Yüzeyin altında kimse çığlığınızı duyamaz Below (2002)

The Hunt for the B.T.K. Killer

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

GökhanToka

31 Mayıs 2012

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Ulli Lommel
Senaryo: Ulli Lommel
Imdb Puanı: 1.5/10
Yapım: 2005, ABD, 82 Dakika
Oyuncular: Gerard Griesbaum, Eric Gerleman, Danielle Petty, Nola Roeper

1974-1991 tarihleri arasında Kansas’da en az 10 kişiyi öldürdüğü bilinen Dennis Rader ve cinayetleri anlatılmaktadır. BTK, “Bind, Torture and Kill” (Bağla, İşkence ve Öldür) kısaltmasıdır ve katil kurbanlarını bu biçimde öldürmüştür. Kurbanları kadınlar. Seksüel bir sapkınlığı ve süreklilik içeren bir işkence metodu var. Boğuyor, ayıltıyor, sonra tekrar boğuyor.. bunu sürekli tekrarlıyor.. Katil DNA testlerinin kullanmaya başlandığı yıllarda tesadüfen yakalanır, ancak filmde bir TV programı sunucusunun kışkırtması ile yakalanmış görünmektedir.

Bu film oldukça uzun bir süre IMDB korku filmleri sıralamasının son sırasında kalmıştı. Şu anda da yaklaşık 1.5 puan gibi bir puanı var. Hemen herkes filme en düşük puanı vermiş. Ama işin aslı bu değil. Film çok düşük bütçeli, bir art-house filmini andırıyor. Filme bu denli düşük not veren izleyicinin genelde ABD’li olmaları, BTK katilinin Amerikan tarihinin en bilinen seri katillerinden biri olması, bunun da filmi haddinden fazla afişe etmesi sebebiyle potansiyel izleyici portföyünün gereğinden geniş olması ve bu kitlenin beklentilerinin de ancak ticari bir filmden beklenebilecek içerik ve düzeyde olmasına neden oluyor; ve tabi sonuçta izleyici hayal kırıklığına kapılıyor. Ama aslında film çok kötü bir film değil. İzleyiciye bir öykü anlatmayı değil, onu içine almayı hedefleyen türden bir film; dolayısıyla bir hollywood tekniği söz konusu değil, ve katilin gerçek öyküsünü anlatmak gibi bir gayesi de yok. Hatta filmde aşırı şiddet ve gore kullanımı da söz konusu değil, çünkü bunlar da aslında bir anlatıyı izleyici algısında yabancılaştıran faktörlerdir. Film, gerçekten de izleyiciyi içine çekmeyi ve aynı anda hem kurban hem de katil gözüne bürümeyi hedefliyor.

Film açılışında gerçekten, her tür izleyicinin beklentilerini karşılayacak etkileyici bir işkence sahnesi ile açılıyor. Ancak filmin daha sonraki bölümü izleyiciyi farklı kutuplara böler nitelikte. Çünkü açılış sahnesi haricinde (zaten o bir rüya sahnesi olduğundan teknik ikinci planda dikkat çekmeden durabiliyor) geri kalan film çok ucuz görünüyor. Filmin diğer özelliği insanı “yeter artık” diye bağırmaya teşvik edecek kadar tekrarcı olması. Filmin her sahnesi bir öncekinin tekrarı gibi. Katilin temel özelliği, işkence metodunun tekrara dayanması. Bunun kurban üzerinde yarattığı psikolojik etkiyi, yönetmen de böylece izleyiciye dikte ettirmeye çalışmış. Burada işkence olarak nitelenen şey, katilin kurbanı aşağılaması, boğması, ağzına canlı hayvanlar sokması gibi şeyler.

Düzenli olarak, ve özellikle de cinayet sahnelerinde araya montajla sokulan bazı görüntüler var ve bunlar da hem tekrarlanmaları hem de içerikleri nedeniyle mide bulantısı hissini artırıyorlar. Bunlar da bir mezbahadaki, hayvanların kesilip kanlarının akıtıldığı, yakıldıkları, hatta ağır işkence gördükleri diyelim, gerçek kesim görüntüleri. Oldukça etkileyici görüntüler. Ama sürekli tekrarlardan sonra onlara artık bakamaz oluyorsunuz. Özellikle katilin psikolog olan kurbanın evine girdiğinde, beraberinde getirdiği derisi yüzülmüş sığır kafasını kurbanın masasına koyması ve öylece sohbet etmeleri çok ilginç bir sahne; tam anlamıyla 70′lerin art-house kokulu bağımsız korku filmlerinde görülebilecek türden bir sahneydi.

Filmin bunun dışında ise hiçbir argümanı, tezi, öyküsü vs yok. Neyin neden olduğu, katilin amacı ve iç dünyası gibi şeyler hiç net değil ve bu iç dünyayı anlamanın imkansızlığı da katilin bazı şiir ve yazılarını okuduğu bölümlerde ortaya çıkan katastrofik anlam (sızlık) bombardımanında izleyiciye aktarılıyor. Yönetmen izleyicinin tam anlamıyla kurban psikolojisine bürünmesini istemiş. Bakış katil bakışı olsa da, onu bütünüyle anlaşılmaz kılarak bu amacını katmerlemiş ve iyice çelişkili hale getirmiş. Dolayısıyla izleyici açısından çok zor bir film. Standard tarzda bir slasher, bir seri-katil filmi değil. Bu türden bir beklentiniz var ise uzak durun.

Gökhen Toka

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gökhan Toka

Tüm Yazıları
4 Mart 1975′de Ayvalık’da doğdu. Korkunç bir evde büyüdü. Gıcırtıyla açılan büyük paslı metal kapılar, binbir çeşit ıvır zıvır ve örümcek ağlarıyla dolu kocaman depolar, dize kadar suyla dolu hiç ışık girmeyen bir bodrum katı, üzeri beyaz çarşaflarla örtülü mobilyalarla dolu kullanılmayan tozlu odalar. Bu ev ortamı her türlü alt korku genresi için gereken arka fonu sağlayan bir set gibiydi. Artık ruh sağlığı adına bu acayip evden uzaklaşmak zorundadır. Bir yatılı okula yazılmaya karar verir. Ne var ki bu kararı verdiği 80′li yıllarda korku sineması altın çağını yaşamakta ve Lambada kokulu sıkıcı yatılı okul atmosferinde tek elle tutulur eğlence modeli “videoda film izlemek” olarak göze çarpmaktadır. Gökhan 80′lerin tüm korku filmlerini o dönemde videoda sıcağı sıcağına izler. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Gökhan korku filmi izlemeye devam ediyor ve yaşamını adrenalin bağımlılığı ile geçiriyor. Yıllardır hayvan gibi çalıştığından arada vakit bulursa izlediği filmler hakkında birşeyler de yazıyor. Korkufilmi.net sitesinin kurucusu ve sözüm ona yazarıdır.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.