Kanımdan iç ve sonsuza kadar yaşa... Interview with the Vampire (1994)

The Fourth Kind

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

OrçunTunalı

12 Ekim 2010

1 Adet Yorum

1

Yönetmen: Olatunde Osunsanmi
Senaryo: Olatunde Osunsanmi
Imdb Puanı:6/10
Yapım: 2009, ABD/İngiltere, 98 dakika
Oyuncular:
Milla Jovovich, Charlotte Milchard, Will Patton, Hakeem Kae-Kazim, Corey Johnson, Elias Koteas

The Fourth Kind” (Dördüncü Tür), 2009 yılında Olatunde Osunsanmi tarafından çekilmiş bir bilim kurgu-korku filmi. Kısaca Alaska’nın Nome kasabasında 1960’dan beri gerçekleşen ve çözülemeyen kayıp vakalarından yola çıkıyor ve günümüzdeki benzer olayların içerisine giriyor. Bu noktada eğer filmi izlemediyseniz veya hakkında araştırma yapmadıysanız yazıyı okumadan önce filmi izlemenizi öneririm. Filmle ilgili okuyacağınız her ayrıntı, filmden alacağınız tadı azaltacaktır.

The Fourth Kind”, Milla Jovovich’in ekranda belirmesi ve seyirciyi uyarmasıyla başlıyor. Jovovich, filmdeki olayların 2000 yılında Alaska’nın Nome kasabasında gerçekleşmiş olduğunu ve filmde bu olayların canlandırmasının yapıldığını söylüyor. Ayrıca yönetmenin yaşanan olayların arşiv kayıtlarını da filme koyduğunu ancak gerçek kişilerin isimlerinin değiştirildiğini belirtiyor. Filmin en başından belgesel havası yakalayan ve bunu tüm filme yaymaya çalışan bir tarzı var. Yakın zamanda sıkça görmeye başladığımız ‘reality horror’ ya da ‘mockumentary’ adları verilen türün son örneklerinden diyebiliriz.

Psikolog Abigail Tyler, kocasının cinayete kurban gittiği gecede yanında uyumaktadır. Cinayeti kimin işlediğini öğrenebilmek için doktor arkadaşının gerçekleştirdiği bir hipnoz seansına girer. Ancak seansın bir yararı olmaz. Tyler, olayın etkisinden kurtulmak için çocuklarını da yanına alarak Alaska’da bulunan Nome kasabasına yerleşir. Orada hayatına devam ederken bir yandan da hastalarıyla ilgilenmektedir. Tyler’ın hastalarının önemli bir kısmı, geceleri uyurken odada onları izleyen garip görünümlü bir baykuştan bahsetmektedirler. Dr. Tyler, en sonunda bir hastasını o geceye götüreceği hipnoz seansı uygulamaya karar verir. Tedavi denemesinin sonuçları kötü olacaktır. Bu sırada Tyler, bir gece hastası hakkındaki notlarını kaydettiği kasette garip bir şey fark eder. Uykuya daldıktan sonra açık kalan kayıt cihazının arka planından garip sesler gelmektedir. Sesler son derece ürkütücüdür ve bilinmeyen bir dilde konuşulmaktadır. İşin rengi değişmektedir. Dr. Tyler, bir araştırmacıyla iletişime geçer ve ondan kaydı dinlemesini ister. Kaydı dinleyen araştırmacı, konuşmalardaki dilin eski uygarlık Sümerler’e ait olduğunu keşfeder. Bu sırada Tyler’ın hastalarının şikayetleri de artmaktadır. Tyler, ne pahasına olursa olsun bu olayları çözmeyi kafasına koymuştur. Doktor, geceleri uyuyan insanları ziyaret eden gizemli varlıkların sırrını öğrenmek için kullandığı yöntemlerde daha da ileri gidecektir…

Filme ismini veren dördüncü tür dünya dışı varlıklarla yaşanan deneyimlerdeki kademelerinin sonuncusu anlamına geliyor. Ufolog, gökbilimci profesör Dr. Josef Allen Hayek’in ortaya çıkardığı bu kademeler 4 maddeden oluşuyor.

