Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

The Thing / Şey Dosyası

Kamera Arkası

Korku Sinema

MuratÖzkan

12 Aralık 2008

6 Adet Yorum

6

” Artık kim insan kim değil , hiç bilmiyorum. Herkes birbirini suçluyor ve kimsenin kimseye güveni kalmadı. Buradan kurtulabilecek miyiz , bilmiyorum. Çok soğuk ve üşüyorum…”

Giriş
H.P. Lovecraft’ın “At The Mountains Of Madness” kitabından izler taşıyan ve John W. Campbell Jr.’ın “Who Goes There?” kısa bir öyküden uyarlanan bilimkurgu filmidir. (İlki 1951′de Christian Nyby tarafından yapılmıştı : “The Thing from Another World” ) İlk uyarlamadan farklı olarak yönetmen John Carpenter’in filmde klostrofobi ve paranoya olmak üzere 2 ana tema kullandığı görülür : Film size şunu sorar? Bir insan hangi noktaya gelene dek delirmemeyi ve başkalarını öldürmemeyi başararak şiddete , belirsizliğe ve korkuya maruz kalabilir?

Filmin Konusu:
Olaylar Antarktika’ya dünya dışı bir cismin çakılması ile başlar.Belirsiz bir süre sonra Amerikalı işçi ve araştırmacıları barındıran üssün yakınlarına girmeye çalışan bir kurt köpeğini deli gibi takip edip öldürmeye çalışan helikopterli ve silahlanmış bir grup Norveçli’nin yaşanan karşılaşma sonucu ölmesi ile kontrolden çıkmaya başlar.Eski bir Vietnam gazisi olan ve içki müptelalığı ile başa çıkmaya çalışan tesis görevlisi Mac yanındaki grupla beraber Norveçlilerin kampına gittiğinde belirsiz bir zaman önce çakılmış bir UFO ve her yere sinmiş ölümün izleri ile karşılaşırlar.Fakat buraya kadarki şeyler olayların başlangıcı değil , sadece sonun başlangıcı olacaktır.

Film, Bilimkurgu filmlerinde mevcut paranoya atmosferinin desteklenmesi adına uzaylıların insanların içine gizlenen vücut sığıntısı parazitler yada bulaştığı canlı herşeye “dönüşebilen” olarak gösterildikleri 1950′ler kuşağı filmleri anımsatsa da vurucu ve etkin bir dil kullanıyor ki seyircinin benzer her filmde aklına gelen “kim/kimler hayatta kalacak?” sorusu yerini “kim/kimler şey’e bulaştı/bulaşacak?” haline geliyor.Bu sayede yaratığın olmadığı sahnelerde bile sadece bakışlardaki gerilim had safhaya çıkıyor.İzleyicinin kuşku duygusunun provoke edilmesini oldukça takdir ettim.Aynı zamanda film CGI çağının başlamasından yıllar önce varolan en iyi animatronik dönüşüm ve doku efeklerine sahip yapım olarak belleklerime yerleşiyor. (Filmin başlangıç credits’lerinde olmasa da bitiş credits’lerindeki “özel teşekkürler” kısmında büyük üstad Stan Winston’ın adına rastlamak hiç de şaşırtmadı beni) Tıpkı Stan Winston’un ekibindekilerin yarattığı Predator ve Alien Quadrilogy’sinde olduğu üzere The Thing de kendi kurallarına sahip rafine bir yaratık filmi olmuş.

John Carpenter filmi o zaman için oldukça sağlam bir bütçe sayılabilecek 14 milyon dolara çekmişti.Fakat E.T. gibi bir filmle aynı yıla rast gelme talihsizliğinden olsa gerek , filmin beyaz perdedeki durumu gerçek bir fiyasko oldu , John Carpenter de uzun süre bu tarzı denemedi.Neyse ki filmin VHS’leri yıllar sonra bir şehir efsanesinin doğmasına yol açtı , insanı benzer hiçbir filmin olmadığı kadar geren ve izlemeyen hiçkimsenin tahmin bile edemeyeceği boyutta bir paranoyaydı film insanlar için.Ve filmin hayran kitlesi giderek büyüdü.Öyle ki filmin 20. yıl özel DVD sürümü yok sattı.

Film , izleyicisini sonuç bölümünü bitişe 15 dakika kalana dek vermeyerek ve gelişme kısmını sürekli uzatarak kuşkuya boğuyor : Zira şey’in bulaştıkları bile “o” eyleme geçene dek bunu farketmiyorlar.Filmin benzer yaratık temalı binlerce filmden ayrılan yegane estetik imzalarından biri de “test” sahnesi olmuş.Bu sahne hakkında çok da birşeyler yazmak istemesem de şimdiye dek yapılan en işlevsel sahnelerden olduğunu söyleyebilirim.Filmin ilginç yanlarından birisi filmin tamamının tek bir tema müziğinden oluşması (Zenci karakterin plağında 10-15 saniye çalan bir James Brown şarkısı dışında) ve bu müziğin tekrarında sizi giderek germeye başlaması ve finalde artık gergin bir telden farkınız kalmaması… Hayatımda izlediğim yığınla film içinde tek bir tema müziğinin nasıl gerilim arttırıcı unsur olduğuna bundan daha iyi alternatif göstermezdim herhalde.

