Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

The Witch with Flying Head

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

12 Mart 2013

0 Adet Yorum

0

Fei taugh mo neuih 
Yönetmen: Lian Sing Woo veya Cheung Yan-Git
Senaryo: ?
Imdb Puanı: 6.4/10
Yapım: 1977, Hong Kong, 93 Dakika
Oyuncular: Chen Siu-Chen, Ma Sha, Lau Seung-Him, Gam Leng-Chi, Chan Mei-Hua, Shaw Luo-Hui, O Yau-Man, Ngok Fung, Man Chung

Efsane bir filmle karşı karşıyayız. The Witch with Flying Head kolay bulunamadığı gibi bulunduğunda da altyazısız olduğu için seyrederken güçlük çekilen bir film. Aslen Kantonca çekilse de internet ortamında bahsedilen, Mandarin lehçesiyle sonradan seslendirilmiş, soundtracki “Star Trek: The Wrath of Khan (1982)”, “The Black Hole (1979)” ve “Conan the Barbarian (1982)”ınki ile değiştirilmiş versiyonudur. Bu nedenle kafa karışıklığına neden olmaktadır; 1977 tarihli bir filmde, daha geç dönemde çekilen filmlerin müziklerinin araklandığı görülünce doğal olarak o filmin daha geç, mesela 1982 yılında çekildiği düşüncesi uyanmaktadır. Kafa karışıklığı bununla da bitmemektedir. Filmle ilgili İngilizce bir tanıtım olmadığı için ve herkeste Mandarin versiyonu olduğu için yönetmen ve oyuncu ekibi hakkında da kesin bir isim vermek söz konusu olamamaktadır. Uzakdoğulu sinemacıların isim benzerlikleri bir yana, aynı kişinin birden fazla isim kullanması da bu sonuca sebep olabilmektedir. Şu ana kadar benim rastladığım en büyük kesinlik filmin yönetmeni olan Lian Sing Woo’dur ki bazı yerlerde Cheung Yan Git (Chang Rern-Jier, Chang Jen-Chieh, Chang Ren-Chiat, Chang Jen-Tsei, Zhang Ren-Jie, Chang Ren-Jye olarak da bilinir) adı da telaffuz edilmiştir. Her iki yönetmenin de çok bilinen bir filmografisinin olmaması muammayı derinleştirmektedir. Her ne kadar öyle görünse de film Shaw biraderlerin yapımcılığında çekilmemiştir. Filmin 1982 yapımı olduğunu iddia eden bazı kaynaklar orijininin Tayvan olduğunu da söylerler.

Bana gelirsek; adını hayal bile edemeyeceğim bu filmden Pete Tombs sayesinde haberdar oldum. Daha önce Leák (Mystics in Bali) adlı güzide yapımda bahsettiğim “vücuttan ayrılarak havada uçan, ayrılırken iç organları da beraberinde sürükleyen vampir kafası” seklinde de izah edebileceğimiz folklörik bir canavar var burada (filmin ismi o yüzden Uçan Kafalı Cadı). Kamboçya’da “Ap”, Tayland’da “Krasuë”, Endonezya ve Malezya’da “Penanggalan” diye adlandırılan bu hayalet/cadı/vampir kırması yaratık kurbanlarının kanını emdiği gibi hamile kadınların rahimlerindeki fetusları da emebiliyor.

Her ne kadar Mystics in Bali’yi önce izlesem ve bu filmi onunla kıyaslayarak anlatsam da The Witch with Flying Head daha eski olduğu için gözümdeki referans değeri daha yüksektir, yaratığın boynundan sarkan iç organları daha gore ve gerçekçi sunduğu için başarılıdır da; özellikle yaratık kan içerken iç organların her nabızda kademe kademe şişmesi güzel bir ayrıntıdır.