Birinci tür, etkileşim. (Bir ya da birden fazla uçan cisim (UFO) görmek anlamına geliyor)

İkinci tür, Ufoların varlıklarına dair kanıtlara tanık olmak. (Tarlalarda oluşan şekiller, radyasyon…)

Üçüncü tür, uzaylılarla birebir bağlantı kurmak.

Dördüncü tür, uzaylılar tarafından alıkonulma ve kaçırılma deneyimini yaşamak.

Filme adını veren dördüncü tür de, bu deneyimi yaşayan insanların olduğu soğuk ve karlı iklime sahip Amerikan kasabasında geçiyor. Aslında baktığımızda evrensel terminolojide adı “Alien Abduction” (Uzaylı Kaçırmaları) olan bu olayların çoğunluğu Amerika kıtasında biraz daha özele inersek Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiyor. İşin ilginç yanlarından biri bu. Kurbanların bir çoğu uyurken yaşadıkları deneyimleri anlattıklarında özellikle üreme sistemlerinde yapılan deneylerden bahsediyorlar. Kimileri nükleer silahların tehlikesinden ve çevresel tehditlerden de uyarıldıklarını iddia ediyorlar. Deneyimi yaşayan insanların kimisi korkutucu olarak düşünse de kimileri bunun dönüştürücü hatta zevkli bir deneyim olduğunu söylüyorlar. Kurbanlar genelde deneyimlerine gerçekten inanan kişiler olarak biliniyor. “Alien Abduction” her ne kadar 20. yüzyılın ortasında çıkmış yeni bir konu olsa da hafife alınmayacak kadar ciddi bir geçmişi de var. Yaşanan olaylar, yapılan araştırmalar ve bilimsel incelemeler konunun ne kadar derin olduğunun açık bir göstergesi. Ek olarak 1947 yılında gerçekleşen ve video kayıtları da bulunan “Roswell UFO Vakasını” da hatırlatmak yerinde olur. Tüm bu olaylara rağmen uzaylı kaçırmaları ülkemiz için en uzak olunan ve karikatür niteliğinde görülen konulardan biri. Konu hakkında medyatik olmuş bir isim olan Haktan Akdoğan’ın vizyonu da sanırım yeterince tatmin edici değil. Yabancı ülkelerde olay yaratan filmin, ülkemizde niye gösterime girmediğini bu şekilde anlamak mümkün. Ama konuya ilgisi olanlar için kesinlikle korkutucu bir film olduğunu söylemeliyim. Filmde özellikle yaratılan korku ve gerçekçilik hissi son derece etkili bir şekilde seyirciye yansıtılıyor. Sahte-belgesel tarzının en etkili örneklerinden biri olduğuna şüphe yok. Zira “Cannibal Holocaust”, “The Blair Witch Project” ve en son olarak “Paranormal Activity” görmüş seyircileri tartışmaya sokacak gerçekçiliği yakalamak her baba filmin harcı değil.

