Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

The Devil’s Advocate

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

OrçunTunalı

02 Eylül 2010

12 Adet Yorum

12

Yönetmen: Taylor Hackford
Senaryo: Andrew Neiderman (Kitap), Jonathan Lemkin, Tony Gilroy
Imdb Puanı:7.3/10
Yapım: 1997, ABD/Almanya, 144 dakika
Oyuncular:
Keanu Reeves, Al Pacino, Charlize Theron, Jeffrey Jones, Judith Ivey

“Ben yalnızca sahneyi kurarım. İpleri siz çekersiniz.”

Sinema tarihine geçmiş replikler vardır. Filmlerin en vurucu cümlelerini duyduğumuz bu replikler aynı zamanda söyleyen oyuncunun da yeteneğine göre unutulmayacak aforizmalara dönüşebilir. İşte “Şeytanın Avukatı”nda Al Pacino’nun ağzından duyduğumuz bir çok replik, adeta oyuncuyla özdeşleşmiş ve sinema tarihindeki unutulmazlar arasında yerini almıştır.

“Kendini beğenmek. Tamamen doğal olan bir uyuşturucudur.”

90’lı yıllar Amerikan Sinemasının bir çok unutulmaz filmi ortaya çıkardığı zamanlar olarak görülürse “Şeytanın Avukatı” da zamanın eskitemediği ve hala zevkle izlenecek bu klasiklerden biri olarak anılmayı hak ediyor. Yönetmenliğini Taylof Hackford’un yaptığı ve aynı adlı kitaptan filme çekilmiş olan filmin oyuncu kadrosu, başarısının arkasındaki en belirgin unsurlardan biri kuşkusuz. Büyük avukatlık şirketinin başındaki John Milton rolünde Al Pacino, genç ve hırslı avukat Kevin Lomax rolünde Keanu Reeves, güzel karısı rolünde Charlize Theron başlıca isimleri oluştururken diğer ilgi çeken isimler olarak Connie Nielsen, Jeffrey Jones ve Craig T. Nelson’u sayabiliriz.

“Sana tanrı hakkında içerden biri olarak bilgi vereyim…”

Hikaye, Florida’da hiç dava kaybetmeyen başarılı avukat Kevin Lomax’ın bir duruşmasıyla açılış yapar. Müvekkili, genç öğrencisine tecavüz etmekle suçlanan bir öğretmendir. Ve hareketlerinden anlaşıldığı üzere öğretmen çok da masum biri değildir. Ancak Kevin, hem kendine olan güveni hem zekası sayesinde her davasında jüriyi ve mahkemeyi etkilemeyi başarmaktadır. Son davasında da kaybetmeyen Lomax, büyük bir şirketin ilgisini çeker ve New York’ta çalışmak üzere reddedemeyeceği bir teklif alır. Karısı Mary Ann’ı da ikna ederek büyük şehirde yaşamak üzere yola çıkan Lomax, başına geleceklerden habersiz, kendine güveni ve inancı sonsuz olarak sona doğru yaklaşmaktadır.

“Ben Mona Lisa’nın eteğinin altındaki elim!”

İlk zamanlar her şeyin rüya gibi olduğu ve hep istedikleri yaşama sahip olduklarını düşünen çiftin bağları yavaş yavaş kopmaya başlar. Lomax’ın yoğun iş hayatı ve şehir yaşamının getirdiği yalnızlıkla bunalıma giren Mary Ann, istediği yaşamın bu olup olmadığı konusunda derin şüpheler yaşar. Aynı şekilde Lomax da, büyük şehirde çok daha büyük suçları savunan bir kişiliğe bürünmüş ve bu durum onu günden güne daha kibirli, daha umursamaz, daha hırslı biri haline getirmektedir. Şirketin sahibi John Milton’la olan yakın ilişkisi Lomax’ın kaderini belirleyecek ve onu çarpıcı gerçeklerle yüzleştirecektir.

“Cennette hizmet etmektense cehennemde hüküm sürmek daha iyidir!”

Film en başta, Hıristiyan temalı, İncil’den bolca pasajlar duyduğumuz, iyilik-kötülüğün çatıştığı ve sonunda iyiliğin kazandığı filmlere alışkın olan seyirciye soğuk duş etkisi yaratacak bir finale sahip. Aslında film, 2 saat boyunca tam olarak bu temeller üzerinde ilerliyor hatta mahkemeye döndüğü final sahnesi olmasa ‘şeytana pabucunu ters giydiren insanoğlu’ hikayesini izlemiş olacağız. Ama film esas vurucu sahnesini en sona saklıyor. Eğer hatırı sayılır bir sinema izleyicisiyseniz Amerikan sinemasının özellikle korku filmlerinde Hıristiyan öğelerine fazlasıyla yer verdiğini bilirsiniz. İncil’den ayetler, dualar, kötülüklere karşı korunma yolları hatta tüm insanlığa yasaklanan ölümcül günahlar. Bir benzerini yedi ölümcül günahı kafamızı vura vura sokan David Fincher şaheseri “Se7en”da (Yedi) gördüğümüz bu anlayış “Şeytanın Avukatı” nda daha da özele iniyor ve tüm günahların en kışkırtıcısı ve şeytanın favorisi olan insanoğlunun kibrine odaklanıyor.

“Özgür irade bir kaltaktır!”