John Carpenter bu filmden sonra kült oyuncusu Kurt Russel ile bir başka kült , Escape from New York’u ve kıyamet üçlemesinin sonraki 2 filmi olan Prince of the Darkness ve In The Mouth of Madness’i yaptı.Sonra ardından bildiğiniz üzere duraklama / gerileme devresine başladı (Village of the Damned kanımca kalite olarak bu süre içindeki ayrıksı filmdi ama adı üzerinde , ekipteki kimseye hayır gelmemiştir o filmden , lanetli filmler dosyası açarsak yazmak farz olsun bana!) Kesin olan birşey var ki John Carpenter’in en büyük klasiği olarak bilinen film , The Thing’dir.Tıpkı VHS çağının ömrü içinde gerek ülkemizde gerekse dünyada nispeten küçük ama sadık bir hayran kitlesine sahip en ayrıksı filmlerinden biri oluşu gibi… Evet , bu film gerçek bir hazine.Gore filmlerinden oldukça ötede bir misyonu , anlatacak bir derdi var filmin.Ve en önemlisi seyirciyi korkutmak için ucuz yöntemler denemeyen , ayırdığınız zamanın hakkını veren bir film The Thing… Bu yüzden ne olursa olsun bu filmi arşivinize katmanızı öneririm.

Trivia
+The Thing 2002 yılında Ubisoft tarafından video oyunu haline de getirilmiştir.Oyunda senaryo filmin 20 yıl sonrasında üsle bağlantının kopuşunu araştırmak üzere bir komando timinin aynı bölgeye gönderilmesi ile başlar.İlginç olansa filmin yönetmeni John Carpenter’in “uncredited” bir rolde bir bilimadamını (Dr Faraday) seslendiriyor olmasıdır.

+Rambo III filmi ve Anime klasiği Akira’nın tek ortak yanı şudur : İkisinde de The Thing filminden alınma çığlık ve patlama sesleri kullanılmıştır.

+Japon yazar Hideaki Sena’nın “Parasite Eve” adlı romanı The Thing’den esinlenerek yazılmıştır , ardından bir film ve 2 konsol oyunu yapılmıştır.

+The X Files dizisinin yapılmış -bence- en iyi bölümlerinden olan “The Ice” (Sezon #1 , 7. bölüm) bu filmden esinlenmeler taşımaktadır.Aynı şekilde Event Horizon başta olmak üzere birçok filmin doğrudan bu filmden esinlenmeler taşıdığı da bilinmektedir.

+Birçok bilimkurgu hayranına göre -ben de dahilim- gelmiş geçmiş en iyi 5 Bilimkurgu filmi içinde gösterilmektedir.Battlestar Galactica , Star Tek , Roswell ve Carnivale’in senarist ve prodüktörlerinden Ronald Dowl Moore bu filmin yeniden çekimini üstlenmiştir.

! SPOİLER !
Filmin sonunda iki kişi kalırlar, ikisinde de “O acaba şey’e dönüşmüş mü?” düşünceleri kol gezmektedir : İşte o an, soğuk nedeniyle Mac’in ağzından çıkan buharları görürüz , ama Childs’in ağzından aynı buharlar çıkmamaktadır.Tabii bildiğim kadarıyla bu konuyla ilgili kesin bir açıklama yoktur ama bir çok fan sitesinde bu küçük ayrıntının üzerinde durulur.

Sonuç
Film hakkındaki yorumunu özellikle beğendiğim bir arkadaşın da yazdığı gibi , filmin en büyük silahı aslında filmin bitimine kadar çoğu şeyin karanlıkta bırakılmış olmasıdır : John Carpenter izleyicinin yorumuna birçok açık soru (Fuchs’a ne olduğu, thing’in ilk kimi ele geçirdiği, Blair’in gemiyi niye onardığı , kan torbalarını kimin boşalttığı gibi) bırakmıştır.

Kaldı’ki filmde (son sahne dahil) kimin the thing olduğu sorusu hep muğlaktır, özellikle kan testi sırasında karakterlerin kendileri bile insan olduklarından emin değillerdir, hepsinin yüzünde bir endişe ve korku vardır , örneğin testin sonuna kadar gıkını çıkarmayan, korku içinde bekleyen Gary insan olduğunun kesinleşmesiyle anca tepkisini gösterebilir ki benzeri filmlerin aksine, bu filmdeki ana tema, hayatta kalabilme mücadelesi değil, insan olarak kalabilmek, bundan emin olabilmektir, asıl korkutucu olan bir başkalarının gözünde “diğerine” , imitasyona , taklide dönüşmektir.Fakat bunun aksine the thing de dahil olmak üzere gerçekleşen tüm olaylar için bir açıklama olduğunu ve neredeyse hiçbir yerde doğaüstü güçlere vs başvurulmadığı da görülür ki bu seyircinin filme olan inancını artttırır bir özelliktir.Bütün bunlar üstüne gelişen paranoya ve dehşet duygusu izleyiciyi de sarar ve karakterlerin hiçbiri özdeşleştirilmeye müsait olmasa da , izlerken ister istemez kendinizi filmin içinde bulursunuz.Filmin sonlarındaki diyalog ise bu paranoya duygusunu ve onun getirdiği çaresizliği en iyi biçimde anlatmaktadır.

Childs: “Peki buradan nasıl kurtulacağız?”
Mac: “Belki de buradan kurtulmamamız gerekiyor , değil mi?”

Yazan: Akuma Blade // Bu yazı http://midnight.blogcu.com/  sitesinden alınmıştır…

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

Yorumlar (6 Yorum)

YORUM YAZ