Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Vampirlerin Sinemadaki Yüzleri – Bölüm 3: UZAKDOĞU

Fatih Danacı

Korku Sinema

Sine-Makale

MuratÖzkan

02 Ekim 2009

10 Adet Yorum

10

Batı hakimiyeti altındaki sinema endüstrisine Doğu ülkeleri farklı bir anlayış getirir. Kültür ve inanç farklılıklarından, ahlak anlayışlarından, tarihlerinden kaynaklı bu değişim korku sineması içindeki vampirlere de yansır ve bilinen vampir arketiplerinin dışına çıkılır. Temel özellikleri aynı kalsa da köklü değişimden geçer. Çoğunlukla kara büyü ve efsanelerden beslenirken, batılı örneklerini de kopyalar. Gece mezarından kalkıp, intikam arayan (kan ya da yaşam enerjisini emerek) ve gün batımıyla geri dönen vampirler batılı yandaşlarına benzerken, büyü sayesinde ceset görünümündeki vampirler, haçların işe yaramadığı zıplayan vampirler ile de grotesk bir yaklaşım yapılır.

Hong Kong sinemasında çok önemli bir yere sahip olan dövüş filmleri batıda da yankı uyandırmaya başlar. Bundan yararlanmaya çalışan ve o dönemde inişte olan Hammer yapım şirketi senaryosunu Hong Kong kung fu dövüş filmleriyle birleştirdiği “The Legend of the 7 Golden Vampires” (7 Altın Vampir Destanı, 1974) çeker. Bunun için Asya’nın neredeyse tüm pazarına hakim olan Shaw kardeşlerle anlaşır ancak ortaya çıkan ürün tam bir hayal kırıklığı olur. Çünkü Hammer tarzı batılı film doğu kültürü için gerekli etkiyi yaratmaz. Bu vampir denemesinden sonra ise vampir filmleri gündeme gelir “Gui da gui” (Uğursuz Türle Karşılaşma, 1980) ile Hong Kong sineması kendi vampirini yaratır. Zıplayan vampir, uzun tırnaklı, çarpık dişli, yerel kıyafetli büyü ile dirilen bir cesettir. Bildiğimiz aristokrat vampir ya da gömüldüğü kıyafetleriyle geri dönen temiz görünümlü intikam arayan bir vampir değil de çürümüş bir yaşayan ölüdür. Bu, yerel inançtan gelen bir vampirdir ve hatta aynı filmde bir kara kedinin üzerinden atladıktan sonra vampire dönüşen bir ceset daha vardır (bu durum genel vampir inançlarında vampir olabilmenin yollarından biridir). Komedi-korku-kung fu seyircinin alıştığı bir karışımla verilir ve karmaşık senaryosuna rağmen gişede büyük kar sağlar. Filmde ise asıl önemli unsur vampir değil de Cesur Cheung rolüyle Samo Hung Kam Po olur.

“Geung si sin sang” (Bay Vampir, 1985) ile de Hong Kong vampir prototipi yaratılır. Batıda Dracula ve Van Helsing varken, doğuda zıplayan vampirler ve çok iyi dövüşen usta ve asistanları olur. Yine vampir değil de vampir avcısı gündemdedir ve bu sefer Lam Ching Ying filmde rol alır. Vampirler ise doğu kültürüyle birleşir, batıdan alıntılar da yapar. Vampirler aynadan korkar, alna sürülen kan ya da sarı kağıt ile durdurulur, nefes alınmadığı takdirde kurbanlarını göremez, pirinç vampire zarar verir. Bazı vampirler çanla yönlendirilir geceleri daha da güçlenir. Öfke içinde ölen biri vampir olur ve ısırdığı kurbanları da vampire dönüşür. Bu dönüşümde tırnaklar uzar, sivri dişler belirir. Devam filminde hikaye modern dünyaya taşınır Hong Kong’da terör estiren vampirler için yine Ying’den yardım istenir. Toplam dört film çekilir ve üçünde Ying rol alır. Ying ise her birinde iyi dövüşen bir usta, eksikliklerini dışarı yansıtmayan, korumacı, aslında komik bir karakteri canlandırır.