Unutulmaması gereken bir diğer konu Doğu ve Güneydoğu Asya’da yılanların korku unsuru olarak değeridir. Bu coğrafyada bir takıntı haline getirilen yılanlar (ve diğer sürüngenler) fallik obje olarak sunulmanın yanı sıra büyüyle ilişkilendirilen uğursuz hayvanlardır; burada örneğini verdiğimiz Mystics in Bali ve Devil Woman dışında da sürüyle korku filmine malzeme edilmişlerdir.

Bir büyücü tarafından vajinasına yılan sokularak lanetlenen bir kızın Penanggalan’a dönüşmesi sonucu gerçekleşen dehşete odaklanan film tam bir görsel şölen. Bilirsiniz bu tür filmlerde en can alıcı sahneleri iyi ve kötü güçler arasındaki kavga dövüş sekansları alır. İşte burada tarafların birbirlerine fırlattıkları objelerin tür skalası hayli geniş. Sadece canlıların ellerinden, kollarından veya gözlerinden çıkan enerji yayılmaları değil, sihirli addedilen cansız objelerden bile havai fişekler, kızkaçıranlar fışkırıyor. Düştüğü yerde infilak eden laserler, ağızdan fırlatılan küçük diskotek toplarını andıran küreler, yangın söndürme cihazından fırlamışçasına tazyikle fışkıran köpükler, dumanlar, canlı kırkayaklar… Tabii ki her Uzakdoğu filminde olan (özellikle de Kung-fu filmlerinden alışık olduğumuz) hızlı kamera hareketleri, 70’lerin manyak ötesi zoomları ve karanlık ormanda, farklı bir boyut boşluğunda yüzermişçesine salınan vücutlar da cabası.

Filmin en güzel yanı (soluk soluğa bir macera sunması dışında) beklenenin üzerinde bir gore sunması. İç organların ıslak plastiği, anatomi bilgisinin yetersizliği, kanın fışkırmaktan çok sızım sızım sızdırılması, tek bir sahnede bile olsa gerçek hayvan ölümü trash movie fanatiklerine göz kırpar cinste. Özellikle ağızdan çıkan laserlerin animasyon etkisiyle yaratılmış olması ve lanetli kızın her değişim öncesi, kıvranan yılanlı iç organ kesitinin yansıtılması filmi Japon çizgi filmlerinin anlatım tarzına yaklaştırıyor.

Efektler günümüz izleyicisinin nabzına şerbet sunmaktan aciz olsa da yönetmenin aşırı yakın plan çekimler ve kamera açılarıyla gerçekleştirdiği göz aldatmacasıyla kotarılan çoğu sahne bütçesizliğin getirdiği yoğun yaratıcılığın eseri. Bu yüzden Penanggalan’ın başıyla vücudundan sarkan organlarını aynı karede görme şansına erişemiyoruz. Yaratığı sadece uzak çekimlerde tam anlamıyla görsek de buralarda kukla ve ipler kullanıldığı için bıyık altına gülücük yerleştirmek işten bile değil. Ama kim takar? Gerçek yaratıcılık yokluktan doğan yaratıcılıktır ki burada ekrana yansıyan şekline şapka çıkarılır.

Ben de herkes gibi filmin Mandarin versiyonunu izledim; Mandarin lehçesine haliyle hakim olmadığım ve filmin İngilizce altyazısı olmadığı için herkes gibi ben de tahmini olarak anlatacağım olay örgüsünü. Fakat siz de takdir edersiniz ki bazı filmlerde olayları saptayabilmek için diyalogların ayrıntısına girmek gereksizdir.

AŞAĞIDA FİLM SAHNE SAHNE ANLATILACAKTIR. İSTERSENİZ ÖNCE FİLMİ İZLEYİP YAZIYI SONRA OKUYUN, ANLAMADIĞINIZ YERLERDE YARDIMCI OLABİLİR. YA DA NASILSA FİLMİ BULAMAYACAĞINIZI DÜŞÜNÜP DİREKT OKUMAYA GEÇİN.