Dördüncü Tür”ün ilgi çekici noktalarından biri de filmde uzaylıların verdikleri belli belirsiz mesajlar ve kullandıklar dil olarak göze çarpıyor. Filme göre uzaylılar, en gelişmiş ve en eski uygarlıklardan biri olan Sümerliler’in dillerini kullanıyorlar. Araştırmacının dediğine göre bu dil bilinen en eski dil ve MÖ 4000 yılına kadar giden köklü bir geçmişi var. Günümüzde bu dilin, dünya dışı varlıktan duyulması ise olağanüstü bir olay. Söylenene göre herhangi bir Sümer sergisine gidildiğinde Apollo gibi mekiklerin gökyüzüne çıkarken görüldüğü çizimler, uzay kıyafetli adamların çizim ve heykelleriyle oksijen maskesine benzer şekiller görülebilir. Yaradılış ve Nuh’un gemisi gibi efsanelerin kutsal dinlerin ortaya çıkmadan çok daha önce Sümerler döneminde gerçekleşmiş olması da önemli ayrıntılardan biri. Kutsal kabul edilen “Yaradılış Destanı”nın, Sümerler’deki Yaradılış efsanesinden gelmesi, Nuh’un gemisinin Sümerler döneminde yaşanan bir afetten ortaya çıkması da filmde dile getirilen diğer önemli konulardan biri. Filmin asıl derdini ortaya çıkaran cümle ise buradan sonra geliyor. “ ’Uzaylı Tanrı’ efsanesi Sümer orijinine ve tarihine dayanır” diyor Sümerolog araştırmacı. Burada bir durup nefes alalım. Bu noktada adı geçmesi gereken iki isimi söylemeden geçemeyeceğim. İlki tüm bu teorilere ve inanışa hayatını adamış olan araştırmacı-yazar Zecharia Sitchin. Açıkça filmdeki hikayenin oluşmasındaki en önemli isimlerden biri. İkincisi Türk tarihçisi ve Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ. Kendisi, insanlığın en uygar ve gelişmiş döneminin Sümerler’de olduğunu iddia eden ve hayatına bunu anlatmaya adamış bir bilim insanı. Tabii ki bu meseleler böyle bir film yazısında geçiştirilecek kadar basit değiller. Ancak bu iki ismi hatırlamak filmin arka planını anlamak için yararlı olacaktır. Araştırmacının bu teorilerine karşı doktorun verdiği yanıt ve sonrasında oluşan diyalog da filmin yarattığı tartışmaları ortaya koyar niteliktedir.

Doktor: Çılgın teorilerin kulağa hoş geliyor ama inanmak başka bir şey.
Sümerolog: Evet böyle reaksiyon vermen doğal. Ama başta da belirttiğim gibi ben bir sonuca varmaya çalışmıyorum. Gerçekleri ortaya koyuyorum. Bunlar, binlerce yıllık veri araştırması ve toplanmasından yola çıktığım şeyler. Bunları birleştirmek, tartışmaya açık tabi.
Doktor: (Tyler’a dönüp sorar) Bir uzaylı ırk tarafından yatağından alındığına gerçekten inanıyor musun?
(Telefon çalar ve Tyler soruya cevap vermez.)

Açıkçası filmin başarılarından biri de film sona erdiğinde merak duygusu uyandırma ve olayın gerçekliğini sorgulatması. İnternette filmin ismini yazdığınızda önünüze bir sürü sayfa çıkıyor. Olayın gerçek olup olmadığını soran yazılar, sahteliğini kanıtlama amacıyla yazılmış yazılarla dolu sayfalara giriş yapabilirsiniz. Veya filmin gerçekliğini sorgulamadan yarattığı korku atmosferinin içerisine girip, o dehşeti yaşayabilirsiniz. Yazının başında da belirttiğim gibi eğer filmi izlemeden yazının sonuna kadar okuduysanız muhtemelen filmden yeterli etkiyi alamayacaksınız. Tam tersine izleyip de, üstüne okumuş ve filmden etkilenmemiş olanlardansanız filmin sonundaki replik muhtemelen sizin için yazılmıştır.

“İnanıp inanmamak sonuçta sizin elinizde!”

Korkusitesi için yazan Orçun Tunalı / Gorcun

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Orçun Tunalı

Tüm Yazıları
25 Haziran 1986 tarihinde Tekirdağ, Çorlu ilçesinde doğdu. Çocukluğundan beri korku filmleri, hikayeleri ve oyunlarına ilgi duyduğundan olsa gerek bu siteyi keşfetmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecekti. Daha sonra yazdıklarıyla ekip içerisinde kendisine yer buldu. Mesai dışında ve off günlerinde Jigsaw’ın asistanı olarak stajını sürdürüyor. Amatör ruh ve tutkuyla korku türündeki her türlü görsel, işitsel ve yazınsal eserlere ilgi duymakta. Aynı hissiyatı ve heyecanı paylaşan bu topluluk içerisinde yer almaktan son derece memnun.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