Eskiden iyilikle aldığımı, sonsuza dek intikam ile alacağım! Tooth Fairy - Darkness Falls (2003)

The Erotic Rites of Frankenstein

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

15 Nisan 2011

4 Adet Yorum

4

La Maldición de Frankenstein, Curse of Frankenstein, The Rites of Frankenstein
Yönetmen: Jesus Franco
Senaryo: Jesus Franco
Imdb Puanı: 4.9/10
Yapım: 1972, Fransa / Unrated Hollanda versiyonu 70 dk. X-rated İspanya versiyonu 81 dk. (La Maldición de Frankenstein)
Oyuncular: Alberto Dalbés (Dr. Saward), Denis Price (Dr. Frankenstein), Howard Vernon (Büyücü Cagliostro), Beatriz Savón (Vera Frankenstein), Anne Libert (Kuşkadın Melisa), Fernando Bilbao (Yaratık), Brit Nicols (Madam Orloff), Luis Barboo (Caronte, Cagliostro’nun uşağı), Daniel Gerome (Dedektif Tanner), Doris Tom (Abigail, Vera’nın asistanı), Lina Romay (Çingene kız Esmeralda), Jesus Franco (Morpho, Dr. Frankenstein’ın asistanı)

Uzun yıllar çalışmanın ardından Dr. Frankenstein, nihayet yapay insanına beyin nakli yapabilmiştir. Üstelik o kadar başarılı olmuştur ki yarattığı canavar hem düşünebilmekte hem de konuşabilmektedir. Tam o sırada garip bir kuş kadın (Melisa) gizlice laboratuvara gelir. Yanında aynı efendiye hizmet veren Caronte vardır. Melisa kördür fakat özel bir sezgi yeteneği vardır. Aslında yarı kadın yarı akbabadır. Uzun çelik tırnakları ve parlak yeşil renkli tüylerle kaplı elleriyle Dr. Frankenstein ve asistanı Morpho’ya saldırır; ete olan açlığını gidermek için onları parçalayarak öldürür. Melisa ve Caronte’nin amacı, Frankenstein’ın (gümüş soba boyasıyla boyanmış gibi duran) canavarını çalarak efendileri büyücü Cagliostro’ya götürmektir.

Çarşaflara sarınmış mumya benzeri ölüler, zombiler ve sivri kulaklı yaratıklardan oluşan ordusuyla beraber Panthos kalesinde yaşayan (keçi sakallı ve gözlerini hiç kırpmayan) Cagliostro aslında yıllar önce ölmüştür fakat yeni bir beden bularak, kirli emellerini gerçekleştirmek için dünyaya geri dönmüştür. Dr. Frankenstein’ın azılı rakibi olan büyücünün asıl hedefi, gümüş yaratığı genç ve güzel kızlarla çiftleştirerek “üstün insan ırkı” yaratmaktır.

Neyse ki başka bir profesör, Dr. Saward, henüz can çekişmekte olan Dr. Frankenstein’ı bulur. Dr. Frankenstein sırrını dostuna tam ifşa edecekken hayata gözlerini yumar. Dr. Saward, dedektif Tanner ile birlikte olayın gizemini araştırmaya çalışırken, cenaze töreni esnasında ortaya çıkan gizemli bir güzele rastlar. Babası gibi araştırmacı olan Vera Frankenstein’dir bu kadın. Asistanı Abigail ile birlikte mezarlıktan babasının cesedini çalan Vera, laboratuvarında onu diriltir ve ağzından gerçekleri öğrenir. Vera, hem babasının vasiyeti olan yaratığı geri alacaktır hem de intikam duygularını tatmin edecektir. Yaratığın çiftleşeceği genç kızlar için av başlatan Cagliostro’nun kalesine, kurban kızlardan birinin yerini almak suretiyle girer. Giriş o giriş…

Ha bu arada, konuyla zerre alakası olmayan çingene güzeli psişik Esmeralda var bir de…

