Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Tucker & Dale vs. Evil

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

29 Haziran 2011

10 Adet Yorum

10

Yönetmen: Eli Craig
Senaryo: Morgan Jurgenson, Eli Craig
Imdb Puanı: 7.6/10
Yapım: 2010, Kanada, 89 Dakika
Oyuncular: Tyler Labine, Alan Tudyk, Katrina Bowden, Jesse Moss, Philip Granger, Brandon Jay McLaren, Christie Laing, Chelan Simmons, Travis Nelson, Alex Arsenault, Adam Beauchesne, Joseph Allan Sutherland

Sadece korku filmlerinde değil diğer ana akım sinemada da Amerika’nın taşralı vatandaşlarıyla çözümleyemediği bir problemi var. “Redneck” denen güneyli köylüler geri kafalılar ve Amerikan İç Savaşı’ndan beri bir tehdit unsuru olarak görülüyorlar. Daha kuzeydeki dağlık arazilerde yaşayan “Hillbilly”ler ise hem görünüşleriyle hem de yaşayış tarzlarıyla Beyaz Amerikalılar yani Yankeelere itici geliyor; Rednecklere göre çok daha sefil bir hayat yaşıyorlar, erkekleri sakallı ayıya benziyor, illegal işlerle uğraşıyorlar ve ensest ilişki yaşıyorlar. Ya da filmlerde bize öyle gösteriliyorlar.

Şimdi şöyle bir film vardır: Tatil nedeniyle (nedense) kırsal bir araziye yolculuk yapan üniversiteli gençler içki ve uyuşturucunun etkisiyle fingirdeşirken, o yörenin köylü sapıklarının ilgisine mazhar olurlar ya da köy sakinlerinin rahatını bozarak ölüm fermanlarını imzalarlar. Köylüler sanki uzun zamandır “buralara bazı gençler gelse de onları zevkle parçalasak” diyorlarmış gibi hiç zorlanmadan kurbanları teker teker öldürürken grubun en akıllıları hayatta kalma mücadelesi verir. Nasıl ki, hayaletli bir evi bizzat hayaletlerin gözünden aktaracak cüreti gösteren “The Others (2001)”, alışkanlıkla belirlenen bakış açımızı ters köşeye yatırıyorsa işte bahsedeceğim film bu “taşralı adam dehşeti”ne bir de köylülerin gözünden bakmaya çağırıyor bizi. Hem de çığırından çıkmış bir komediyle!

Kaybolan arkadaşınızı ararken civardaki tek ev olduğu için mecburen “kimse yok muuu?” diyerek girdiğiniz ama orada burada natürü belirsiz kemikler ve duvarda kaybolan gençler hakkında gazete küpürleri görerek dehşete kapıldığınız uğursuz eve benzeyen bir kulübeye, yazlık köşk muamelesi çekecek kadar naif ve iyi niyetli iki arkadaş, Tucker ve Dale, uzun zamandır civardaki gölde balık tutacakları bu tatil evinin hasretini çekmektedir. Nihayet kiralamak için paralarını toplayabilmişlerdir. Yolda bir grup üniversiteli gence rastlarlar. Kızlı erkekli bu grup aynı göl kenarında kamp kuracaktır. İkilinin saf elemanı Dale, gençlerin arasından Allison adlı sarışın fıstığa ilgi duyar. Tucker biraz daha zekidir ve utangaç arkadaşı Dale’i kızlarla tanışma konusunda destekler (Haydi git ve merhaba de!). Fakat ortada çok önemli bir sorun vardır ki Tucker ve Dale “Hillbilly”dir ve sapık katillere benzemektedir. Bunun tam olarak farkında olmayan Dale mahçup bir edayla Allison’a yaklaştığında (ve tesadüf bu ya, elinde bir de tırpan varken) pek hoş karşılanmaz. Çığlıklar ve aşırı tepkiler eşliğinde benzinlikten uzaklaşan gençler herhalde taşralılar konusunda önceden bilgi sahibidirler (izleyici olarak biz de öyleyiz ya). Bu iki sevimsiz adamdan çok korkan tedirgin gençler olası bir saldırıya hazırlık amaçlı aralarında konuşurken olan olur. Gölde balık tutan ikili, suya atlamaya hazırlanan Allison’a gizlice tanık olur. Kız suya düşünce kafasını bir kayaya çarpar ve bayılır. Tucker ve Dale bilincini kaybeden kızı kurtarır ama Allison’ın arkadaşları olayı tamamen başka türlü görürler. Allison’a yardım etmek yerine çığlıklar atarak onu kaderine terkeden arkadaşlarının tavrına anlam vermeyen ikili baygın kızı mecburen çok özel ve sevimli (!) kulübelerine götürmeye karar verirler, usül yerini bulsun diye geri kalan gençlere açıklama yapmak için haykırırlar: “Arkadaşınız bizde!”. Şimdi siz olsanız bunu nasıl anlardınız?

