Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

The Walking Dead: Survival Instinct

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

02 Nisan 2013

2 Adet Yorum

2

İÇ GÜDÜLERİM ZOMBİLERE ÇOK KÜFÜR EDECEĞİMİZİ SÖYLÜYOR!

Robert Kirkman’ın yarattığı, kana doymayan canavar The Walking Dead, çizgi öyküleri, televizyon dizileri, kitapları ve nihayetinde de video oyunları ile popüler kültür arenasını silkelemeye devam ediyor. Daha ne kadar süre gündemimizi işgal edeceği ya da ne zaman kabak tadı vermeye başlayacağı hala muamma olsa da, gözleri fıldır fıldır dönen yapımcılar, bu altın yumurtlayan tavuğa yatırım yapmaktan geri durmayacaklar kuşkusuz. Survival Instinct ise, gönül rahatlığı ile serinin ürünleri arasındaki en “kolpa” içeriğe sahip olan halka unvanını havada kapabilir.

Geçtiğimiz yıl, Telltale’in ellerinden çıkan The Walking Dead: The Game, türlü ön yargılarımıza rağmen, yılın en başarılı oyunlarından biri etiketi ile kendisine haklı bir yer edinmeyi başardı. Ana hikayeye eklemlenmesi ve genel anlamda The Walking Dead’in çarpıcılığının büyük bir kısmını üzerinde taşıması açısından, bu indie tandanslı oyun, serinin fanatiklerini büyük ölçüde tatmin etmeyi başarmıştı. Survival Instinct ise, dizinin önemli karakterlerinden biri olan Daryl’in, salgından sonra yaşadıklarını anlatan bir nevi prologue sunuyor bizlere… Tabi bunu, olabilecek en sığ biçimde yapmak kaydı ile…

Oyun, salgının hemen ardından ormanda başlıyor. İnsanların salgının ardından ne yapacaklarını bilemedikleri o ilk günlere dönüyoruz. Kontrol ettiğimiz karakter de, salgının ebatlarından bir haber. Kırsal bir yerde yaşadığı düşünülürse bu oldukça doğal. Kısa bir süre sonra, bu karakterin Daryl’in babası Jess Dixon olduğunu öğreniyoruz. Bu karakterin aramızdan ayrılması ile birlikte, oyunumuz da start almış oluyor.

Ağırlıklı olarak Daryl’i kontrol ettiğimiz oyunda, ilk etapta, salgının boyutlarına oranla oldukça minimal hedeflerimiz var. Başını belaya sokma konusunda uzman olan Merle’i bulmamız gerekiyor. Daryl’in ağabeyini bulabilmesi için de, tahmin edileceği üzere, ülkenin büyük bir kısmını tepmesi lazım. Dolayısı ile amcasından helalliğini alan Daryl vakit kaybetmeden yollara düşüyor. Bu yolculuk, Daryl ve Merle ikilisinin, Shane ve kampın diğer sakinleri ile buluştukları dönemi kapsayacağı bir yan hikayeye eviriliyor. Yapımcıların çizdiği rota ile geçtiğimiz yıl basılan The Walking Dead kitabında Blake karakterinin prologue kısmı hemen hemen benzeşiyor.

Zombilerin, ülkenin dört bir yanını işgal ettiği süreci kabaca gözlemleme şansı bulduğumuz oyunda, Atlanta dolaylarına doğru süzülürken, hayatta kalmaya çabalıyoruz. Görevlerimiz doğrultusunda takip ettiğimiz harita rotasında, kah yeni karakterleri takımımıza ekliyor, kah benzin bulmak ümidi ile en sapa yerlerde kısılıyor kah da yolumuzu tıkayan araçları ittirerek güzergahımızı ferahlatıyoruz. Jimmy Blake, Anna Turner, Mia Park ya da Deputy Lee gibi karakterler ile etkileşime geçerek, süreç içerisinde ülkenin diğer kısımlarında neler olup bittiğini de onlardan öğreniyoruz.

Survival Instinct, sanki belli başlı şanslarımız varmış gibi hissettirse de, motamot bir oyun. Mesela harita üzerindeki güzergahları seçme şansımız yok, zaten senaryo modunun ön gördüğü yerlere gidiyoruz. Bununla birlikte, gideceğimiz rotanın benzin tüketimine etkisi var gibi (!). Örneğin, ana yoldan gittiğimiz zaman az benzin harcıyoruz ama, yolun boş araçlar tarafından tıkanmış olması ya da, aracın bozulması gibi riskleri var, sokaklardan ve arka yollardan dolanarak gittiğimiz durumda, daha çok benzin harcıyoruz ama yolculuğumuz daha az kesintiye uğruyor. Elbette yolculuk kısmı, bir yükleme ekranı görevi görüyor. Harita üzerinde çizilen rotayı takip ederken, bir sonraki bölümün yüklenmesini beklemiş oluyoruz. Tabi daha önce de söylediğim gibi, tercihleriniz ne olursa olsun bir şekilde yolda kalıyorsunuz. Mesela benzini ne kadar idareli kullanırsanız kullanın bir şekilde bitiyor ve yol üzerindeki araçların kenarından, zombiler tarafından enselenmeden benzin aşırmak zorunda kalıyorsunuz. Lastik patlaması ya da motorun bozulması gibisinden diğer “talihsizlikler” de isteseniz de istemeseniz de yolculuğun kesintiye uğramasına yol açıyor.

