Seni yakalayacaklar Barbara! Night of the Living Dead (1968)

The Human Centipede (First Sequence)

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

24 Mayıs 2010

19 Adet Yorum

19

Yönetmen: Tom Six
Senaryo: Tom Six
Imdb Puanı: 5.7/10
Yapım: 2009, Hollanda Süre: 90 Dakika
Oyuncular: Dieter Laser, Ashley C. Williams, Ashlynn Yennie, Akihiro Kitamura

Yönetmen Tom Six’in kim olduğunu kesinlikle bilmiyorum ama bu filmiyle ortalığı birbirine kattığı bir gerçek. Sadece fragmanını izlerken bile acayip bir olayla karşı karşıya olduğumuzu filmi izleyen bazı kişiler sinema salonunu terketmişler. Bu çok yaygın bir şehir efsanesidir. Eskiden de izleyicilerden bazıları kalp krizi geçirirdi. Şimdikiler daha tedbirli anlaşılan.

Hikaye aslında “Hostel”in devam filmiymiş gibi başlıyor. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin komünizm sonrası oluşan düzen boşluklarının tedirginliğinden yararlanan bu ve benzeri “ırkçı(?)” korku filmlerinin başıboş bir uzantısı diyebiliriz. Ama bir fark var ki burada kadim bir unsur hortlatılıyor; Nazizm. 70’li yılların en popüler istismar kaynağı olan insan üzerine yapılan deneyler, belirli bir zümrenin işi olmaktan çıkarılıp bireysel çabalara indirgenmiş.

Alman çılgın bilimadamı kategorisinden Dr. Heiter, üç köpeğinin yasını tutmaktadır. İlginç bir kombinasyonla sıraladığı köpeklerin fotoğrafını okşarken içimizin yağlarını eriten bu garip adam aslında basbayağı insan avlamaktadır! Evet! Tek bir otomobille kız başlarına Avrupa seyahatine çıkan Lindsay ve Jenny, hem o gece katılacakları partinin adresini hem de lastik değiştirmeyi bilmemektedirler. Aslına bakılacak olursa kayboldukları andaki tavırları ve verdikleri kararlar o kadar da abes değil (bu tür filmlerde kurbanların kendilerini öldürtmek için ellerinden geleni ardlarına koymadıkları göz önünde alınırsa). Fakat ondan sonra basiretleri mi bağlanıyor bilemiyorum, hep yanlış kararlar, hep motivasyondan yoksun davranışlar…

Doktorumuz emelini sonradan açık açık anlatsa da (asetat kağıdı ve tepegözle), kafamda tetikleyici unsurlar konusunda hala bazı soru işaretleri mevcut. Herneyse, talihsiz bir Japon turisti de getirince okey için dörtlü tamamlanmış oluyor; Dr. Heiter kolları sıvıyor. Yapılan işlemi açık vermeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum (aslında filmin ismi gerekli ipuçlarını veriyor). Sindirim sistemini bir boru veya ip gibi düşünürsek, doktorun tüm yaptığı bu ipe boncuk dizmek oluyor. İş bünyeye alınanı boşaltmaya gelince, eh, orada bazı sıkıntılar yaşanmıyor değil. Ama bence bu komplikasyonlar bir bilimadamını yıldırmamalıdır. Bakınız, şu satırları yazdığım vakit bir doktorun yapay hücre ürettiği haberi yayınlanıyor her yerde. Bu yere gelmek kolay değildir elbette. Önce bazı amaçsız deneyler planlayacaksın, günlerini gecelere katıp operasyonlar yapacaksın, kobay olmamak için direnenleri ikna edeceksin, yok polislerle uğraşacaksın, yasakmış, bilmemneymiş…Ooooof!… Bir insanın hakettiği prestiji kazanması ne kadar zormuş hemşerim…

Yine de asıl düşünülmesi gereken şey her yerinden dengesizlik akan bir adamın evine gece gece neden gidilir? Alnında “ben sapık bir katilim” diye yazması mı gerekmektedir? İşin garip tarafı duvarlardaki resimler bile bas bas bağırmaktadır. Doktorun meymenetsiz suratı bir tarafa, dengesiz hareketleri ve ani öfke patlamaları, sokaktan geçen normal bir vatandaşa bile rahatlıkla tanı koydurabilir nitelikteyken polisler neden, nasıl kuşkulanmazlar anlamadım doğrusu.

Film yapı itibarıyle 80’li yılların sapık Japon filmlerine benziyor. Fakat Japonlar, pre-op hazırlıkları daha ayrıntılı anlatır, sonrasında da bazı birleşim yerlerini pansuman ardına gizlemezlerdi belki; fakat bu durumda film fazlasıyla iğrenç ve edepsiz olabilirdi. Filmin bütçesi çok düşük, o yüzden bazı eksiklikleri hoş görüyoruz. “Hostel” gibi başlayıp Japon Body Horror janrına geçen, kurtulma çabalarında ise 80’li yılların ucuz Slasher’larının saçma havasını taşıyan bir film “The Human Centipede”. Saçma derken (filmde bunlar olmuyor ama) katilin tam öldürülmeden geride bırakılması, katilin yanında bıçak ya da başka bir silah unutulması, kaçayım derken sapığın kucağına düşme ya da katilin süper güçlerini kullanarak her yerde aynı zamanda bulunabilmesi gibi mantık hatalarından bahsediyorum. Ne bileyim; diyelim ki başına bazı talihsizlikler gelmiş, insan içine çıkamayacak duruma gelmişsin; kendine biraz zaman tanıyarak mantıklı bir plan yapıp, zaten üflesen yıkılacak sapık doktoru alt etmek için kontrollü hareket etmez misin? Bu filmde edilmiyor.

Filmin yeniden üstünden geçersek çok rahatsızlık verici olduğunu, diken üstünde ve sıkılmadan izlendiğini belirtmem gerekiyor. Bazı eksiklikleri olacaktır tabii ki. Ben yine de yönetmenin iyi niyetini ve demode janrları cesurca yenileme çabasını göz önünde bulundurarak bu filmi herkese öneriyorum. Böyle manyak filmlere sık rastlanmıyor zira. Ha, bu arada; filmin “Full Sequence” alt başlıklı bir devamının da şu an prodüksiyon aşamasında olduğunu muştulayayım.

Murat “Wherearethevelvets” Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (19 Yorum)

YORUM YAZ