Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Üç Harfliler: Marid

Türk Korku Sineması

GülşahYeğenoğlu

31 Ocak 2011

11 Adet Yorum

11

marid-afisYönetmen: Arkın Aktaç
Senaryo: Murat Toktamışoğlu
IMDB Puanı: 3.8 / 10
Yapım: 2010, Türkiye Süre: 80 dakika
Oyuncular:
Özgür Özberk, Gülseven Yılmaz, Taner Ertürkler, Serap üstün, Kayra Simur

Ayla, kocası Serkan ile mutlu bir çifttir. Ayla 11 yaşında öteki alemden gelen bir varlığın musallat olması ile kabus dolu bir 3 gün yaşamıştır. O günlerden bu günlere en önemli koruyucusu olan muskasını önceki gün kaybettiği için kendini korumasız ve çaresiz hissetmektedir. Serkan yeni bir muska yazması ve Ayla’yı rahatlatması için bu konularda ismi bilinen İzzet Hoca’yı o akşam eve davet eder. Akşam yakın arkadaşları Meltem ve Cem de geleceklerdir. Akşam hep beraber Ayla’nın evinde toplandıklarında korkunç olaylar başlar.

Konuyu kelimesi kelimesine yazmadım. Çoğu senaryo zaten kağıt üstünde ya çok basit gözükür ya da çok saçma. Önemli olan kağıt üzerindeki hikayenin filme çekildikten sonraki sonuçtur. Seyirci senaryoyu okumadığına göre demek ki bunun işlendikten sonraki sonucuyla ilgileniyor. Ben de bu filmi bir izleyici olarak yorumlamak istiyorum. Yorumlarıma katılan da olabilir katılmayan da olabilir. Fakat yazdıklarımın hepsinin kendi kişisel yorumum olduğunun tekrar altını çizmek isterim.

marid-1

Kötü oyunculuk Türk korku filmlerinin ayrılmaz bir parçası gibi. Bunun sebebinin bütçeden kaliteli bir oyuncuya para ayrılamaması mı yoksa kaliteli oyuncuların ülkemizde korku filmlerini pek pozitif prestij katkısı olarak düşünmemeleri midir bilemiyorum. Ama kötü oyunculuk giderek bu tür filmlerin adeta benchmark’ı (ölçütü) haline geliyor. Örneğin filmde kaybolan muska benim için bu kadar mühim olsaydı (geçmiş deneyimlerimi de göz önünde tutarak) beni öyle sakin sakin dolap karıştırırken bulamazdınız. Evin her tarafı durmak bilmeyen ağlama krizlerim sebebiyle salya sümük olurdu; çaresizlikten kafayı yerdim ben. Kocam da deli demiş umurumda olmazdı valla (sonuçta postu direkt tehlikede olan o değil).

Ele geçirilmiş biri var ama bunu sadece efektle verilen yüz değişiminden anlıyoruz. Galiba oyunculuk biraz fazla teknik olanaklara sırt dayıyor. Efektler gerçekten güzel. Yüz değişimleri yeterince ürkütücü bana göre ama hepsi bu. Hani uygulama önemlidir dedim ya. Türk korku filmlerinde vazgeçilemez bir uygulama (çekim) alışkanlığımız var:”Böö” diyerek korkutmak. Her zaman aniden değişen yüzler, karanlıktan birden fırlayan korkunç silüetler kullanılmak zorunda mıdır? Bu tip sahneleri gören bendeniz her normal insanoğlunun verdiği refleks tepkisini vererek sıçrıyorum doğal olarak. Peki bu o film için başarı mıdır? Bilemiyorum. Oradan buradan “Böö”leyen tiplerin cirit attığı Dabbe ve Dabbe 2’yi düşünmek lazım.