Olaylar eski Çin’de vuku buluyor. Başroldeki genç kız, annesi ve bir başka genç kız (daha az şatafatlı giyindiği için bu üçüncü kız asıl kızımızın küçük kızkardeşi, hizmetlisi veya onun himayesindeki bir arkadaşı/akrabası olabilir) bir tapınakta ibadet ediyorlar (Pete Tombs yanılarak bu üçünü kızkardeş olarak betimlemiştir. Demek ki onun da elinde altyazısız Mandarin versiyonu vardı ve bu yanlış tahminde bulundu). O sırada çatıda dev bir yılan beliriyor ve puf diye, gözlerinde Tecavüzcü Coşkun pırıltısı taşıyan genç bir adama dönüşüyor. Adam, dua etmekte olan asıl kızımızı gözüne kestiriyor ve ağzından fırlattığı küçük bir yılanı kıza yolluyor. Gizlice sürünerek kızın eteğinin altına giren yılan oradan büyük bir ihtimalle vajinaya doğru yollanıyor (zira yılanı kızın iç organlarında dolaşırken gösteren dehşet ötesi bir kare gösteriliyor). Kız korkunç acılar eşliğinde kendinden geçerken, sanki tesadüfen oradaymış gibi ortaya çıkan Yılan Büyücü, kızın annesine ağrı kesici bir içecek sunuyor. Anne bu gizemli adamın yardım teklifini önce reddediyor ama kızın inlemelerine dayanamayarak şişeyi kabul ediyor. Ve büyücünün planları gerçekleşmeye başlıyor.

O sırada yoldan geçmekte olan iki adam, alt köpek dişleri yaban domuzu gibi uzamış, boynun gerisinde iç organları sarkan bir kadın kafasının saldırısına uğruyor. Biri kaçıyor ama biri boğazına geçirilen dişlerin kurbanı oluyor. Uçan kafa, ağzında henüz emdiği kan kurumadan evine geri dönüyor ve elleri sabırsızlıkla seğiren başsız bedene konuyor. Bir kıtırtı sesi geliyor ve Voltron’ın kafası oluşuyor. Tamamlandığı halde henüz girdiği transtan uyanamayan kızın dişleri birkaç kıvılcım efektiyle normale küçülüyor. Yaptığı şeyleri hatırlamadan uyanan kız, ağzındaki kanın ıslaklığıyla dehşete düşüyor. Ve tüm bu olaylar filmin ilk 8 dakikasında hızla olup bitiyor…

Ertesi sabah Yılan Büyücü bu varlıklı aileyi ziyaret ediyor ve asıl amacını, yani evin güzel kızını elde etme arzusunu evin babasına açıklıyor (anlaşılan öncü kuvvet olarak gönderdiği yılanın açtığı yolda ilerlemek temennisinde, ahlaksız). Anne babası büyücüye kızlarına acıması için yalvarıyor fakat kız bu herife varacağına canavar olarak ölmeyi tercih ediyor. Elindeki yelpazeyle Bülent Ersoy’un cinsiyet değiştirmeden önceki edalarını hatırlatan Yılan Büyücü, kızın üzerindeki laneti kaldırmadan evden uzaklaşıyor bu durumda. Kız başını duvarlara vuruyor ama nafile…

İlerleyen günlerde iki Budist rahibin yardımına başvuruyorlar. Rahipler efsunlu bir iksiri sunuyorlar kıza. Kız onulmaz sancılarla kıvranıyor ve ağız dolusu yılan kusuyor leğene. O gece, kız tekrar Penanggalan’a dönüşmesin diye rahipler dillerinde dualarla nöbet tutuyorlar ve feryatlar eden kızın odasının kapısına kağıt muskalar asıyorlar. Fakat bu şeytan çıkarma ayini nihayete ermeden Yılan Büyücü saldırıya geçiyor ve rahiplerin üzerine yılanlarını salıyor. Üzerindeki koruyucu büyü kalkan kızın kafası tekrar bedenini terkediyor ve rahiplerden birini alevli nefesiyle kızartıyor. Göğsündeki gamalı haçla (evet!) Yılan Büyücüye karşı koymaya çalışan diğer rahibin gardı kısa sürede düşüyor ve kızın uzun dişlerinde hayata gözlerini yumuyor.