Jesus (Jess) Franco’nun yapımcı Robert de Nesle için yaptığı filmler, sinematografisi içinde en dikkat çekici bölümü oluşturuyor bence. Bunların belki de en uçuk kaçığı “The Erotic Rites of Frankenstein”dır diyebilirim. Franco’nun sinemasını anlamak için bütün filmlerini izlemek gerekir derler. Dışarıdan bakan bir göz, film içinde olup bitenleri bir deli saçması olarak kabul edebilir ve izlemekten vazgeçebilir. Franco’ya biraz aşina olan izleyici için yönetmen hiperaktif bir oğlan çocuğu gibidir. Jess Franco kısa zamanda çekilmesi gereken ucuz projelerin adamıdır. Bu nedenle kamera arkasına geçtiğinde aslında kafasında kesin birşey yoktur. Kendini vererek odaklandığında gerçekten tadına doyulmaz sahnelere imza atar. Fakat sıkılırsa, odaklanamazsa sıradan işler çıkar ortaya. Gereksiz bir ayrıntıya uzun uzun dalar; bu bazen bir aktörün gözü, bazen bir ağaç dalı bazen de geniş ufuklu bir manzara olabilir. Sonra yeniden canlanır; aklına türlü hınzırlıklar gelir ve filmin temposu yeniden yükselir. Bu kadar düşük maliyete bu kadar yaratıcı filmler yapmak herkesin harcı değildir. Jess Franco’nun asıl dehası böyle zor anlardan beslenen yaratıcılığındadır.

“The Erotic Rites of Frankenstein” düşük bütçesini belli eden bir film. Sanırım tüm para mekan ve dönem kıyafetlerinin kirasında tükenmiş. Yönetmeni tanıyanlar bilir; bir filmin tüm sahnelerini iki versiyon halinde çeker. Tutucu ülkelerdeki gösterimi için kadın karakterler giyiniktir. Daha özgür ve sansürsüz ülke sinemaları için daha açık versiyonunu çeker yönetmen. Tüm bunları aynı anda çektiği için ne zaman ne de para kaybına uğratır yapımcıları. Düşünsenize, bir film çekim süresince ele geçen iki ayrı versiyon. Aman ne güzel. Bu yüzden filmin ayrı uzunlukta iki versiyonu mevcut: Hollanda’nın serbest sinema salonları için daha fazla çıplaklık (kadın ve erkek oyuncuların tam cepheden anadan doğma görüntüleri) ve kan içeren 70 küsür dakikalık “unrated” versiyon ve muhafazakar İspanyol sineması için oluşturulmuş neredeyse hiç çıplaklık içermeyen 81 küsür dakikalık “X-rated” versiyon. Bir de 94 dakikalık “director’s cut” versiyonu varmış diyorlar. İzleyen var mı bilemiyorum. Ayrıca racon gereği filmin, başında “The” ekinin olup olmamasına veya iç gıcıklayıcı kelimelerin eklenmesine göre değişen bir sürü farklı ismi var.

Bahsettiğim iki versiyon arasındaki asıl önemli farkı X-rated versiyondaki ek sahneler oluşturuyor. Çıplaklıktan kaçınmak için bazı sahnelerde aktörlerin laflarını ağzına tıkayacak denli önemli kesintiler yapan yönetmen kaybettiği dakikaları geri kazanmak için, asıl öykünün arasına parça parça yerleştirilmiş, toplamda yaklaşık 11 dakikalık bir fark yaratan ayrı bir öykü çekmiş. Bu öykünün asıl filmle aynı zamanda çekilip çekilmediği bilinmiyor. Çünkü hem görüntü hem de ses kalitesinde değişiklikler var. Bu ek sahnelerin başrolünde, ileride yönetmenin Soledad Miranda’nın zamansız ölümüyle boşalan tahtına oturtacağı, 18 yaşında ilk rolünü oynayan küçücük bir Lina Romay var. Cagliostro’nun (nedense Almanca ve altyazılı olan) üst sesinin etkisi altına giren bir çingene kızı canlandıran Romay’ın ayağındaki çizmeler, 1973 yılında başrolünde oynadığı “Les Avaleuses (Çıplak Göğüslü Kontes)” filminde giydikleriyle aynı olduğu için bence yönetmen bu “Esmeralda’lı ek sahneler”i 1973 yılında çekerek “The Erotic Rites of Frankenstein”ın aralarına serpiştirmiştir. Jess Franco tek taşla birkaç kuş vurmayı sever zira.