Doğu ve Batının yarattığı vampirlerin farklılığını anlatan en iyi film belki de “Fei zhou he shang” (Tanrılar Çıldırmış Olmalı 3, 1991) olur. Güney Afrika yapımı ilk filmin başarısı üzerine Hong Konglu yapımcılar N!xau’yu bol dövüşlü bir absürt senaryoya dahil ederler, yanına Çinli bir vampiri de alarak. Vampiri korkutmak için üzerine haç tutulduğunda tepki vermez ancak Lee benzeri bir vampir korkar. Vampiri durdurmak için üzerinde dua yazan bir kağıt, yönlendirmek için ise bir çan yeterlidir.

Tüm bu örnekler ile Asyalı vampir geleneği yaratılır ve dönemin ünlü yönetmenlerinden Ricky Lau Koon Wai, oyuncu olarak da Samo Hung Kam Po ve Lam Ching Ying bunda büyük pay sahibi olur.

Japon sineması Kaidan-eiga denen hayalet filmlerinden, Godzilla tarzı canavarlarından başka hem yurt içinde hem de Amerika’da büyük ses getiren bir triloji yaratır. Örnek alınan prototip Dracula’dır. “Bloodthirsty Trilogy” denen seride ilk film “Chi o Suu Ningyo” (Vampir Bebek, 1970) olur ve bir evde kalan Yuko, vampir kadınla mücadele eder. İkinci filmde ise Dracula mitosuna açıkça bir gönderme vardır, “Chi o Suu Me” (Kan Bürümüş Gözler, 1971). Zaten batıda “Lake of Dracula” olarak gösterilen filmde mantıksal çözümlerle birlikte küçüklüğünde yaşadığı psikozun etrafında dönen vampir miti anlatılır. Vampir, soluk suratlı, altın gözlü, uzun tırnaklı ve soylu görünümünden sapmaz, asil görüntüsünün altında canavar yatar. Aslında Çinliler arasında en çok korkulan vampir inancı kuang-shi ile benzerlik taşır. Onun parlayan kırımızı gözlerine karşılık filmde sarı renk kullanılır, sivri dişleri ve pençeleri aynı kalır. Dracula rolü için ise farklı görünümüyle Japonya’da fantastik ve bilimkurgunun yüzü Mori Kishida seçilir. Serinin bir sonraki filminde de oynar, “Chi o Suu Bara” (Dracula’nın Şeytaniliği, 1975). Bu ise Hammer’ın “Lust for a Vampire” ile benzerlik taşır.

Toho yapım şirketi üç filmle de başarı yakalarken bir gelenek kurmayı başarır. İkinci ve üçüncü filmlerle batıdan esintiler taşırken, daha sonraki denemeleri de batıya örnek olur.

Bu örnekler, anime ve manga filmleriyle gerçekleşir. “Kyuketsuki hanta D” (Vampir Avcısı D, 1985), aynı adlı resimli romandan uyarlanan animede insan olmanın vampir olmaktan çok daha üstün olduğu vurgulanır. 2000 yılında uzun metrajlı çevriminde yine vampir avcısı D, bu sefer gelişmiş bilgisayar teknikleriyle gündeme gelir, “Vampire Hunter D: Bloodlust” (Vampir Avcısı D: Kanşehveti, 2000). Bunun gibi sayısız örnek çıkarırken, bunların tamamına yakını sinema için değil de televizyon ve video piyasası için çekilir, yurtdışına, özellikle Amerika’ya dublajlanarak gönderilir.

Kozmopolit yapısı, kökenlerindeki çeşitliliği ile Filipinler vampirleri bir tür olarak kabul eder ve çok sayıda vampir filmi çeker. Hatta ilk sesli filmlerinde bile Filipin vampir inancında yer alan “Aswang”ı anlatır (Aswang, gündüzleri güzel bir bayan iken geceleri uçan bir yaratığa dönüşen, uzun ve oyuk diliyle kan emen -genelde çocukları tercih eden- bir yaratıktır).

