Kanımdan iç ve sonsuza kadar yaşa... Interview with the Vampire (1994)

The Unnamable II: The Statement of Radolph Carter

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

17 Kasım 2009

0 Adet Yorum

0

Yönetmen : Jean-Paul Ouellette
Senaryo : Jean-Paul Ouellette
Yapım:1993, ABD, 104 Dakika
Oyuncular: Mark Kinsey Stephenson, Charles King (Klausmeyer), John Rhys-Davies, Maria Ford, Julie Strain

The Unnamable‘in gördüğü ilgi nedeniyle aynı yönetmenin, iki başrol oyuncusunu değiştirmeden çektiği ikinci filmde, olaylar birincinin bittiği yerden başlıyor. Aradan 5 yıl geçmiş, kıyafetler, saç modelleri falan değişmiş ama karakterler geçen olayları “dün gece” olarak tabir ediyor. Eh bu da bazı rahatsızlıklara neden oluyor.

İlk filmin sonunda evden sağ ama yaralı halde çıkan Howard hastaneye kaldırılıyor. Evde bulduğu “Necronomicon” ile yaratığı defeden Carter, kitabı evi araştıran polislerden saklıyor. Daha ilk dakikalarda bu devamlılık hatalarının göze çarpması (ilk filmin sonu daha neşeliydi ve sabah olmuştu. Gece vakti ambulans ve polis araçlarının ışıklarıyla aydınlanan gergin bir havası yoktu) filmin nereye gideceğini kanıtlar gibi. Birinci filmin kaldığı yerden devam eden filmler genelde anlatımının gücüne güvenen filmlerdir ve devam filmini izleyen kişiler ilkini zaten görmüştür. Hellraiser ve Halloween gibi klasiklerin örnek teşkil ettiği bu yöntemde ikinci filmin de izleyiciye vaad ettiği birçok şey vardır. Bahis konusu film ise ne kaliteli bir yapım, ne de sinema tarihinde yer edinmiş bir ilk filmin devamı. Görünen o ki Jean-Paul Ouellette kendisini fazla ciddiye almış.

Adından da anlaşılabileceği gibi bu filmin esas oğlanı ilk filmdeki gibi Howard değil, Carter. Hatta ilk filmdeki kaygısız inek pozisyonundaki Carter, burada karizmatik bile olmuş, Howard’ı yan role indirmiş.

Hastanede yatağında devamlı yaratığın kabuslarını gören Howard bir gece Jashua Winthrop’un hayaletinin ziyaretiyle onurlanır. Yaşlı adam kızının (yani yaratığın) yok edilmesini istemektedir. Fakat Necronomicon’un bazı sayfaları kayıptır. Bunu duyan Carter, üniversitenin eski bilimler profesörü Warren’ı yardıma çağırır. Necronomicon’un aslında quantum fiziğini içerdiğini keşfederler ve yaratığı bulmak için mezarlığa giderler. Görünen o ki isimsiz yaratık ve masum bir kızın molekülleri bir arada bulunmaktadır ve bu atomları ayrıştırarak Jashua’nın kızı Alyda Winthrop’u kurtarabileceklerdir. Fakat işler umdukları gibi gitmez ve kampüs kana bulanır.

Kan dediğime bakmayın. Bu film ilkinin aksine daha çok öykü anlatıımına yönelmiş bir okült film. Basit bir fantastik film diyebiliriz. Yaratık filmin başından beri göz önünde olduğundan ortada bir gerilim unsuru yok. Bütün diyaloglar “Tabii ya! Şunu şu şekilde yaparsak şunu başarabiliriz” ya da “Demek tüm olanların açıklaması buymuş, hımmm” şeklinde ilerliyor ve tüm gerekçeler, izleyici et beyinliymişçesine tane tane açıklanıyor. Cinayetlerin ardında bir yaratık olduğu bilindiği halde profesör Warren’ın gördüğü her cesette “Bunu yapan bir hayvan değil, başka birşey” demesi insanı usandırıyor.

Evet, yönetmen geçen 5 yıl içersinde daha kaliteli bir anlatım tarzı edinmiş, özellikle renk ve ışık kullanımından bu anlaşılıyor. Müzik de biraz iyileşmiş. Eline biraz para geçmiş olmalı ki B-movie starlarıyla çalışma imkanı bulmuş. John Rhys-Davies’i bir yana bırakırsak, video filmlerinde görülebilecek en güzel iki çığlık kraliçesini aynı filmde görmek insanı ister istemez heyecanlandırıyor; masum ve çıplak güzel Maria Ford, Alyda Winthrop rolünde filmin neredeyse yarısını çıplak tamamlıyor. Yırtıcı ve güçlü Julie Strain ise ağır yaratık makyajı altındaki güzel vücudundan bizi mahrum bırakıyor.

Filmin negatif yönüyse, yönetmenin kanlı sahneler konusunda kendisini törpülemesi. Maalesef ilk filmin en güzel sahnelerini oluşturan çiğ bir vahşet içeren gore görüntülerin esamesi okunmuyor burada. Canavar makyajı da ilkinden farklı; burada daha bir Jeepers Creepers tarzında olmuş. Buffy dizisinde bile daha korkunç öcüler var! Halbuki ilk filmde daha ilginç bir yaratık vardı. Eh, gerilim yoksa, korku yoksa, kan yoksa geriye ne kalıyor? Gereğinden fazla uzun, kötü yönetilmiş ve kötü oynanmış, türü belli olmayan bir yapım…

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.