Filmde, İngiliz şair John Milton’un epik şiiri Kayıp Cennet’e doğrudan referans olan şeytan karakteri şairle aynı adı taşıyor ve eserdeki gibi Şeytanın (Lucifer), Adem ve Havva’yı saptırışı anlatılıyor. Bunu modern dünya üzerinden dini referans ve göndermelerle yapan film, özellikle metropolde daima karanlık ve karamsar bir atmosferde geçiyor. Kalabalık sokaklar, gösterişli binalar, iyi şartlarda yaşayan insanlar ve lüks evler vs… hiçbir şekilde çekici unsurlar olarak gösterilmiyor. Daha çok, ana karakterlerin kötülüğün içinde olduklarını gösteren destekleyici öğeler olarak kullanılıyorlar. Çevreden en çok etkilenen kişi ise Lomax’ın karısı Mary Ann oluyor. İlk başta hayal edemeyeceği derecede iyi bir yaşama kavuştuğunu düşünen Mary Ann, zamanla kocasının ilgisizliği ve yalnızlık hissiyle akıl sağlığını yitirmeye başlıyor. Gördüğü korkunç halisünasyonlar ve gerçek dışı düşüncelerle kendine zarar vermeye ve yaşamını sona erdirmeye kadar ileri gidiyor. Bu noktada aktris Charlize Theron’un ruh hali günden güne değişen karakteri kusursuz bir şekilde canlandırdığını belirtmeden geçmemek lazım. Doğal güzelliğiyle de sayılı dünya yıldızları arasında yerini alan Theron, filmde Al Pacino’dan sonra performansıyla göz dolduran ikinci isim olarak görülebilir. Keanu Reeves ise Theron’la uyum sağlayan kimyası sayesinde, genç ve hırslı avukat rolüne yakışan bir isim olarak karşımıza çıkıyor.

“Suçluluk duygusu sırtında taşıdığın ağır bir yük gibidir. Bütün yapman gereken onu yere bırakmaktır.”

Gelelim ayrı bir paragrafta incelenebilecek filmi taşıyan, götüren hatta son anlarına doğru Keanu Reeves’le karşılıklı konuştukları sahnelerde uçuşa geçiren Al Pacino’ya. Canlandırdığı rollerde dünya sinema tarihine unutulmaz karakterler bırakmış ve bir o kadarı da arka planda kalmış olan Al Pacino, John Milton namı diğer Şeytan rolünde döktürürken bize şeytan olduğuna değil, ‘Şeytanın, Al Pacino kılığına girdiğine’ inandıracak derecede başarılı. Öyle ki ağzından çıkan her cümle belki de kağıt üzerinde komik olabilecekken, örneğin bir kötülük timsali olarak “Ben kalan son hümanistim!” derken bile hiç sırıtmıyor. Etkileyici ve şiirsel konuşmaları neden adının John Milton olduğunu gösterir nitelikte. Filmdeki önemli repliklerin çoğu Pacino’nun karakterine yazılmış ve oyuncu tüm bu replikleri aforizma olacak derecede etkili söylüyor. Özellikle Lomax’la son hesaplaşmasını yaptığı ve tiradlar attığı sahne, filmi defalarca izlenecek kılan unsurlardan biri. Filmin ilgi çeken diğer ismi ise şeytani mizacı ve güzelliğiyle Lomax’ın üvey kardeşi rolünde bir nevi ‘Succubus’ görevi üstlenen Connie Nielsen oluyor.

“Aşk abartılıyor. Biyokimyasal olarak büyük miktarlarda çikolata yemekten farkı yok.”

Nihayetinde yazıyı toparlamak gerekirse öve öve bitiremediğim filme, bu kadar övgünün fazla olduğunu düşünenler olabilir. Defalarca izlemiş olmama rağmen yazı öncesi başlangıç sahnesine bakmak için açıp, 5 dakika geçtikten sonra filmin tamamını izlemeye karar vermem, sanırım filmi ne kadar sevdiğimi ve düşüncelerimin samimi olduğunu bir nebze açıklar. Son olarak eğer filmi izlemeyen varsa en kısa zamanda izlemelerini, izlemiş olanlar içinse açıp bir daha seyretmekten hiç pişman olmayacaklarını söyleyebilirim. Ve filmin finalinde 2.5 saate yakın bir sürede ne anlattığını özetleyen vurucu cümlesiyle yazıyı sona erdirmek isterim.

“Vanity, definitely my favorite sin!” (Kibir, kesinlikle en sevdiğim günah!)

Korkusitesi için yazan Orçun Tunalı / Gorcun

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Orçun Tunalı

Tüm Yazıları
25 Haziran 1986 tarihinde Tekirdağ, Çorlu ilçesinde doğdu. Çocukluğundan beri korku filmleri, hikayeleri ve oyunlarına ilgi duyduğundan olsa gerek bu siteyi keşfetmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecekti. Daha sonra yazdıklarıyla ekip içerisinde kendisine yer buldu. Mesai dışında ve off günlerinde Jigsaw’ın asistanı olarak stajını sürdürüyor. Amatör ruh ve tutkuyla korku türündeki her türlü görsel, işitsel ve yazınsal eserlere ilgi duymakta. Aynı hissiyatı ve heyecanı paylaşan bu topluluk içerisinde yer almaktan son derece memnun.

Yorumlar (12 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.