İki rahibin cesediyle sabah karşılaşan kız artık hayatına son vermeye kalkıyor ve ormanda kendisini asmaya teşebbüs ediyor. Evin geri kalan üç ferdi neyse ki zamanında yetişiyor ve babasının teselli edici sözleriyle kız tekrar hayata tutunuyor. Gözyaşları sel oluyor. En sonunda, kızın zarar vereceği kurban sayısını aza indirebilmek için yerleşim yerlerinden uzağa, ormanın gözden ırak kesimlerine taşınmaya karar veriyorlar. Babalarını eski evde bırakarak ormanın içinde gizli bir çiftlik evine yerleşiyorlar.

Aynen kurt adam laneti gibi, kız değişime uğrayacağını anladığı vakitlerde ormanın derinliklerine kaçmaya başlıyor. Buna benzer bir gece iki gezgin adam ağaçların arasında kıvranan kızı fark ediyor ve ona tecavüze yelteniyor. Kız adamları uyardığı halde gözü dönmüş herifler soyunmaya başlıyorlar bile. Gizlenmiş bir şekilde olanlara tanık olan anne tam kıza yardıma koşacakken, kızının dönüşümünün başladığını farkedip geride durmayı tercih ediyor. İki adamın korkudan faltaşına dönen gözlerinin önünde uçan kafaya dönüşen kız birinin kanını hızla emiyor. Diğer tecavüzcü kaçarken (şans eseri ya) oradan geçmekte olan bir Taoist rahibe rastlıyor ve ona olanları bir çırpıda yumurtluyor. Taoist rahip ve uçan kafa arasında geçen güç savaşını rahip kazanıyor. Sihirli bir ağa hapsettiği kızı tam öldürecekken annesi yetişiyor ve yalvararak kızın hayatını bağışlamasını sağlıyor.

Annenin yardım çığlıklarına kulak veren Taoist rahip sabah olunca kızın sırtına kateter benzeri ince oluklar içeren akupunktur iğneleri saplıyor ve kirli kan akıtıyor. Akan kanın natüründen pek memnun kalmayan rahip yılan büyüsünün çok kuvvetli olduğuna kanaat getiriyor. Yapacak birşey olmadığı için önerilerde bulunuyor ve anne kıza kendilerini korumak için iki büyülü obje bırakıyor; üzerinde ying yang bulunan bir kalkan ve kırmızı porselenden bir buhurdanlık.

Buradan sonra üç kadının öyküsüne bir süre ara veriliyor ve bir diğer yan öyküye geçiliyor. Ormanda iki yolcu yürürken gaipten bir kadın sesi adamlardan birinin adını sesleniyor. Sesin nereden geldiğini bulamıyorlar ve ismi zikredilen adamın alnında bir yılan işareti oluşuyor. Yolcuların ikisi de bir ağaçtan aşağıya sarkan dev bir yılanı farketmiyor. Bir hana uğrayan bu iki yolcu başlarından geçen o garip olayı konuşuyorlar ve dinlenmek üzere odalarına geçiyorlar. Her ikisinin de odasında süslü püslü, baştan çıkarıcı kadınlar bekliyor. Alnında yılan işareti beliren yolcu hızla yatay pozisyona geçme girişiminde bulunuyor fakat yatmaya çalıştığı kadın yılana dönüşüyor. Arkadaşını halvet halindeyken dikizlemeye çalışan diğer yolcu onun bir yılan tarafından yenmesine tanık oluyor ve panikle odasına dönüyor. Biraz önce odasında bıraktığı fahişe görünümlü kadının yerinde dev bir yılan görüyor ve o da bu yılanın kurbanı oluyor.

