Ses çıkarma... Kımıldama... Hepsinden öte... Sakın bir dilekte bulunma! Wishmaster (1997)

The Dunwich Horror

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

31 Ocak 2010

3 Adet Yorum

3

Yönetmen : Daniel Haller
Senaryo : Curtis Hanson (H.P. Lovecraft’ın aynı adlı kısa öyküsünden)
Yapım :1969, ABD, 90 Dakika
Oyuncular : Sandra Dee, Dean Stockwell, Ed Begley, Lloyd Bochner, Sam Jaffe, Joanna Moore Jordan, Donna Baccala, Talia Coppola

H.P. Lovecraft’ın 1928 yılında yazdığı “The Dunwich Horror”, onun Cthulhu mitosunun merkezinde duran bir öyküye sahiptir diyebiliriz. Çünkü onun kendine özgü hayal gücünün ürünü olan hayali mekanlar ve hayali kahramanlardan oluşan optimal bir potporiyi burada bulabiliriz. Ben hikayeyi okumadım, zaten buradaki amacım hikayeden çok filmi anlatmak. Ama benim gibi konudan habersiz kişilerin olaya vakıf olabilmesi için öyküye biraz değineceğim.

Dünya dışı eski bir tanrı olan (eldritch) Yog-Sothoth öykünün merkezinde yerleşiyor. Yıllar önce Dunwich adlı hayali kasabada Yaşlı Whateley adında hafiften kaçık bir adam bu eski tanrıya inanamaktadır. Albino kızı Lavinia Whateley, bilinmeyen bir varlık tarafından hamile bırakılmıştır ve ikiz oğlan doğurarak gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Bebeklerden Wilbur Whateley olanı yaşar ama kardeşinin öldüğünden bahsedilir. Wilbur normal üstü bir hızla büyür ve onlu yaşlarında erişkin bir adam vücuduna kavuşur. Bir kayalık yamacın kenarında eski tanrılara ait bir sunak barındıran Dunwich’de garip kayıplar olmaya başlar. Halk bu lanetli aileden uzak durmaya çalışırken nihayet Yaşlı Wilbur hakkın rahmetine kavuşur. Keçiye benzeyen çirkin görünüşlü Wilbur, hayali bir kent olan Arkham’daki “Miskatonic Üniversite (The Unnamable, Re-Animator filmlerinden de hatırlıyoruz)” kütüphanesinde saklanan Necronomicon’u deneyimlemeye gelir. Baş kütüphaneci Dr. Henry Armitage, onun gizli emellerine karşı gelir ve kitabı ona vermez. Bir gece Wilbur gizlice kütüphaneye girer ve tam kitabı çalacakken bekçi köpeği tarafından parçalanarak korkunç bir biçimde ölür. Geriye kalan artıklarından onun insan dışı bir varlık olduğu anlaşılır. O esnada Dunwich kasabasında gözle görülmeyen dev bir yaratık halka terör estirmektedir. Dr. Armitage ve diğer meslektaşları bu yaratığı def ederler.

Filmimize gelirsek göreceğiz ki, öyküde olmayan birçok unsur dahil edilmiş. “Rosemary’s Baby” benzeri bir sahneyle açılan filmde doğum yapan Lavinia’yı görürüz fakat kız albino değildir. Yanındaki yaşlı kadınlar albinodur. Üstelik genç kadın doğum yaptıktan sonra ortadan kaybolmaz, delirerek akıl hastanesine tıkılır.

Filmin en büyük farkı ise genç ve bakire bir üniversite öğrencisi Nancy Wagner’ı öykünün merkezine oturtması. Bu basit bir pazarlama politikası. Erkek egemen bir öyküyü izleyebilmek için içine bir sarışın çıtır eklemek gerekir değil mi? Takma olduğu her halinden belli olan bıyığıyla vintaj gay porno aktörlerini andıran Wilbur Whateley pek de o kadar çirkin değildir. Hipnotize edici bakışlarıyla Nancy’i etkiler ve onu Dunwich’e davet eder. Kızı azar azar verdiği uyuşturucu tohumlarla iyice kendine bağlar. Üniversite kütüphanesinden Necronomicon’u çalar ve yamaç üzerindeki sunakta ritüeline başlar. Amacı “Old One” Yog-Sothoth’u uyandırmaktır.

Bir korku filmi olarak ele alırsak “The Dunwich Horror” günümüz seyircisine pek bir şey sunmuyor. Balık gözü kameraya hebele hübele diye dillerini çıkaran yarı çıplak ritüelistler veya canavarın bakış açısıyla kırmızı tonlarda gördüğümüz sadece çığlık atan ama kaçmayan kurbanlar artık bizi korkutmuyor. Olay örgüsü üzerindeki gizem de gereksiz eklemeler nedeniyle zaten etkisini yitirmiş. Mesela ben Wilbur’un yarı insan vücudunun öyküde tariflendiği gibi yansıtılmasını tercih edebilirdim. Ya da en azından doğa üstü olduğunu belli edecek bir özelliği olmalıydı.

Filmde beğendiğim yönler yok mu, var. Mesela arkadaşının ardından gelerek açılmaması gereken kapıyı açan Elizabeth Hamilton’un yaratıkla karşılaştığı sahne gayet etkileyiciydi. Serbest kalan yaratığın bölge üzerinde ilerlerken yarattığı etki, belki de öyküye sadık kaldığından, pek bir gerilimli olmuş. Özellikle de nehirde dalga şeklinde ilerleyen rüzgar halkası çok estetik bir düşünceydi. Film zaten müzik, sinematografi ve oyunculuk yönünden lezzetli. Ama eğer gücünüz korkunç olması gereken bir canavarı hakkıyla göstermeye yetmiyorsa, lütfen onu göstermeyin değil mi? Çok andırdığı “Rosemary’s Baby”e kıyasla hayli zayıf kaldığını belirtmeliyim.

Döneminin cici kızı Sandra Dee’nin soyunacağı yönünde haberler filmin reytingini artırmıştır kuşkusuz. Filmin çıplaklık içeriği nedeniyle X veya R sınıfına dahil edilmesi bana çok abartılı geldi. Nitekim sunak taşına yatırılan, çıplak baldırları ve gözünüzü kırpsanız kaçıracağınız sürede çıplak memeleri gösterilen kadının sarı peruk takmış bir dublör olduğu ve bu kadının ayak parmaklarındaki dikişli kumaştan anladığımız kadarıyla zaten çıplak olmadığı (tüm vücudu saran ten rengi bir badi giymiş) göz önünde bulundurulursa bu tantananın yersiz olduğu aşikar hale gelecektir. Sandra Dee sadece yakın plan yüz çekiminde ucuz bir orgazm taklidi yapmış hepsi bu.

Eğer klasik korku filmlerini seviyorsanız, H.P. Lovecraft hayranıysanız veya izlediğiniz filmde korku aramıyorsanız bu filmi tercih edebilirsiniz.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