ve fotoğraflara göz ucuyla bile bakmış olan kişi.

post-mortem6

Bu yazı ilk olarak At Kafası Dergisi Aralık-Ocak Sayısı’nda yayınlanmıştır.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.