Aynı orman yolunda kıyafetlerine bakıldığında varlıklı olduğu belli olan genç bir adam seyahat ediyor. O da benzer şekilde görünmez bir kadın tarafından çağırılıyor ve adının Tao olduğunu tahmin ettiğim bu adamın alnında yine yılan izi oluşuyor. Tao, malum hana uğruyor ve birkaç gün önceki cinayetlerin travmasını henüz üzerinden atamamış olan han sakinleri genç adamın alnındaki işareti görünce telaşlanıyorlar. Genç adama, oradan geçen gezginlere musallat olan, avlarını alınlarına koydukları yılan sembolüyle işaretleyen iki Yılan Cadısından bahsediyorlar.

Tao handan kaçıyor ve korkunç bir gecenin içinde koşarak bizim talihsiz kızın kaldığı çiftlik evine ulaşıyor. O sırada dua etmekte olan üç kadın Tao’yu içeri alıyor ve soluksuz kalan genç adama içecek birşey sunuyorlar. Bizim kız birden Tao’nun alnındaki izi farkediyor ve sorusu üzerine olayları kavrıyor. O sırada iki Yılan Cadı çiftlik evinin kapısına dayanıyor ve işaretledikleri avlarını geri istiyorlar. Dış kapının üzerine asılı olan sihirli kalkan cadılara yolladığı şimşeklerle belirli bir süre içeridekileri koruyor fakat cadılardan biri iç çamaşırını kalkanın üzerine fırlatarak onu nötralize ediyor. Daha sonra içerideki Tao’yu etkileyecek bir büyü yapıyorlar. Adam beyin kanaması geçirir gibi kıvranınca lanetli kızımız ilk görüşte aşık olduğu bu genci korumak için eline kırmızı buhurdanlığı geçiriyor ve Yılan Cadılardan birini onun içine hapsediyor. Diğer cadı korkarak kaçarken intikam çığlıklarını fırlatıyor. Sabah olunca anne, içinde Yılan Cadı’yı hapsettikleri buhurdanlığı toprağa gömüyor. Böylece onlar için çok önemli olan tılsımlı objeleri kullanıp tüketmiş oluyorlar.

Çatışma sonrası yaralarını temizlerken talihsiz kız değişimin yakın olduğunu müjdeleyen kasılmalardan birine yakalanıyor. Tao neler döndüğünü bilmediğinden, minnettar kaldığı bu kıza yardımcı olmak için şehre, ilaç almak üzere yola çıkıyor. Kız ardından gitmemesi için bağırıyor, annesi Tao’nun peşinden koşuyor ama ona yetişemiyor.

Gece dolunay sırasında kız değişim için ormanın kuytusundaki yerini alıyor. O sırada şehirden dönen Tao kızı ormanda kıvranırken buluyor ve telaşlanıyor. Kız genç adamı kendinden uzaklaştırıyor ve koşarak kaçıyor. Deliye dönen Tao’yu ne anne ne de kızkardeş durdurabiliyor. Neyse ki Tao kızı bulmadan değişim gerçekleşiyor ve Penanggalan kurban bulamadığı için dişlerini en yakındaki ağaca geçiriyor. Belli bir miktar ağaç kabuğu soyduktan sonra bedenine geri dönüyor ve Tao şuursuz bedeni tek vücut halinde buluyor.