marid-2

Kabul etmek gerekir ki ne yazık ki temeli mütevazilik olan dinimizin ritüellerinde öyle haçtır, kutsal sudur gibi havalı aksesuarlar yok. Bu yüzden belki de imaj olarak dini konular üzerinde çekilen filmlerde ele alınan din adamı karakterleri Türk filmlerinde bu bakımdan 1-0 mağlup başlıyor. Evet alışmışız biz o her zamanki havalı “exorcism” sahnelerine. Çoğunluğumuz kitaptan yüksek sesle dua okuyan rahibin bir yandan haç çıkartıp diğer yandan havalı bir hareketle kutsal suları ortalığa saçmasını, ele geçirilmiş bedenin alnına haç çizerken şekillenen yanıkları vb. o kadar kanıksamışız ki eğer aynı gösterişte olmazsa sanki yapılan ritüel, ritüel değilmiş gibi geliyor. (Tahminimce) bu konuyu aşmak için Marid filmine konulan kutsal su sahnesini görmenizi tavsiye ederim. Bu nasıl bir inattır ki dini konuların ve üç harflilerin üzerine film çekilmeye hala devam edilmektedir. Bu nasıl bir inattır ki çekilen filmler hala özensiz yapılmaktadır. Filmdeki özensiz Hollywoodlaştırma çabasını gördüğümde (su sahnesini kastediyorum) güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

marid-3

Konu kötü değil. Gerçekten! Longtime Dead’i düşünün (içinizde bu filmi de beğenmeyenler çıkabilir ama siz yine de düşünün) Birkaç sersem genç ruh çağırır onun yerine cin gelir ve hepsini öldürmeye başlar. Yazınca ne kadar garip duruyor değil mi ama filmi izlediğimde ben çok beğenmiştim. O yüzden konu seçimi fena değil. Ayrıca Marid fikri de güzel bir düşünce olmuş. Marid Kur’an’da da adı geçen, İslam öncesi Arap mitolojisinde bahsedilen en güçlü cin ırkı. Artık TV’deki, sinemadaki doğa ötesi bir çok filmde melekleri ve demonları (şeytanları, cinleri) güçlerine göre bir kademe sırasına sokuyorlar. Burada da böyle bir sıralamanın varlığından bahsetmek popüler bir değinme olmuş. Ama anladığım kadarıyla sadece değinme olmuş. Filmin sonunda bir koltuğa oturtulmuş bir insanın kuru kuruya bu olguyu bir ders verir gibi anlatmasındansa filmin içinde yedirilmiş bir bilgiyi tercih ederdim. Yani benim gözümde güzel bir hikaye, uygulama hataları sebebiyle sönüp gitmiş.

Ekmek var katık yok, katık var ekmek yok. Türk korku filmleri için söylenmiş sanki bu söz. Tabii biz bunu “oyunculuk var hikaye yok, hikaye var oyunculuk yok ya da her ikisi birden yok!” şeklinde uyarlayabiliriz.

İsteyen bu filmi izleyebilir. Ne izlemeyin derim ne de vakit kaybı derim. Ben izledim ve çok da beğenmedim (efektler dışında). Bir korku filmi takipçisi olarak ben içimdeki izleme dürtüsüne karşı koymadım şahsen.

korkumetre-4 kan_ve_siddet-3 gerilim_dozu-4 puan-3

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gülşah Yeğenoğlu

Tüm Yazıları
6 Nisan 1978’de dünyaya geldi. Doğma büyüme İzmirlidir. Aydın Adnan Menderes Veteriner Fakültesi mezunudur. Hatırladığı kadarıyla korku filmleriyle ilk tanışıklığı ilkokul çağlarında sinemada izlediği Terminator filmi ile gerçekleşmiştir. Ancak aktif olarak ciddi bir birikim elde edeceği zamanlar orta okul çağlarıdır. Dean R. Koontz’un Kara Büyü isimli kitabıyla başlayan ve çok geniş bir Stephen King + Dean Koontz kitaplığı ile sona eren uzun soluklu ve tek yönlü okuma macerasının yanında İzmir’de evinin hemen dibindeki açık hava sinemasının yardımıyla korku filmlerine adeta doymuştur. Korkucu'ya tesadüfen internette rastlayan, Gülşah’ın korku dünyasıyla bağı tazelenmiştir. İşinden ve “Guççük Leprekon’um ya da Donlu Demon’um” diyerek sevdiği 2 yaşındaki oğlundan arta kalan vakitlerinde müdavimi olduğu siteye yazı ve çevirilerle katkıda bulunmaktadır.

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