Açık dünya oyunlarının bu kadar revaçta olduğu ve hasar modellemelerinin de alıp başını yürüdüğü bir dönemde Survival Instinct gibisinden “kısıtlı” oyunlar fenalık geçirmenizi sağlayabilir. Eğer ki gitmekte olduğunuz güzergahın üzerinde değilse, kutuların üzerinden atlamak, bariyere tırmanmak ya da bir şeyleri kenara ittirmek gibi bir durum söz konusu değil. Diğer taraftan kontrol sistemi ve devamlılık modülünün sakatlığı da oyun zevkinizin dibe çekilmesine mahal veren unsurlar olarak sıralanabilir. Oyunda en sık baş vurduğunuz silah olan bıçak, etkin olmaktan fazlasıyla uzak. Diğer taraftan, hedef sistemi o kadar baştan savma ki, zaten oldukça kısıtlı olan kurşunlarınızın, buhar olup uçması işten bile değil! Sorunlu kontroller, çevre etkileşiminin de sığlığı ile birleşince, oyundan keyif alabilmeniz de oldukça zorlaşıyor. Özellikle hem silah seçimi hem de tek hamle ile zombi öldürme işini LMB’ye atadığınızda, ağzınızdan dökülecek küfürlerin, evlere şenlik olacağının garantisini verebilirim!

Oyundaki devamlılık eksiklikleri de fazlasıyla can sıkıcı. Haritadaki zombilerin hepsinin canına okumuş olsanız bile, bulunduğunuz konumun hemen yanına birkaç zombinin ışınlandığına tanık olabiliyorsunuz. Sözüm ona oyundaki gerilim unsurunu tetikleyen bu tercih, kritik anlarınızda fazlasıyla canınızı sıkabiliyor. Ayrıca, haritanın başlangıcında yerde yatan ölülerin, kaşla göz arasında buharlaştığını görebilmeniz de mümkün. Oyunun en can sıkıcı tarafı ise, savunma sisteminin kaypaklığı. Depar atmadığınız sürece, zombiler bütün hantallıklarına rağmen dibinizde bitebiliyorlar. Arada 2-3 metrelik astronomik mesafeler olmasına rağmen zombi tokadı atarak sizleri sersemletebiliyorlar, dahası, oyunun geçtiği ara lokasyonların görsel tasarımı da neredeyse birbirleri ile aynı. Hal böyle olunca da ister istemez kendini sürekli tekrar eden çağ dışı bir FPS örneği olup çıkıyor Survival Instinct!

Bütün bu eksikliklerin üzerine, fi tarihinden kalma grafikleri de eklediğimiz vakit, oyunu oynama işi, oldukça külfetli bir seçeneğe dönüşmeye başlıyor. Elbette ki, dizinin ve çizgi romanların popülaritesinden güç alarak, alelacele geliştirilmiş olan böyle bir oyunun, türe herhangi bir yenilik getirmesini beklemek saçmalık olur. Ama Survival Instinct sadece inceliksiz bir oyun olmakla kalmıyor, en basit oyun oynama zevkini bile kabusa dönüştürüyor!

Bu kadar kusur arasında, biraz da Polyanna’cılık yapacak olursak eğer, Daryl’in favori silahı olan Crossbow’u elimize aldığımız andan itibaren, oyunun hantallığı biraz olsun ivme kazanmaya başlıyor. Tabi bu mutluluk da pek uzun sürmüyor elbette! Özellikle hem kurşundan tasarruf etmek hem de ateşli silah kullanıp zombilerin tepkisini çekmemek için kullandığınız bu silah da bir süre sonra sinir krizi geçirmenize mahal verecek saçmalıklar peydah ediyor. En kritik anlarda yaptığınız keskin nişancılık denemeleriniz, hem saçma sapan ıskalarla hem de oklarınızın boyutlar arasına kaçıp yok olmasıyla hüsrana dönüşüyor.

Uzun lafı kesip biçip, kısaltacak olursak eğer, serinin iflah olmaz fanatiklerinden biriyseniz, Daryl ve Merle ikilisinin başına gelenlere tanık olmak adına Survival Instinct’e bir şans verebilirsiniz elbette! Yine de anlatılan hikayenin, The Walking Dead evreninde dişe dokunur hiçbir tarafının olmadığını da bilerek hareket etmenizde fayda var. Serinin katlanılabilirlik kredisini böylesine hoyratça kullanmak pek de akıl işi değil gibi…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.