Filmde keskin zaman atlamaları var. Eğer dikkatli izlemezseniz anlamlandırmakta zorlanabiliyorsunuz. Mesela nasıl oluyor bilmiyorum ama en azından 9 ay geçiyor, Tao ve kızın bir bebekleri dünyaya geliyor. Bu arada bir durup düşünmek lazım; kukusunda yılan taşıyan bir kızla nasıl cinsel ilişkiye girilir? Hamilelik esnasında kız Penanggalan’a dönüşmüş müdür? Dönüştüyse oluşan komplikasyonlar gebeliği nasıl etkilemiştir? Filmin buna ayıracak zamanı yok gibi görünüyor. Penanggalan’a dönüştüğü sırada anneden bebeği nasıl koruyacakları noktası asıl mesele oluyor (Zira Penanggalan’ların yeni doğan bebeklere meyli herkesçe bilinmektedir). Neyse, yan odada kızın değişim sancıları tutarken anne ve kızkardeş tartışıyorlar ve anne bebeği kavradığı gibi ormanın derinliklerine koşuyor. Uçan kafa peşinden gidiyor ve tam bebeğine saldıracakken annesi kendi vücudunu kalkan yapıyor ve bebeğin kanı yerine kendi kanını sunuyor kızına.

Yine keskin bir zaman virajı… Yıllar sonra büyüyen bebek, küçük bir kız olarak ekrana yansıyor ve anneannesinin mezarı başında, anne babasının onaylayan bakışları altında dua ediyor.

Bir gün (bu tenha zannedilen orman yolunda nasıl bir insan trafiği varsa artık) doğumu yaklaşan bir kadın ve eşi çiftlik evinin yanındaki yoldan geçerlerken, gebe kadın daha fazla yol alamayacağını söyleyerek yere yığılıyor. Kocası yardım çağırmak için uzaklaşıyor. Meğer kadının çöktüğü yer, yıllar önce içindeki Yılan Cadı’yla beraber gömülen buhurdanlığın olduğu mekan değil miymiş? Yıllardır küçük hapishanesinde intikam için bekleyen Yılan Cadı nihayet gereken güç kaynağını buluyor ve gebe kadının bacaklarının arasından kan ve yılanlar dökülüyor. Puf diye bir duman efekti sonrası Yılan Cadı hiçbir şey değişmemiş gibi beliriveriyor.

İlk iş olarak Yılan Büyücü’yü yatağa atan Yılan Cadı, eski intikamını alması için onu ikna ediyor (erkekler yatakta herşeye ikna olurlar).

Düzenli aralıklarla uçan bir kafaya dönüşmek dışında herhangi bir problem yaşamayan lanetli kız, kocası, kızı ve kızkardeşi, yıllar sonra ortaya çıkan Yılan Büyücü’nün şokuyla sarsılıyorlar. Lanetli kız kişisel meselesi için ailesine zarar gelmemesi adına, tek başına bahçeye çıkıyor ve Yılan Büyücü’yle yüzleşiyor. Büyücü eski aşkını karşısında görünce bir taşla iki kuş vuracağı için seviniyor haliyle ve yine kızı ikna etme edebiyatına başlıyor. Kabul etmeyen kızı bayıltıyor.

Yan tarafta olayları izleyen ve annesinin onları terketmesine dayanamayan küçük kız diğerleri farketmeden kapının dışına çıkıyor. Babası Tao da ardından koşuyor fakat ikisi de Yılan Cadı’ların eline geçiyor. Geride kalan kızkardeş, eline aldığı baltayla bunları takip ediyor.

Yılan Cadı, Tao’yu kendi özel mekanına götürüyor. Bir sütuna bağlı olduğu için çaresiz durumdaki genç adamı, Cüneyt Arkın’ı baştan çıkarmaya çalışan Bizans prensesi gibi ayartmaya çalışıyor. Yaptığı büyülerle buna muvaffak oluyor. Bu arada küçük kız babasının Yılan Cadı’larla şuursuz bir biçimde yiyişme girişimine tanık ediliyor. İkinci cadı Tao’yu bayıltıyor ve özel bir odada halvet olmaya götürüyor. O sırada elinde baltayla kızkardeş içeri dalıyor ve şuursuz Tao ile sevişen cadının boğazına baltayı indiriyor. Eniştesini alarak ormana kaçıyor.