Ayrıca bilen bilir, yönetmen filmlerinde “iyileri” değil “kötüleri” tercih eder. İyiler özelliksizdir, sıkıcıdır, hatta bazen insanı sinir edecek kadar geri zekalıdır. Bunun aksi olarak kötüler filmi sırtlar. Genelde yırtıcı ve tehlikeli kadınlar başroldedir. Zavallı erkekleri ve bazen saf kadınları ağlarına düşüren bu kadınların dışında, karizmaları kadran dışına taşan erkek kahramanlar da Franco’nun favorisidir. Bu yüzden bahis konusu olan filmin “asıl” başrollerinde; tarihi bir kişilik olan okültist Kont Alessandro Cagliostro’dan referans alan büyücü rolünde (yönetmenin kült oyuncusu) Howard Vernon (The Awful Dr. Orlof) ve çıplak vücudunda öbek öbek yeşil tüyler bulunan, çelik tırnaklı, kör ama psişik olduğu için ileri görüşlü atmaca kadın Melisa’ya vücut vererek tüm oyunculardan rol çalan, enerjik ve etkileyici Anne Libert var. Aslında, döneminde ünlü olmuş İngiliz aktör Denis Price, Dr. Frankenstein rolüyle filmin asıl starı olmalıymış fakat aktör hem kariyerinin sonuna gelmişti (alkolikti, karaciğer sirozu vardı ve kilo almıştı, zira filmi çektikten birkaç yıl sonra öldü) hem de filmin büyük çoğunluğunda ölüydü.

Eğer bir seçim yapmanız gerekiyorsa mutlaka unrated Hollanda versiyonunu seçin. Hem çıplaklık var hem de biraz daha kanlı. En azından sahneler tamamlanıyor ve izleyicinin kafasında yarım kalmışlık hissi oluşmuyor. Ayrıca sonradan eklenen “Esmeralda” sahneleri olmadığı için filmin temposu da aksamıyor. Özellikle de Madam Orloff rolündeki (Orlof ve Morfo isimleri The Awful Dr. Orlof’dan beri yönetmenin takıntısıdır) dünyalar güzeli Brit Nicols’u daha fazla sahnede izlemek için öneriyorum bu versiyonu. Zira neredeyse tüm filmi anadan doğma tamamlayan aktristin bu sahneleri X-rated versiyonda çıkarılmış.

Yazımın başında belirttiğim gibi “The Erotic Rites of Frankenstein” yönetmenin yaratıcılığını tamamen serbest bıraktığı filmlerin başında geliyor. Nasıl ve ne amaçla karar verdiğini bilmiyorum ama Frankenstein’ın canavarına metalik bir özellik vermiş. Konunun tamamı bu canavar üzerinde hakimiyet kurmak üzerine kurulu olduğu için, belki de ona dev bir robot ya da Golem özelliği katmak istemiştir. İkinci ucube yaratık olan kuş kadının daha önce anlattığım özellikleri ve çeşitli sahnelerde kurbanı etrafında histerik bir edayla titreyerek döndükten sonra aniden yeminin üzerine atılarak onu ısırması tam da Jess Franco’nun hastalıklı zihninden çıkacak bir fikre benziyor. Garip ve amaçsız…

Filmdeki oyunculuk, makyaj ve prodüksiyon ne kadar ucuz olsa da yönetmen kısacık sürede, özellikle de kamera kullanımında ustalığını konuşturuyor. Filmin genelinde kamera, oyuncuları aşağıdan alıyor. Bu filmdeki huzursuzluk hissini artıran bir efekt oluşturuyor. Yine sabit değil hareketli, hareketli ama aktüel olmayan kamera açıları ucuz titrek bir görüntü oluşturmuyor ve tüm bu açıların bilinçli olarak planlandığını gösteriyor. Jess Franco film müziği konusunda şanslıdır, çünkü kendisi de bir caz müzisyenidir. O yüzden filmlerinin, çalma çırpma değil basbayağı özel bir müziği vardır. “The Erotic Rites of Frankenstein”ın Daniel White tarafından gerçekleştirilen, vurmalılar ve orgla gerçekleştirilen caz esintili “rastlantısal” fon müziği, yaratıcılık için paranın gerekmediğini bir kere daha kanıtlıyor sinefillere.

Filmin atmosferi Universal’den “Bride of Frankenstein (1935)” ve Hammer’dan “Frankenstein Created Woman (1967)” filmlerinin izini sürse de Panthos kalesinin içinde Marquis de Sade’ın kanunları geçerli. Franco Gotik bir öyküyü Dekadan tavırlarla yorumlamış.

!SPOİLER!

Mesela Caronte ve Vera’nın çırılçıplak birbirlerine bağlı halde ayakta dikildiği, gümüş canavar tarafından kırbaçlanarak (nedense) dev çivilerle kaplı zemine düşürülmeye çalışıldığı işkence sahnesi gibi.

!SPOİLER SONU!

Avrupa istismar sineması hayranları için mutlaka izlenmesi gereken bir film.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.