Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

The Divide

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

11 Nisan 2012

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Xavier Gens
Senaryo: Karl Mueller, Eron Sheean
Imdb Puanı: 6.1/10
Yapım: 2011 Almanya/ ABD/ Kanada, 122 Dakika
Oyuncular: Lauren German, Michael Biehn, Milo Ventimiglia, Courtney B. Vance, Ashton Holmes, Rosanna Arquette, Iván González, Michael Eklund, Abbey Thickson

New York’da bir apartmanın sakinleri, yakınlarına atılan bir atom bombasının paniğiyle evlerinden dışarıya çıkmaya çalışırlar. Fakat hayatları saniyelere bağlıdır ve birkaç kiracı daha mantıklı bir seçim yaparak, apartman görevlisi (bizde karşılığı kapıcı) Mickey’in (Terminator’den Michael Biehn) bodrumdaki sığınağına zorla girerler. Dışarıda kalanların akıbeti belirsizdir. Hayatlarını son anda kurtaran kişiler kabadayı Josh (Heroes’dan Milo Ventimiglia) ve Bobby (Michael Eklund), Josh’un duygusal ve sanatçı hassasiyeti taşıyan erkek kardeşi Adrien (Ashton Holmes), her post-apokaliptik filmde bir örneği bulunan kel zenci kategorisinden Delvin (Courtney B. Vance), bedbaht bir anne Marilyn (ünlü oyuncu Rosanna Arquette) ve küçük kızı Wendi (Abbey Thickson), sona kalan kız emareleri taşıyan Eva (Lauren German) ve ezik kocası Sam (Iván González); Mickey’in sert tavrıyla baş etmek zorunda kalırlar. Fakat henüz içinde bulundukları duruma açıklık getirememişlerdir ve birilerinin onları kurtaracağından emindirler. Nihayet birileri gelir de. Fakat bu astronotlara benzeyen devlet görevlileri yardım etmek şöyle dursun, küçük Wendi’yi zorla kaçırırlar ve diğerlerini infaz etmeye kalkışırlar. Geride kalanlar kendilerini savunurlar fakat tek çıkış kapıları görevliler tarafından dışarıdan mühürlenir. Bu sığınaktan hiçbir zaman kurtulamayacaklarını anlayan bu sekiz kişi boşlukta yuvarlanarak birbirlerine çarpan bilardo toplarına dönerler ve işte asıl film bundan sonra başlar.

The Divide, cehennem sonrası bir karmaşa ortamında sağ kalmaya çalışan karakterleri, sınırlı bir mekanda inceleyen ve “insanın insana uyguladığı terör” üzerine odaklanan filmlerin bir yenisi. Bu ve benzer filmlerde harici tehdit unsuru değişkendir; bu bazen zombi saldırısı (Romero filmleri), vampir istilası (Stake Land), başka bir boyuttan gelen canavarlar (The Mist) veya bahsi geçen filmde olduğu gibi soğuk savaş dönemi paranoyasını hortlatır tarzda nükleer patlama olabilir. Birkaç insan bir mekanda kapana kısılır ve birden onların aslında birer “eğitimli hayvan” olduğu ortaya çıkar. Birbirlerine destek olup imece usulü bu zorlu ortamdan kurtulmaya çalışmak yerine, güçlü olanın hayatta kalabileceği orman kanunlarını yürürlüğe koyarlar. Güçlü olan elindeki imkanları diğerlerinin aleyhine kullanır ve nedensiz şiddet baş gösterir. Süperegolar ortadan kalkar, sosyal statülerle terbiye edilmiş karakterler çözünür, en ilkel korkular ve ihtiyaçlar asıl itici güç haline gelir. İşte filmimiz bu yapı üzerine inşa edilmiş, oldukça pesimist, politik, distopik ve biraz daha zorlarsanız varoluşçu diyebileceğiniz bir korku filmi.

Xavier Gens’i bol kanlı başyapıtı “Frontière(s)” ile tanıdık ve sevdik. Hayal kırıklığı yaratan Hitman’i çektiği 2007’den beri girdiği uzunca bir suskunluk devresinin ardından nihayet çok beklenen filmiyle karşımıza çıktı. Başarısız olduğu söylenemez. Özellikle de filmin görsellikten çok oyunculuğa yüklenmesi yönetmenin ustalaşma yolunda ilerlediğini gösteriyor.

Sözü geçmişken, korku filmlerinde oyunculuğun ne kadar etkili olduğu anlaşılmış ki son zamanlarda aktörlere daha fazla iş düşüyor. The Divide genel olarak iyi oyunculukla dolu ama fazla zamanı olmadığı için Delvin’i, mıymıntı Adrien’i ve tüm film boyunca suya sabuna dokunmadan sadece diğerlerini dışarıdan gözlemleyen Eva’yı (ki başroldür kendisi) canlandıran oyuncuları bir tarafa bırakabiliriz. Ben özellikle iki oyuncuya dikkat çekmek istiyorum: Arkadaşı Josh ile birlikte oyundaki güç dengesini değiştiren ve hızla evin kötü adamlığına soyunan Bobby’yi bedenleştiren Michael Eklund’un film boyunca geçirdiği şaşırtıcı değişim, onu kolaylıkla en sinir bozucu psikopatlar kategorisine sokabilir. O kadar ki kendisinden daha çok rol süresi bulunan ve daha ünlü iki aktör olan Michael Biehn ve Milo Ventimiglia’dan rol bile çalıyor. Diğer oyunculuk gösterisi de tahmin edilebileceği gibi Rosanna Arquette’ten geliyor. Filmin başında sıkıcı bir anneyken kızını kaybettikten sonra hafiften aklını kaçıran, Josh ve Bobby’nin gönüllü seks kölesi olan Marilyn rolünü nasıl kabul ettiğini anlamak mümkün değil lakin filmin bu en şanssız ve özkıyımcı karakterini can yakan bir performansla canlandıran Arquette’i başka filmlerde de görmek istiyoruz.

The Divide’ın bir diğer artısı karakterlerin geçirdiği değişimi olanca açıklığıyla ve derin bir gerçeklikle yansıtması. O kadar ki oyuncuların film boyunca zayıfladıklarını şaşırarak izliyorsunuz ki bu nedenle yönetmen filmini kronolojik sıraya uyarak çekmek zorunda kalmış. Zira oyuncular filmin başında gürbüz ve sağlıklıyken, sonlara doğru iyi beslenememekten kaburgaları sayılmaya başlıyor, radyasyonun etkisiyle saçları dökülüyor ve gözleri kanlanıyor. Makyaj harika. Bolca şiddet ve kan, seyrek ama etkili gore kullanılmasına rağmen film kesinlikle işkence pornosu değil. Sınırlı bir fiziksel işkence sahnesi var (parmak kesme) o kadar. Fakat işkencenin türlü boyutları vardır ki filmimizde daha çok cinsel ve psikolojik işkence ön plana çıkıyor. Fakat izlediğinizde göreceksiniz bunların hiç biri grafik özellik barındırmadığından pornografik değer de taşımıyor. Ha, ben psikolojik işkenceden daha çok rahatsız olurum diyorsanız buyurun gelin. Öyle hayatınızı değiştirecek bir filmden ziyade son zamanlarda iyi bir seçenek olduğu için izlenmesi gereken bir film The Divide.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