Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

The Death King

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

08 Aralık 2011

4 Adet Yorum

4

Der TodesKing
Yönetmen: Jörg Buttgereit
Senaryo: Franz Rodenkirchen, Jörg Buttgereit
Imdb Puanı: 6.6/10
Yapım: 1989, Almanya, 74 Dakika
Oyuncular: Hermann Kopp (Pazartesi), Heinrich Ebber (Salı), Michael Krause (Çarşamba), Eva M. Kurz (Cuma), Angelika Hoch (Cumartesi), Nicholas Petche (Pazar)

“Beni öldüren şey sırrım olarak kalacak” (P. F. Lacenaire)

Nekromantik (1987)” ile tanıdığımız uçuk yönetmen Jörg Buttgereit’den, yine ölümle, şiddetle ve onun dinamiğiyle ilgili bir film daha. Fakat yönetmen bu defa belli bir olay örgüsünden uzaklaşmış ve haftanın yedi gününde çeşitli durumlardan (öyküler demiyorum) oluşan bir denemeye girişmiş. Ana tema “ölme isteği” ve bunun içine öldürme de dahil oluyor.

İlk epizod olan Pazartesi’de Barsch adında bir adamla tanışıyoruz. Balıklara olan aşırı düşkünlüğü tek odalı evinden belli olan bu adamın intihar öncesi gerçekleştirdiği ritüelleri izliyoruz. Salı epizodunda, Barsch’ın intihar mektuplarından birini gönderdiği sinemasever bir arkadaşına atlıyor film. Kiraladığı video kasetteki “Nazi İstismarı” filminin en can alıcı (!) sahnesini izlerken karısı ekranın önünden geçme gafletine düşüyor. Çarşamba, yağmurlu bir günde, aklında bir adamın anısıyla dolaşan yabancı bir kadının görüntüsüyle açılıyor. Kadın parkta bir banka oturuyor ve yanında oturan adamın, karısının garip kanamaları hakkında anlattıklarını dinliyor. Perşembe bölümü, bir viyadüğün görüntüleri eşliğinde ekrana gelen çeşitli isimlerden oluşuyor. Bu kişilerin o viyadükten atlayarak intihar eden kişiler olduğunu anlamam uzun zamanımı aldı. Cuma bölümü, yan komşusu olan genç delikanlının sevgilisiyle yiyişmesini izleyerek gıpta eden bir kızkurusuna odaklanıyor fakat intihar eden kişinin bu depresif kadın olmadığını göstererek ters köşeye yatırıyor izleyeni. Cumartesi epizodu, bir konsere dalarak hem solisti hem de izleyicilerden bir bölümünü öldüren ve bunları kameraya alan bir kadın hakkında. En son olarak Pazar epizodunda bir adam uyanır uyanmaz garip bir krize giriyor ve kendine zarar vermeye başlıyor.

Yönetmenin bu ayrıksı tavrı iyi hoş da iş felsefik derinliği olan filmler yapmaya gelince işler sarpa sarıyor. İlle de birşeyler anlatma çabasına girişmesi çok gereksiz. Alın bu filmi… Ölmek isteyen insanlar var ama bunların itici güçleri hakkında herhangi bir açıklama yok. Bir iskelet karikatürü üzrine “İşte bu Ölüm Kralı. İnsanların ölmek istemesine bu sebep oluyor” diye gayet çocukça bir açıklamaya girişmesi beni ayrıca güldürdü. Zaten 7 ayrı bölümden oluşan bir filmde gaye açıklamak kadar zor birşey yoktur, süre yetmez çünkü. Mesela Cumartesi bölümünde, toplu katliama girişmeye karar veren kadın, işlem öncesi neden böyle bir yola başvurduğunu seyirciye açıklamak istercesine bir kitaptan bir bölüm okuyor. Kitapta, ölmeye karar veren kişilerin ölmeden önce neden böyle bir fiile giriştiği, bunun altında nasıl bir dürtünün yattığı açık seçik anlatılıyor. İyi de böyle kolaycı bir filmcilik olmaz ki. Kameraya kitap okuyacaksanız filmini çekmeyin. Neticede “Der Todesking” felsefik bir film olarak düşünüldüğünde (ki bence yönetmenin gayesi de o) çok amatör bir film. Eğer felsefeyi boşverip underground bir film olarak bakarsanız iyi bir film.

Filmin iyi yönlerine değinmek gerekirse bence en iyi bölüm olan Pazartesi’ye odaklanmamız gerekiyor. Anlatım olarak da en doyurucu olan bu epizoddaki tek göz odada 360 derece dönerek Barsch’ın rutin eforlarını sergileyen kamera melankolik bir zihni intihara sürükleyecek atmosferi başarıyla aktarıyor. Aynı zamanda Barsch’ı canlandıran müzisyen Hermann Kopp’un ilk epizodu renklendiren harika müziği “Poison” ise ayrıca değinilmesi gereken bir husus. Bu acı müziğin eşliğinde intihara sürüklenen sessiz bir adam, çiğ görüntüler, akvaryumdaki balığın yavaş yavaş (gerçek anlamda) ölmesi insanın içini sızlatıyor. Bu arada filmin müziklerinin harika olduğunu bir kere daha vurgulamalıyım.

Jörg Buttgereit’in filmlerindeki cesetler fazla gerçekçidir. Hatta sahte olamayacak kadar iyi olduğu söylenir. Burada da dönemine göre çok ileride bir çürüme efekti mevcut. Her epizodun arasında gittikçe bozunan ve kurtlanarak en sonunda iskelete dönen bu beden, ölmeye karar vermiş karakterlerin zihninde de imaj olarak çakıyor kısa bir süre. Sadece bu çürüme gösterisi için bile izlemeli bu filmi, en azından bir kez.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.