Uzayda çığlığınızı kimse duyamaz... Alien (1979)

The Cell

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

OrçunTunalı

01 Ekim 2010

5 Adet Yorum

5

Yönetmen: Tarsem Singh
Senaryo: Mark Protosevich
Imdb Puanı:6.2/10
Yapım: 2000, ABD/Almanya, 109 dakika (uncut)
Oyuncular:
Jennifer Lopez, Vince Vaughn, Colton James, Dylan Baker, Marianne Jean-Baptiste, Gerry Becker

Bir insanın zihnine girmek, düşüncelerinin, eylemlerinin kaynağına ulaşmak. Bilim kurgu türünün en sevdiği konular arasında yer alır. İnsan zihninin algısıyla oynayan filmler kadar bizzat zihnin içerisinde geçen filmler de izlemişsinizdir. “The Cell” (Hücre) ikinci kategorideki filmlerden biri. Diğerlerinden ayrılan yanı ise zihninin içine girdiğimiz kişinin acımasız ve hastalıklı bir seri katil olması.

Film, uçsuz bucaksız büyük bir çölde açılış yapar. Beyazlar içindeki kadın çölde koşturmaktadır ve sonunda bir çocukla karşılaşır. Çocukla konuşarak, onu bir konuda ikna etmeye çalışır ama başaramaz ve aniden özel bir kostümün içerisinde olduğu bir odada uyanır. Bu merak uyandırıcı açılıştan sonra ana karakteri tanımaya başlarız. Çocuk psikoloğu olan Catherine Dean deneysel bir yöntemle komadaki hastalarının zihnine girmektedir. Henüz işe yararlılığı kanıtlanmamış olan bu yöntem, Dean’in tehlikelerle dolu bilinmeyen dünyalara girmesini sağlamaktadır. Bir gün yine başarısız bir denemeden sonra Dean’e çok kritik bir görev verilir. Genç kadınları kaçırıp, gizli bir hücreye hapseden bir seri katil komaya girmiştir. Son kaçırdığı kadın da, bilinmeyen mekanda ölümünü beklemektedir. Kısıtlı bir zamanı olan Dean ve ekibi bu riskli görevi kabul edip genç kadını ölümden kurtarmayı seçerler. Ancak Dean, katilin zihninde kendisini ne gibi tehlikelerin beklediğini bilmemektedir.

Hintli yönetmen Tarsem Singh’in çektiği 2000 tarihli filmde başrolü Latin şarkıcı Jennifer Lopez üstlenmiş. Filmografisi pek parlak olmayan Lopez’in adını duymak belki kimi izleyici için filmi izlememek için bir neden olabilir. Ben de uzun süre bu nedenle filmi izlemeye kalkmamıştım ama hakkında duyduğum ve okuduğum yorumlar genel anlamda olumlu olunca en sonunda izlemeye karar verdim. Sonuç: İzlemek için geç bile kalmışım ve benim gibi izlememekte ısrar edenlerin bu filme bir şans vermelerini söyleyebilirim. “Hücre” muhtemelen de Jennifer Lopez’in filmografisindeki en iyi filmlerden biridir. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken isim Lopez değil yönetmen Tarsem Singh.

Daha önce reklam ve müzik videoları çekmiş olan Hintli yönetmen, bu çalışmalarındaki estetiği ve stilini ilk filmiyle sinemaya taşımış. Bir örnek olması açısından R.E.M.’in “Losing My Religion” şarkısının klibini Singh’in çektiğini hatırlatmak yerinde olur.

Özellikle koma halinde olan bir seri katilin bilinçaltına giriş yapıldığında karşımıza çıkan mekanlar, nesneler, kişiler ve olaylar “The Cell”i sıradan bir gerilim filmi olmaktan çıkarıyor. Her ayrıntısıyla özenli ve üst düzey bir görselliğe sahip olan bilinçaltı sahneleri, filme sürreal bir atmosfer sağlıyor. Ayrıca bu gezintide birkaç şok edici sahneye de hazırlıklı olun. Bilinçaltındaki mekan ve nesnelerin bazıları çeşitli sanat eserlerinin perdedeki yansıması olmuş. H.R. Giger, Odd Nerdrum, Damien Hirst gibi sanatçıların eserleri bu ilham kaynaklarından bir kısmını oluşturuyor. Yönetmenin kusursuzluk anlayışı olsa gerek ki çok fazla film üreten biri olarak görülmüyor. Ama yaptığı işe çok özen gösterdiği ve ciddiye aldığını söylemek mümkün . Zira 6 yıl sonra çektiği “The Fall”un da “The Cell”den aşağı kalır yanı yok. 2011 yılında çıkması beklenen “Immortals” filmi de bu sayede büyük beklenti yaratıyor diyebilirim.

Filmde görsellik kadar senaryo da önemli ayrıntılar içeriyor. Fikir başlı başına ilgi çekiciyken içerisindeki ayrıntılarla da oldukça tatmin edici bir hikaye ve kurguya sahip. Filme adını veren Hücre, başlarda katilin kurbanlarını hapsettiği gizli yer gibi görünse de hikaye ilerledikçe katilin bizzat kendi zihinsel hapsinin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Katilin bilinçaltında gördüğümüz geçmişteki olaylar ve bölünmüş kişiliği de hikayeye derinlik katıyor ve katilin motivasyonunu anlamamıza yarıyor. Dahası katile karşı empati kurmamızı da kolaylaştırıyor. Kurbanları gizli bir hücreye kapatıp yükselen sularla boğulmasına neden olan öldürüş şekli de katilin geçmişte yaşadığı travmanın yansıması olan bir ritüel gibi karşımıza çıkıyor. Hikayedeki hristiyan temalı göndermeler de filmin başka bir yönünü yansıtıyor.

Nihayetinde, “The Cell” (Hücre) son yıllarda birbirinin kopyası haline gelmiş seri katil temalı filmlere bambaşka bir boyuttan bakan, farklı hikayesi ve olağanüstü görsel stiliyle hem korku severler hem sinema severler için kolay kolay bulunamayacak güzellikte bir film. Şimdiye kadar benim gibi izlemeyi erteleyenlerdenseniz daha fazla geciktirmeden izlemenizi tavsiye ederim.

Korkusitesi için yazan Orçun Tunalı / Gorcun

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Orçun Tunalı

Tüm Yazıları
25 Haziran 1986 tarihinde Tekirdağ, Çorlu ilçesinde doğdu. Çocukluğundan beri korku filmleri, hikayeleri ve oyunlarına ilgi duyduğundan olsa gerek bu siteyi keşfetmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecekti. Daha sonra yazdıklarıyla ekip içerisinde kendisine yer buldu. Mesai dışında ve off günlerinde Jigsaw’ın asistanı olarak stajını sürdürüyor. Amatör ruh ve tutkuyla korku türündeki her türlü görsel, işitsel ve yazınsal eserlere ilgi duymakta. Aynı hissiyatı ve heyecanı paylaşan bu topluluk içerisinde yer almaktan son derece memnun.

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