“Kulay dugo ang gabi” (Kan İçiciler, 1966) filminde vampirlerin belki de kandan daha çok aradıkları aşk anlatılır. Vampir Marco, karısını hayatta tutabilmek için karısının kız kardeşinin kanına ihtiyaç duyar. Bunu yaparken de yanında yarasaları, kan emici yoldaşı Tanya ve cüce La Gorda vardır. Filmin sonunda ise herkes ölür, kaçmayı tek başaran ise vampirin kendisidir. Film ekonomik bütçesine rağmen yönetmenin teknik konudaki yeteneği ve kel kafalı, sivri dişli, vampir olabilmeyi becerebilen Ronald Remy ile kurtarılır. Daha önceki kimi ilginç denemelere rağmen asıl başlangıcı sağlayan yönetmen Leon olur. Sonraki filmler yine Filipinlere özgün olur, “Batman Fights Dracula” (Batman Dracula’ya Karşı, 1967),  “Draculita” (1969), “Tore ng Diyablo” (Şeytanın Kulesi, 1969) gibi.

Filipinlerde şu ana kadar on kez devamı çekilen ve farklı bölümlerden oluşan “Shake, Rattle & Roll” serisi ile zombilerden, hayaletlere; canavarlardan, vampirlere kadar korku öğeleri kullanılır. Başlangıcı yapan Shake, Rattle & Roll” (Sarsıl, Takırda ve Yuvarlan, 1984) olur ve üçüncü bölüm olan “Manananggal” da bir başka Filipin vampir inancı (Aswang, Capiz’den başka) anlatılır. Büyük annesi tarafından Douglas (Herbert Bautista) a terör estiren Manananggal’ı öldürme görevi verilir. Herbert Bautista, filmdeki başarısı ile Filipinlerin başkentinden düzenlenen Metro Manila Film Festival’inde en iyi erkek oyuncu rolünü alır.

Sonraki çoğu denemede yine yerel vampir inançları anlatılır ve sıkça tekrarlanır. Egzotik adalarını, ormanlarını, kanlı sinema geçmişini kullanarak vampir filmleri yapar.

Korku geleneği olmayan Hindistan, batıda büyük başarı sağlamış filmleri uyarlar. Bu durum söz konusu iken vampirlere değinmemesi kaçınılmaz olur. Hindistan sinemasında önemli bir yere sahip olan Vinod Tamlar korku filmlerinin arasında vampirleri de işler. Amerikan yapımı “Fright Night” dan esinlendiği bariz olan “Wohi Bhayanaak Raat” (Aynı Korkunç Gece, 1989) ile genç bir öğrencinin evinin karşısına taşındığı komşusu ile yaşadıkları anlatılır. Komşusu bir vampirdir ve kız arkadaşının peşindedir. Bollywood filmlerinin temel öğesi olan aşk böylelikle eklenmiş olur.

Hindistan’da korku sineması denince aklan gelen ilk isimlerden biri Shyam Ramsay ve Tulsi Ramsay (Ramsay Kardeşler) dır. Ancak vampirlere çok geç değinirler ve kariyerlerinin sonlarında “Bandh Darwaza” (Kapalı Kapı, 1990) adlı Dracula uyarlamasını yaparlar. Dracula’yı kırmızı gözleri, sivri dişleri, pelerini ile sahnelere taşır ve belki de Hindistan sineması içinde en gerçekçi Dracula ekranlara gelir. Filmin başında ölen Dracula kan ile tekrar dirilir, film boyunca kükreyerek kurbanlarını boğazlarından ısırır, hatta bir kurbanıyla dans bile eder. Hint filmi konseptinin olmazsa olmazı dans, müzik, aşk ve uzun süre bu filmde de olur, Şark ile Garp’ın bir sentezi yaratılır. Şöyle ki, Dracula haçtan korkar, ezan sesi eşliğinde beliren Kur’an’dan hoşlanmaz.

