Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Tourist Trap‏

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

02 Aralık 2009

5 Adet Yorum

5

Yönetmen : David Schmoeller
Senaryo : David Schmoeller, J. Larry Carroll
Yapım:1979, ABD, 90 Dakika
Oyuncular: Chuck Connors, Jocelyn Jones, Jon Van Ness, Robin Sherwood, Tanya Roberts, Dawn Jeffory, Keith McDermott

Bindikleri otomobilin lastiği patlayınca, sevgilisi Eileen’i geride bırakıp bir tamirci aramaya çıkan Woody, terkedilmiş bir gaz istasyonunda kendiliğinden hareket eden cansız mankenler ve eşyaların saldırısına uğrar. Jerry, sevgilisi Becky ve masum Molly otomobilleriyle takip ettikleri arkadaşlarına rastlarlar. Eileen’i de arabalarına alıp Woody’i aramaya çıkarlar. Araçları, “Slausen’s Lost Oasis” adında köhne bir “cansız manken müzesi”nde arızalanır. Bu turistik mekanın sahibi taşralı ama nazik bay Slausen, onları her tarafı ürpertici mankenlerle dolu müze-evine davet eder. Fakat sakladığı bir sırrı vardır.

Slasher janrına uygun bir konusu var ama ölümlerin bu türe uymayan şekillerde gerçekleştiği, dolayısıyla kanın çok az olduğu, çıplaklığın hiç olmadığı bir filmi “gerilim” olarak değerlendirmek daha doğru bence. Oyunculuğun vasat üzeri olduğunu söyleyerek olaya gireyim. Yakışıklı erkekler, taş gibi kızların olduğu bir filmden oyunculuk namına bir şey beklemezsiniz ama hem karakter oyuncuları hem de kurbanlar, olaylara verdikleri tepkiler de göze alındığında gerçekçi bir sonuca katkıda bulunmuşlar. Şöyle diyeyim; ev içinde eğer bir katilden kaçıyorsanız açık cam veya kapı arar mısınız? Yavaş yavaş size yaklaşan katilin önünde kilitli olduğunu anladığınız kapı kolunu inatla kurcalar mısınız? Hayır, zaten burada da oyalanmayıp yaralanma pahasına camdan atlanıyor tabiatıyla. Peki katil üzerinize üzerinize gelirken çığlık atıp salak salak bekler misiniz? Hayır, zaten burada da onu öldürmek için silah aranıyor. Silah çalışmıyorsa dipçikle girişiliyor. Mantıklı değil mi? Çoğu slasher filminde yer alan, insanı gıcık eden klişelerdir bunlar. “Wax Museum”u andıran olay örgüsü ilerledikçe sona kalan kızın gerçekten korktuğunu görmek, yüzündeki dehşet ifadesini özümsemek insanda memnuniyet hissi uyandırıyor gerçekten. Filmin bu yönünü çok sevdiğimi belirtmeliyim.

Filmin diğer güzel tarafı biraz kişisel nedenlere dayanıyor. Karanlıkta ortaya çıkan cansız mankenlerin, orada bulunmuş olmaları bile beni korkutmaya yetecekken; bir de hareket edip saldırmaya başlıyorlar. İrrite edici ağızlarıyla attıkları kahkahalara değinmiyorum bile. Tehlikenin nereden geleceğini bilmeden koca bir evin koridorlarında dolaşırken cansız mankenlerin gözleri tarafından izlenme hissi… Brrrr! Film klişelerden beslense de kesinlikle çok korkunç.

Diğer yandan büyük bir başarıyla kurulmuş mekan ve atmosfer bana nedense Hammer sinemasını ve Mario Bava filmlerini hatırlattı. Şimdi sorsanız nedenini kesin olarak söyleyemem. Belki de dış sahnelerdeki puslu mavi ışık, gölgeli iç mekanlar, donuk yüzlü mankenler… Elle tutulur bir kanıt sunamıyorum. Yönetmenin film için uğraştığını belli eder tarzdaki anlatımı, özellikle sonlara doğru sürreel sulara doğru açılıyor. Yatağa bağlanan bir kız orada olmayan bir kadının şefkatiyle karşılaşıyor. Maskeli erkek kardeşin ortaya çıkmasından sonra doğa üstü olayları açıklayabilecek bir neden de bulabiliyoruz ama filmin başından beri üzerimize çöken ağır güvensizlik hissi, gücü artarak devam ediyor. Neyin gerçek neyin yapay olduğunu anlayamadığımız görüntüler sonucu hafiften kafayı sıyırmak işten bile değil. Öyle de oluyor zaten.

Gelelim filmin müziğine… Sanırım korku filmlerinin müziklerine fazla özen gösterilmiyor artık. Daha doğrusu, klasikleşmiş filmlerin akılda kalan ezgileri dışında değer verilecek pek de bir şey yok elimizde. İşte bu film bu önyargıyı yıkacak nitelikte bir müziğe sahip, ilginçtir. Zaten gerilen sinirlerimizi daha da geren yaylı çalgılar orkestrasının müziği kovalamaca sahnelerindeki dehşeti perçinliyor. Özellikle de nefes sesiyle verilen kadın vokaline dayalı ezgiye bayıldım. Çok şık durmuş.

Filmin imdb puanı nispeten düşük. Acaba bende mi bir sorun var diye şöyle bir araştırdım ama yapılan tüm yorumlarda filmin gerçekten korkunç olduğu yazıyor. Bazıları Cadılar Bayramı’nda izlemek için öneri listesine, başka bir çok tanınmış klasik dururken bu pek bilinmeyen filmi almış. O zaman haklıyım, bu film tüyler ürpertici bir korkunçluğa sahip. Müziği, atmosferi ve eli yüzü düzgün oyunculuğuyla (doğaüstü dokular da içeren) iyi bir korku filmi izlemek isterseniz uygun bir seçim olacağı kanaatindeyim.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.