Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Untold Story

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

01 Ocak 2010

3 Adet Yorum

3

Yönetmen : Herman Yau, Danny Lee
Senaryo : Law Kam Fai
Yapım:1993, Hong Kong, 96 Dakika
Oyuncular: Danny Lee, Anthony Wong, Kwan Bo Wai

1978, Hong Kong. Depo benzeri bir yerde iki adamın oynadığı mahjong oyunu, borç meselesi yüzünden tatsızlıkla sonuçlanır. Biri diğerinin üzerine benzin dökerek yakar.

1986, Macau. Sahilde midye toplayan annelerinin yanında koşuşturan iki çocuk, sahile vurmuş bir cesedin parçalarını bulur.

Belli çevrelerde bir efsane haline geldiği halde benim çok geç tanıştığım “Untold Story”, şiddetin anatomisi üzerine kurgulanmış bir suç filmi. Fakat şiddetin geldiği yer ve uygulanan kişiler açısından değişik bir yerde durduğunu belirtmeliyim. Filmi iki bölümde incelersek; ilk bölümde sapık bir katilin peşine düşen polis ekibinin araştırmaları üzerine ilerleyen olaylar örgüsü izleyiciye yenilik bakımından pek bir şey ifade etmeyecektir. Özellikle de filmin komedi unsurunu oluşturan polislerin beceriksizliği filmin en itici tarafını oluşturuyor. Ofise her gün başka bir fahişeyle gelen ve tüm işi memurlarının üzerine yıkan polis şefi Lee, ona platonik bir aşk besleyen ve kendisini bir kadın olarak ifade edemeyen (ve en kıdemsiz olduğu için bütün işi sırtlayan) kadın polis memuru Bo, dişi olan ve hareket eden her şeye karşı açlık gösteren şovenist meslektaşları King Kong, Robert ve Bull; filmin “iyi” tarafını oluşturmuyor, oluşturamıyor. Komiklik olsun diye yapılan her hareketin altında sahte bir muhafazakarlık ve kadın düşmanlığı var. Kendisini kadın olarak görmeyen diğer polislere bunun tersini kanıtlamak için Lee’nin fahişeleri gibi giyinen Bo, bu hareketiyle birey olarak değil ancak becerilebilecek biri olarak değer görebileceğini baştan kabul etmiş olmuyor mu? Zaten iş acımasızlığa gelince diğerlerinden hiç bir farkı olmadığını göreceğiz ve bu bizi filmin ikinci (ve en asab bozucu) bölümüne bağlayacak.

Polis Akademisi’nden fırlamışçasına neşeyle bir cinayeti araştıran bu polisler; sahildeki cesedin kime ait olduğunu araştırırken; kendilerine gelen bir kayıp mektubu onları geçmişi karanlık bir adama götürüyor: Wong Chi Hang. Suratından kötülük akan bu “kötü” karakteri gerçekten dehşetengiz bir gerçekçilikle canlandıran Anthony Wong’a dikkatinizi çekmek istiyorum. Her hareketi, her mimiğiyle hem normal hem de sapık birisini o kadar başarıyla yansıtıyor ki, film bittikten sonra gözlerinizi kapadığınızda suratı hala zihninizde asılı kalıyor. Polisler her ne kadar iki (hatta tek) boyutlu olursa olsun filmin ciddiyetini asıl aktaran bu karakterin derinliği, geçmişinin hiç açıklanmadığı gerçeğini bile göz ardı etmemizi sağlayabiliyor. İzliyorsunuz, ve “Evet, böyle birisi var” diyorsunuz. Referans olarak Ed Gain ve Henry‘i verebilirim.

“Sekiz Ölümsüz Restoranı” adlı köhne bir domuz eti lokantasının yeni patronu olan Wong Chi Hang, bu mekanı hangi şartlarla aldığı belli olmadığından polislerce izleniyor. Lokantanın elemanları esrarengiz bir şekilde kayboluyor ve lokantanın etleri daha bir lezzetli hale geliyor! Yeniden hatırlatıyorum filmdeki “tek” komedi unsurunu polisler oluşturuyor. Diğer her şey başınızı başka tarafa döndürmenizi gerektirecek gerçekçilikte.

Olayların bizi getirdiği ikinci bölümde, işte bu sapık adama karşı uygulanan sistematik şiddeti görüyoruz. Üstelik işin içinde sadece polisler de yok; konduğu nezarethanede, bile bile dövülmeye terkedildikten sonra kaldırıldığı hastanedeki doktorlar ve tıbbi personel tarafından da işkenceye uğrayan Wong Chi Hang’in durumu gösteriyor ki filmin kaygısı göründüğünden daha derin. Maalesef bize çok tanıdık gelen bu süreçte etik değerleri bir tarafa bırakın, normal diyebileceğimiz bir şahısta bile insaniyet namına bir şey görememek insanda huzursuzluk yaratıyor. Başta söylediğim gibi, bu işin “iyi” tarafı veya “kötü” tarafı yok. İnsanoğlunun pozisyonundan bağımsız bir halde gerçekleştirdiği ilkel şiddet var. Bu film şiddeti isimlendirirken geleneksel bağıllardan kurtulmamız için ince bir yol gösteriyor bize.

Eğer buraya kadar sinirleriniz birazcık da olsa sağlam kaldıysa, film son sahnesindeki akıllara zarar katliam sahneleriyle son darbeyi indiriyor. Film bittikten sonra geriye dönüp baktığımızda, polislerin yansıttığı sululuk olmasaydı, bu filmin izlenmesinin zihin sağlığı açısından mümkün olmayacağını anlıyoruz. Belki bu yönetmenin bilinçli bir seçimidir, bilemiyorum. Neticede güzel bir film, ne anlatmak istediğini biliyor ve gore sahnelerle grafik bir şekilde aktarılan şiddeti düşündüğümüzden farklı bir şekle sokuyor. Geç haberdar olduğum için neden bu kadar hayıflandığımı açıklayabilmişimdir umarım.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.