“Khooni Dracula” (Ölümcül Dracula, 1992) ile yüzü plastikten yapılmış olan yaratık bir Dracula anlatılır. Bu sefer Dracula kendisinin efendisi değildir ve onun hayata dönmesini sağlayan kötücül bir adama hizmet eder. Da Amrit Pal, Dracula olarak görülür.

Günaydoğu Asya’da Endenozya “Leak” (Bali Gizemleri, 1981), Malezya “Pontianak” (Vampir, 1957) ve devam filmlerini, Tayland ise komedi olarak “Dracula Tok” (Dracula, 1979) yapar. Tayvan, “Elusive Song of the Vampire” (Vampirin Akılda Kalmayan Şarkısı, 1987) ile, Çin Shaw Kardeşler yapımcılığıyla “Ching nu yu hun” (Büyüleyici Gölge, 1960) ile, savaş sonrası ikiye ayrılıp Amerikalıların hakimiyeti altına giren Güney Amerika Batılı filmlere örnek alan “Kwansukui Dracula” (Dracula Tabutundan Kalkıyor, 1982) ile listeye dahil olunur.

Bununla da bitmez Orta Doğu’da İran “Vampira Woman” (Vampir Kadın, 1967) örneğini, aynı yıl Pakistan, Dracula Pakistan’da kisvesi altında “Zinda Laash” (Yaşayan Ölü, 1967) ı verir.

2000’li yıllar çok fazla bir yenilik getirmez ülkelere. Japonya yarattığı furyaya devam eder ve televizyon için çok sayıda vampir animeleri ve mangaları meydana getirir. Sancılı bir dönemin ardından İngilizler’den Çin’e geçen Hong Kong ise sinema geleneğini bozmaz, komedi-dövüş-korku karışımı yapımlarına devam eder. 80’lerin ortasındaki vampir filmleri çılgınlığına geri dönüş yaparcasına yeni dönem sinemacı Tsui Hark, “The Era of the Vampires” (Vampirlerin Devri, 2002) ile görsel olarak kaliteli bir film yapar. Konu çoğu Hong Kong filmlerinde olduğu gibidir, bir usta ve dört vampir avcsının Vampir kralı öldürmeye çalışmasıdır. Ancak zıplayan vampirlerin yanında bir de Vampir Kral vardır. Canavar görünümlü, uçabilen, toprak altında ilerleyen, nefesini silah olarak kullanan çürümüş bir cesettir. Hatta buradan yola çıkarak zombi ve vampirler arası bir bağlantı kullanır. Kızgın bir şekilde ölen ve gömülen ceset yarattığı negatif enerjiden dolayı insan eti yiyen bir zombiye dönüşür. Bu zombinin ileride zombiye dönüşme olasılığı vardır. Zombi ısırığı iyileştirilebilirken, vampir tarafından ısırılanlar vampir olur. Vampire karşı kullanılacak en büyük silah ise su olarak gösterilir. Bilinen tüm değerler karıştırılır hatta vampir, hiç boyun ya da damar ısırmadan nefesiyle kanı ve ruhu emen psikolojik bir vampirdir. Ancak değişen yıllara, gelişen teknolojiye, dijital efektlere ve zihniyete rağmen sinemasal anlamda bir ilerleme yoktur. Bir başka vampir takımı “Chin gei bin” (The Twins Effect, 2003) ile kurulur ve vampirlerin kutsal kitabını ele geçirmeye çalışan vampire karşı savaşılır. Bu sefer geleneksellik yok sayılarak asil aileden gelen iyi vampirler lüks içinde yaşar, özel tasarımlı, içinde televizyonu dahi olan tabutta kalır. İyi vampir rolüne ise Edison Chen seçilir ve Hong Kong’lu vampir prototipini yumuşatmaya, modern dünyaya uyarlamaya çalışır. Kan emmeyi inkar eder, insan bir kıza aşık olma gereksinimi duyar. Dövüş sahneleriyle dolu olan filmde özel konuk olarak Jackie Chan de bazı sahnelerde yer alır, bir vampirle dövüşmeyi ihmal etmez.