Yan tarafta Yılan Büyücü bayılttığı lanetli kızı özel mekanına getiriyor, küçük kız baygın annesinin üzerine kapaklanıyor. Nihayet ayılan ve kızına sarılan kız ilk Yılan Cadı tarafından kıskanılıyor. Yılan Büyücü, kıskanç cadıyı sihirli kıvılcımlarla öldürürken, bizim kız çocuğunu alıp kaçıyor.

Ormanda buluşuyorlar fakat bir dumanın içinde aniden beliren Yılan Büyücü’nün kahkahalarıyla irkiliyorlar. Kızkardeş elindeki baltayı büyücüye sallıyor fakat daha güçlü olan büyücü baltayı elinden aldığı gibi kızı gebertiyor. Tam küçük kıza da saldıracakken lanetli kız engel oluyor. Büyücünün istediği herşeyi kabul eden ve ona teslim olan bedbaht kız, kocasına tüm gerçekleri ve bir Penanggalan olduğunu nihayet itiraf ediyor (onca yıl nasıl sakladığı meçhul). Tam o sırada dolunay olduğunu farkediyor ve içindeki yılan organların arasında kıvranmaya başlayınca kızın dönüşümü de tamamlanıyor.

Penanggalan büyücüye saldırıyor, büyücü kıza düştüğü yerde infilak eden alevli yelpazeler, frizbiler fırlatıyor. Kızın ağzından tazyikli buharlar ve rengarenk laser ışınları çıkıyor. Uçan tekmeler… Parendeler… Hatta bir yerde büyücü dev bir uçan yılana dönüşüyor ve uçan kafayı ormanda kovalamaya başlıyor. Çok kritik bir anda Taoist rahip ortaya çıkıyor (yine trafiği bol orman yolu) ve fırlattığı akupunktur iğneleriyle büyücüyü zayıflatıyor. O esnada Penanggalan büyücünün boynuna saldırırken, kocası da baltayı indiriyor. Büyücü dev bir yılan cesedi haline geliyor. Kızın başı gövdesine güvenli iniş gerçekleştiriyor ve Taoist rahbin uzattığı Yılan Büyücü’nün küçük küre şeklindeki kalbini yutarak yıllardır süren lanetini bozuyor.

Merak edene: Chen Siu-Chen (ya da Zhen Xiu-Zhen, Yan Sau-Jan, Chen Hsiu-Chen, Chen Shaw-Chen) uçan kafalı asıl kızı; Ma Sha (ya da Ma Qui, Tattooer Ma, Ma Sa, ”Masa”, Liu Jin-Zhen, Liu Jin-Chou, Lau Kam-Chan) Yılan Büyücüyü; Lau Seung-Him (ya da Liu Shan-Chian, Liu Shang-Chien, Liu Shang-Qian, Liu Shan-Chan, Pedro Lau) talihsiz kıza aşık olan Tao’yu, Gam Leng-Chi anneyi, Chan Mei-Hua (ya da Chan Mei-Wa, Chern Meei-Hua) küçük kızkardeşi; Shaw Luo-Hui (ya da Siu Law-Fai, Show Lo-Fai, Mooi Fong-Yuk, Shaw Lo-Fai, Mei Fang-Yu) Taoist rahibi; O Yau-Man (ya da Ho Yu-Ming, Lung Siu, Lung Se, Ko You-Ming, Yu-Ming Ho, Lung Hsiao, Long Xiao) gamalı haç taşıyan Budist rahibi, Ngok Fung (ya da Yue Feng, Yao Fung, Yueh Feng) diğer Budist rahibi, Man Chung babayı, So Kwok-Leung (ya da Su Kuo-Liang, Su Kao-Tung) hayatta kalan tecavüzcüyü, Tsang Chiu (ya da Tsang Chi, Tsang Chao, Cheng Chao, Tseng Chao) alnında yılan işareti beliren yolcuyu, Woo Hon-Cheung (ya da Hu Han-Chang) ona eşlik eden diğer yolcuyu canlandırıyor. İki Yılan Cadı’yı canlandıran aktristlerin adını bulamadım maalesef.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