Kanımdan iç ve sonsuza kadar yaşa... Interview with the Vampire (1994)

The Sweet House of Horror (La dolce casa degli orrori)

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

06 Temmuz 2009

2 Adet Yorum

2

Yönetmen : Lucio Fulci
Senaryo : Lucio Fulci, Gigliola Battaglini, Vincenzo Mannino
Yapım:1989, İtalya Süre: 84 Dakika
Oyuncular: Jean-Christophe Brétigniere, Cinzia Monreale, Lubka Cibulova, Lino Salemme, Franco Diogene

“…ne zaman imkansızı hayal etmeye çalışsam, çocukluğuma dönerim. Sadece çocuklar imkansıza ulaşabilirler…” Nathaniel Hawthorne

Roberto ve Mary, bir akşam arkadaşlarının verdiği partiden evlerine döndüklerinde, yüzü maskeli bir hırsızla karşılaşırlar. Hırsız onlara saldırır ve hunharca öldürür. Daha sonra arabalarının içine koyup, uçurumdan aşağıya ittirir ki ölümleri otomobil kazası zannedilsin.

Ebeveynlerini ölümünden sonra öksüz ve yetim kalan Sarah ve Marco, teyzeleri Marcia ve enişteleri Carlo’nun gözetiminde evlerine dönerler. Bu büyük ve kasvetli malikanede çocuklarla beraber kalan Marcia, oldukça korkulu bir gece geçirir. Oyuncak bir sinek tarafından terörize edilen genç kadın, sabah tavan arasında bulduğu oyuncağın uzun zaman önce kırılmış olduğunu şaşkınlıkla farkeder. Bu ürkütücü malikanede kalmak istememektedir fakat kocası Carlo, işlemler sonlanana kadar çocukların yanında kalmaları gerektiğinde ısrar eder. Yine de Marcia gelecek ilk uygun teklife evi satmayı kafasına koymuştur. Çocuklarının dualarına yanıt vererek, havada uçan iki mum alevi şeklinde geri dönen Roberto ve Mary, hem katillerinden öclerini alacak hem de evlerine sonuna kadar sahip çıkacaklardır.

Film aslında televizyon için tasarlanmış bir serinin ilk durağı. Alacakaranlık Kuşağı ya da Masters of Horror tarzında bir fikirden yola çıkılarak yapılan bu “Le case maledette (Lanetli Evler)” dörtlemesinin diğerleri “The House of Clocks (La casa nel tempo)”, “House of Witchcraft (La casa del sortilegio)” ve “House of Lost Souls (La casa della anime erranti)” adlarını taşıyor. Son ikisinin yönetmenliğini Umberto Lenzi yapmış.

Tabii ki batı televizyonlarında gösterilemeyecek kadar gore sahneler içerse de (İtalyanlar şerbetli herhalde), oldukça yavan ve anlamsız olan bu filmlerin ilki olan The Sweet House of Horror, açılışındaki alıntıyla sanki harika bir filmle karşı karşıyaymışız hissi uyandırabilir. Hatta karı-koca Roberto ve Mary’nin evdeki öldürülme sahnelerinin dehşetengiz hali (duvara vurarak parçalanan kafatasları, et ezeceğiyle ezilen suratlar, fırlayan gözler) ucuz ama kanlı bir film izleyeceğimizi düşündürebilir. Fakat devamı o kadar absürd ki can sıkıntısından başka bir şey bulamıyorsunuz.

Mesela cenaze töreninde hüngür hüngür ağlayan, bir yandan da cakada cukada sakız çiğneyip pat pat patlatan; rahibin burnuna konan sineğe kahkahalarla gülen ve sonra yine salya sümük ağlayan Sarah ve Marco’nun durumu ne anlam taşımaktadır? Bu çocukların gıcıklığı bir tarafa, en azından ölen anne babalarının ardından birilerine muhtaç, melankolik ve korunmasız sevimli çocuklar şeklinde yansıtılmaları gerekmiyor mu? Kimbilir kaç sahnede, sevimli oldukları düşünülen bu salak piçleri tokatlamak, kafalarını tutup çotar çotar diye birbirine vurmak istedim bilemiyorum. Hadi onlar çocuk, ya diğer oyuncuların rezalet ötesi oyunculukları? Evde o kadar garip şey oluyor; garip rüzgarlar, hareket eden objeler, havada uçuşan ışıklar… Evi satmak için gelen (ve komedi unsuru olmaktan başka bir işe yaramayan) Bay Colby adında şişko karakterin, evde gözlerinin önünde saldırıya uğramasına; Marcia ve Carlo, sanki evlerinde fare çıkmış gibi müteessir bir tepki veriyorlar. Hele Carlo’yu canlandıran Jean-Christophe Brétigniere, ne bileyim, bir mimik kasını oynatsa kötü mü olurdu yani. Lucio Fulci’ye bu filmi hiç yakıştıramadım.

Efektlerin “etkisizliği”ne hiç gelmek istemiyorum. Sonuçta TV için yapılmış ucuz bir film bu. Ama insan uçurumdan atılan otomobilin içine iki kukla koyamaz mıydı? Birçok yönden “The Others”ı hatırlatan (evden çıkmak istemeyen ölüler, malikaneden uzaklaşmaya izin vermeyen sis, medyum sahnesi…vb) film onun komik bir uzak akrabası olmaktan öteye geçemiyor. Ve maalesef filmde bir gizem, bir heyecan da yok. Çünkü katil bile filmin 30. dakikasında cezasını buluyor (ki baştan beri kim olduğunu biliyorduk!). Yetmemiş gibi olabilecek en saçma finalle bağlanan film ile ilgili yazımı; yatağında zırlayan kızkardeşini teselli etmeye çalışan Marco’nun (benim durumum için de çok anlamlı olan) sözleriyle noktalıyorum:

“Üzülme Sarah. Marcia teyze ve Carlo enişte kötü insanlar değiller. Sadece çok aptallar.”

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.