Malezya seri halinde vampir filmleri alışkanlığına devam eder ve “Pontianak harum sundal malam” (Kırmızı Gözlü Hayalet, 2004) yapar. Ertesi yıl ise devam filminde yönetmen yine Shuhaimi Baba olur ve “Pontianak harum sundal malam 2 “ (2005) çeker. Endenozya ise “Kuntilanak” (2006) ile vampir kervanına katılır.

Filipin sineması “Shake, Rattle & Roll” serisine devam eder. 2000’li yıllarda dört tane daha film ekler ve aswang geleneğini bozmaz. “Shake, Rattle and Roll 2k5” (Sarsıl, Takırda ve Yuvarlan 7, 2005) de “Lihim ng San Joaquin” bölümü ile hamile bir kadının doğmamış çocuğuna musallat olan bir aswang anlatılır. “Shake, Rattle & Roll X” (Sarsıl, Takırda ve Yuvarlan 10, 2008) ise düşük yapan bir kadının hastanede saçtığı dehşeti benzer bir üslupla anlatır.

İster ada olsun, ister büyük toprak parçasına sahip ülkeler olsun neredeyse her medeniyet bir vampir furyasına katılıyor, en azından örnek veriyor. Bunun nedenleri ise çok fazladır. Öncelikle neden korku sinemasına cevap vermek daha sonra türlerine değinmek gerekir. Tüm bunlar bu yazının konusunu teşkil etmez. Ancak birkaç varsayımda bulunmak kaçınılmazdır. İnsanoğlunun belki de en büyük korkusu ölüm korkusudur. Bunu yenmenin ise tek bir yolu vardır, o da ölümsüzlüktür, ölmemektir. Bilinçaltının derinliklerinden beslenen korku sinemasında işte bu ölümsüzlüğü sağlayan en sağlam karakter ise vampirlerdir. Korku türü salt korkuları ifade ettiği gibi benzer bir formülle filmlerini bitirir. Tüm korkular yenilir, baş karakter zafer kazanır. Bu bağlamda yendiğimiz korku ölüm korkusudur ve bu gereksinim vampir filmlerini ta uzak kıtalara taşımıştır (bunda benzer efsanelerden beslenmesinin etkisi de çok fazladır). Verilen her örnek ile ölümsüzlüğe bir adım daha atılmıştır. Yazının asıl konusu ile bağlantılı olarak vampirler kendi yaratıldığı, hitap ettiği ulusun bilinçaltındaki şekille ortaya çıkmıştır. Hristiyan baskısı altında yaşayan Batı toplumunda şeytanın yardımcısı olarak çıkarken, Türkiye’de muskadan korkar hale gelir; söz konusu Doğu olduğunda ise kendi inançlarındaki vampir kavramları ile (Aswang, Manananggal, Penanggalan, vb.) cadılıkla birleşir, dövüş edebilen zıplayan bir vampir hale gelir. Çünkü ölüm herkes için vardır, herkes için farklı yollarda korku unsuru olmaktadır.

KAYNAKÇA
ÖZKARACALAR, Kaya: Geceyarısı Filmleri, +1 Kitap, İstanbul 2007
WEISSER Thomas & WEISSER Yuko Mihara : Japanese Cinema Encyclopedia:Horror, Fantasy and Science Fiction Films, Vital Books, Florida 1997
EVERMAN, Welch : Cult Horror Films, Citadel Pres, New York 1993
TOMBS, Pete : Fantastik Filmler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2002
JONES, Jack R. : Fantasy Films and their Fiends, Oklahoma, 1964

DÜZENLİ YAYINLAR
The Dark Side
Famous Monsters of Filmland
Monthly Film Bullettin

FİLMLER
Lake of Dracula

Korkusitesi için yazan Fatih Danacı

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

Yorumlar (10 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.