Kibir benim en gözde günahımdır. John Milton - The Devil’s Advocate

Wedding Trough (Vase De Noces)

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

18 Haziran 2012

5 Adet Yorum

5

The Pig Fucking Movie, Wedding Trough
Yönetmen: Thierry Zéno
Senaryo: Dominique Garny, John Kupferschmidt, Thierry Zéno
Imdb Puanı: 5.2/10
Yapım: 1973, Belçika, 79 Dakika, Siyah/Beyaz
Oyuncular: Dominique Garny

Adından da anlaşılabileceği gibi “bestiality” yani hayvanlarla seks olgusunu içeren avangard bir film Vase de Noces. Efsanesi kendinden büyük filmler kategorisinin bu güzide temsilcisinin 1975’de ilk defa görücüye çıkması gereken Perth Avusturalya Uluslararası Film Festivali’nde hükümet kararıyla gösterimi engelleniyor. Bu büyük tartışmalara sebep oluyor çünkü Avustralya gibi bir özgürlükler ülkesinde üstelik festival programına böylesine bir sansür uygulanması görülmüş şey değil. Hiç bir zaman gösterime girme şansı bulunmayan film (tahmin edilebileceği gibi) sadece Japonya’da o da sınırlı bir süre izleyiciyle buluşabiliyor.

Yıllar sonra 1999’da Karlovy Vary Film Festivali’nde gösterilerek tekrar “keşfedilen” filmin resmi sinema gösteriminin, videosunun veya DVD kaydının mevcut olmaması onu kayıp bir film olmadığı halde en ulaşılamayan filmlerin başına koyuyor. 2009’da bir Alman ve İsveç firmasından DVD’si yayınlanıyor ve bu sakıncalı film nihayet nispeten daha ulaşılabilir bir hale geliyor.

Siyah beyaz, tek mekan (bir çiftlik), tek aktör (Dominique Garny) ve sıfır diyalogla ilerleyen film bu nedenle çoğunlukla sıkıntılı dakikalar armağan ediyor izleyicisine. Kategori olarak filmin “horror” “romance” şeklinde etiketlenmesi bana oldukça ironik geldi. Ağır zihinsel handikapları olduğunu tahmin ettiğimiz bir adam, belki de dünyada kalan son adam, hiçliğin ortasında dev bir çiftlik evinde, kümes hayvanları ve dev dişi domuzuyla beraber yaşıyor. Günlük rutinleri içerisinde envai çeşit materyali cam kavanozlar içinde biriktirmek (anal fiksasyon?), güvercinlere işkence etmek, çiftleşen tavukları ve hindileri gıptayla izlemek ve derin bir aşkla bağlı olduğu domuzunu cinsel ilişkiye ikna etmek var. Fakat görünen o ki domuz “honk honk” diye önüne geleni midesine indirmek, çamur ve gübre içerisinde yuvarlanmak ve kaşınmakla daha çok ilgileniyor (“I love to love, but my baby loves to dance” sorunsalı var burada). Neyse, adam bir punduna getirip domuzun icabına bakıyor. Zamanı gelince domuz hamile kalıyor ve ikisinin küçük sevgi tomurcuklarını dünyaya getiriyor! Adam o kadar mutlu oluyor ki uçurtmalar uçuruyor, yavrularına yünden kazaklar, elbiseler örüyor (sümüklü burnuyla). Fakat her kıskanç baba gibi yavrularının kendisiyle ilgilenmesini istiyor fakat bu mutant domuz yavruları (aslında bildiğiniz domuz yavrularından farkları yok) annelerini tercih ediyorlar. Bundan sonra adam kendi yıkımına da sebep olacak bazı uygulamalarda bulunuyor.

Filmi belli bir kategoriye sokmak çok zor. Önceden belirttiğim yanlış sınıflandırmaya bakarak klasik bir korku filmiyle karşı karşıya olduğunuzu düşünmeyin, öyle değil zira. Bir insanla bir domuz arasındaki aşka dayanarak (ki var aslında böyle bir şey) romantik demek de biraz komik kaçacak. İstismar sineması için fazla sanatsal. Gerilim… peh. Gore sahneler hiç yok. Dram deyip geçilemez. Transgressiv sanat için fazla ciddi bir film. Porno hiç değil. Hiç bir yere konumlandırılamayan art house bir film bu. Hatta bazı peyzajlarda belgesele yakın bir anlatım söz konusu. Her şey çok gerçekçi. Dominique Garny oldukça iyi bir iş çıkarmış, eğer aktörse tabii ki. Psikoanalitik yönüyle “Un chien andalou (1929)”, ucube atmosferi nedeniyle “Eraserhead (1977)” tadı aldım ben filmden. Hatta günlük çiftlik rutinine eklenen müzik (Pérotin’in Gregoryan eserleri ve Monteverdi’nin koral çalışmaları) dolayısıyla sanki minimalist bir sanat filmi izliyormuş zannediyor insan kendini ama birden yakın plan doğum sahnesiyle mideler allak bullak olabiliyor. Gerçek hayvan ölümlerinin gerçekleştiği, gerçek dışkı yeme ve gerçek kusma sahnelerinin olduğu katlanması zor bir film bu. Cepheden erkek çıplaklığı mevcut olsa da, neyse ki domuzla seks sahnesi pornografik değil, bir de buna hazır mıydım bilemezdim yani.

Filmi izledikten sonra (özellikle de benim gibi hayvan severseniz) yoğun bir suçluluk duygusuyla baş etmeniz gerekecek. İlginç olduğunu kabul ediyorum, hatta yönetmen gerçekten bir şeyler yapmaya çalışmış, ama bir o kadar da hasta bir film “Vase de Noces”. Tarihi göz önünde bulundurularak “Yeni Fransız Aşırıcılığı” için bir tür öncüdür denilebilir.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.