Yüzeyin altında kimse çığlığınızı duyamaz Below (2002)

Trick’r Treat

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

29 Ekim 2010

11 Adet Yorum

11

Yönetmen: Michael Dougherty
Senaryo: Michael Dougherty
Imdb Puanı:7/10
Yapım: 2007, ABD/Kanada, 82 dakika
Oyuncular:
Dylan Baker, Rochelle Aytes, Brian Cox, Quinn Lord, Britt McKillip, Lauren Lee Smith, Isabella Deluce, Jean-Luc Bilodeau, Alberto Ghisi, Samm Todd, Moneca Delain, Tahmoh Penikett, Brett Kelly, Anna Paquin

“Samhain, All Hallows’ Eve diye de bilinir, ya da Halloween. Yaşayan ve ölüler arasındaki bariyerine en ince olduğu, sonbahar ve kış arasında bir gece kutlanan, Hristiyanlık öncesi bir Kelt bayramıdır ve çoğunlukla insan kurban etmeyi de içeren ayinlerden oluşur.”

Trick’r Treat, şanssız bir film. Daha önceden Bryan Singer’a senaryo konusunda yardım eden Michael Dougherty’nin bu ilk uzun metraj filminin yapımcılığını yine Bryan Singer üstlenmiş. 2007’nin Halloween gecesi gösterime konması planlanmış fakat aynı tarihte Saw IV gösterime sokulduğu için yapımcılar bu çekişmenin Saw lehine sonlanacağını düşündüklerinden filmi geri çekmişler. Bunda, 2006 tarihli (Singer’ın yönettiği, senaryosu Michael Dougherty tarafından yazılan) “Superman Returns” filminin gişede hayal kırıklığı yaratması da büyük bir rol oynamış deniyor. 2008 yılının Halloween gününe (ve daha sonraki yıllara) ertelenen film arada bazı festivallerde gösteriliyor. Gösterimi devamlı ertelenen film hiçbir zaman genel sinema salonlarında görücüye çıkarılmıyor ve DVD piyasasına düşüyor. Üstelik film bu muameleyi hak etmeyecek kadar iyi!

Trick’r Treat’den bahsetmeden önce Michael Dougherty’nin bir önceki kısa metraj çizgi filmine değinmek lazım. “Season’s Greetings (Bayram Tebriği, 1996)” adlı bu kısacık çizgi film “Sam” karakterinin doğduğu film. Başında paçavradan yapılmış, bir gözü büyük, devamlı sırıtan bir ağız çizilmiş, korkuluk kafasına benzer bir maske taşıyan; kırmızı uyku tulumu ve elinde sürüklediği bir şeker çuvalı olan bu küçük çocuğun isminin, girişte andığım “Samhain”den geldiğini anlamışsınızdır herhalde. El çizimi, eski moda bu çizgi filmdeki “twisted end” kavramını sevmiş olan yönetmen uzun metrajlı filmine de bu şaşırtan final anlayışını taşımış.

Her ne kadar dört dense de filmde beş öykü var. Antolojik filmleri severim. Fakat buradaki öyküler ayrı ayrı değil, birbirleri içine geçmiş bir şekilde anlatılıyor. Ohio’da Warren Walley kasabasındayız. Sokaklar maskeli insanlarla dolu. Sarhoş insanlar, müzisyenler ve üzerindeki kanlarla komşularını korkutan kasaba sakinleri kendilerinden geçmiş durumda. Kostümleri içinde kapı kapı dolaşıp şeker toplayan çocuklar bir yanda, evde grup seks partileri düzenleyenler bir tarafta. İnsanlar kutlamaya devam ederken, kocasının Halloween heyecanına anlam veremeyen bir kadın, ertesi gün fazla yük olmasın diye bahçesindeki süsleri kaldırıyor ve balkabağı fenerlerindeki mumları gece henüz bitmeden söndürüyor. Diğer yanda, giydikleri seksi kostümlerle ava çıkan 3 kız, henüz bakire olan kızkardeşlerini ilk gecesine hazırlamaya çalışıyor. Bu arada sokaklarda kan içerek seri cinayetler işleyen maskeli bir adam kızları takip ediyor. Bir arkadaşlarına eşek şakası yapmaya hazırlanan 4 çocuk, okul müdürünün kapısını çalıyor fakat müdür gürültücü oğlu yüzünden cinayetlerini rahat rahat işleyemiyor. Çocukların eşek şakası da kaka oluyor zaten. Müdürün komşusu, etrafındaki Halloween çılgınlığından nefret eden, yalnız yaşayan yaşlı bir adam. Halloween ruhunu anlamak zorunda bırakılıyor. Vampirler, kurtadamlar, hortlaklar, seri katiller… Hepsi var burada. Ve tabii ki küçük “Sam”imiz tüm olayları ilgiyle dikizliyor.

Yönetmen filmini eski modaya uygun bir biçimde çekmiş. Öyküler bir çizgi romanmışçasına aktarılıyor (aynı Creepshow gibi). Demode olmayı göze alarak dijital efektlerden kaçınmış, tüm efektler kostüm, makyaj ve plastik protezlerle halledilmiş. Bu seçim filmi daha da lezzetli kılmış. Filmi izlerken güzel bir video kaset kiralamış gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Ben filmin senaryosunu ve olay kurgusunu sevdim. Çok karakterli ve birbirine zincirleme olaylarla bağlı olduğu için ayrı ayrı düşünülemeyen öykülerin garip finallerle yeni bir olaya sebep olması, zaman kavramının lineer değil de atlayarak ve geri dönüşlerle ilerlemesi izleyicinin zihnini oldukça meşgul ediyor. Öyküler çok basit olsa da bir sahnede başka bir bölümde çoktan ölmüş olan karakteri görünce küçük çaplı bir kafa karışıklığı yaşayabilirsiniz. Bu yüzden hafife almadan, biraz daha dikkatlice izlemeniz gerekiyor.

Filmin bir ilginç yönü de Dylan Baker, Brian Cox ve Anna Paquin gibi oyunculardan oluşan güçlü bir kadroya sahip olması. Hatta başrollerden birinde olan Anna Paquin sürpriz oyuncu (giriş jeneriğinde ismi yok)! Böyle olunca filmin kalitesi de artıyor tabii. Çiğ bir şiddet, gore sahneler, komedi ve çocuksu bir masal havasının birbirine karıştığı filmin görselliği insanı büyülüyor. Şımarık bir tonda ilerleyen müziği de eklenince ben sanki bir Tim Burton filmi izliyormuşum gibi hissettim.

Üstelik film kısacık süresinde bir sürü bilmediğimiz şey anlatıyor. Balkabağından fenerlerin bizi ölülerden ve kötülükten koruduğu, sabaha kadar yanmaları gerektiği, kapıya bırakılan şekerlerin eski dönemde ölülere bırakılan kurban etlerinin bir uzantısı olduğu, aldığınız şekeri yemeden önce kontrol etmeniz gerektiği gibi elzem bilgileri veren Michael Dougherty, Halloween ruhunu en iyi yansıtan filmlerden birini yapmış bence. Kesinlikle izlenmeli ve itibarı geri verilmeli. Hatta birkaç dostunuzla, ışıklar kapalıyken elinizde patlamış mısırlarla izleyebileceğiniz en iyi filmlerden biri olduğunu ileri sürebilirim. Doyumsuz bir seksen küsür dakika yaşayacağınız garanti.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