Allison’a sırnaşıp reddedilmeyi içine sindiremeyen hafif sıyırmış Chad’in önderliğindeki gençler Allison’u kurtarma planları yaparlar. Oradan buradan çıkan çatlak seslere (Neden polisi aramıyoruz?) kulaklarını tıkayıp hedefine odaklanan Chad’in de meğer taşralılarla ilgili eski bir mevzusu varmış. Neyse, dertlerini bir türlü anlatamayan masum Tucker ve Dale, her defasında o kadar uygunsuz ve kötüye yorulabilecek pozisyonlarda yakalanırlar ki, olaya kan karışmaması işten bile değildir. Aşırı gore ve grafik ölüm sahnelerinin gırla gittiği bir dönemde; arazilerine giren gençlerin teker teker “intihar etmesine” anlam veremeyen Dale’in, filmin başından beri “sona kalan kız” olacağını belli edecek zeka kırıntılarını sergileyen psikiyatrist Allison’a söylediği şu sözler filme damgasını vurur: “Benim gibi bir adam senin gibi bir kızla konuşmaya çalışınca birilerinin öleceğini tahmin etmem gerekirdi!”

Konudan da anlaşılacağı üzere filmin çıkış noktası oldukça dahiyane. Bunun üzerine eklenen eli yüzü düzgün komedi ve acımasız gore sayesinde film küçük bütçesinin çok çok üzerinde bir başarıya ulaşıyor. Genelde korku komedi diye adlandırdığımız türdeki “komedi” faktörü biraz abartılı olur ama “Brain Dead (1992)”deki gibi slapstick tarzı bir mizahdan çok “Shaun of the Dead (2004)” tarzı bir durum komedisi mevcut Tucker & Dale vs. Evil’da. Kendilerine yüklenen toplumsal etiketten bihaber iki zararsız adamın durup dururken korkunç cinayetlere karışması ve bu duruma verdikleri tepki üzerine inşa edilmiş mükemmel olay örgüsü neyse ki gayet güzel oyunculuklar sayesinde boşa gitmemiş. Genelde benzer tacizkar rollerin adamı olan Jesse Moss bir kere daha psikopatlığıyla dikkat çekiyor. Tyler Labine ve Alan Tudyk abartısız ama gerçekçi rolleriyle tüm filmi sırtlıyorlar.

Gelenek olduğu üzere filmimiz, kendinden daha önce birçok yapımla anıştırma, saygı duruşu veya gönderme bazında ilişkili. Uygar adamın uygar olmayanla ve doğayla mücadelesini en gerçekçi yollarla anlatan film olan “Deliverance (1972)” bu tür filmlerde akla gelen ilk referanslardan (Bunun neden olduğunu bilmiyorum ama taşralıların uygar insanlar üzerinde yarattığı korku denince tüm oklar bu klasiğe yönleniyor). Filmin başında açıkça “The Blair Witch Project (1999)” göndermesi var. Gençlerin arabayla taşraya geldiği yolda geçen ilk sahneler bana “The Evil Dead (1981)”i hatırlattı. Arada bir “Hatchet (2006)”, “The Burning (1981)” ya da diğer başka gençlik kamp filmlerinden dokular bulabileceğiniz film bundan sonra bilebileceğiniz tüm “taşralı dehşeti” filmlerini andırmaya devam ediyor, en çok da “The Texas Chain Saw Massacre (1974)”yi. Daha zorlarsanız “Fargo (1996)”, “Wolf Creek (2005)” ve ünlü mızraklı ölüm sahnesiyle “House of Wax (2005)” dahi bu listeye eklenebilir.

“Tucker ve Dale Kötülüğe Karşı” her yerde adı geçen bir film değil. Genelde arkadaş tavsiyesiyle izlenen ve tesadüfen çok memnun kalınan bir film (bana da arkadaşım önerdi). “Shaun of the Dead (2004)” ve “Dead End (2003)” gibi video estetiğiyle çekilmemiş, karakter odaklı korku komedilere benzer tarzda küçük bir klasik olacağını düşünüyorum ve son dönemde izlenebilecek en iyi yapım olan bu filmi ısrarla tavsiye ediyorum. Pişman olmayacaksınız.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (10 Yorum)

YORUM YAZ