Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

The Brainiac

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

01 Kasım 2012

1 Adet Yorum

1

El Barón del Terror
Yönetmen: Chano Urueta
Senaryo: Adolpho Lopez Portillo, Frederick Curiel
Imdb Puanı: 4.8/10
Yapım: 1961, Meksika, 77 Dakika, Siyah/Beyaz
Oyuncular: Abel Salazar, Ruben Rojo, Rosa María Gallardo, Louis Aragon, David Silva, Federico Curiel, German Robles, Ariadne Welter, Magda Urbizu, Rene Cardona

Yıl 1661… Vitelius d’Estera, New Mexico Engizisyonu tarafından büyücülük, nekromansi, kadınları baştan çıkarma ve daha birçok yüz kızartıcı suçtan yargılanır ve kazıkta yakılarak idamına karar verilir. Onu mahkemede sadece Marcos Miranda savunur ki o da kırbaçla cezalandırılır. Fakat görünüşe göre Vitelius gerçekten büyücüdür; işkencelerden etkilenmemiştir, kararı kahkahalarla karşılar ve ayağındaki prangaları gardiyanların ayağına ışınlar. Ve özellikle de siyah kukuletaların ardında gizli oldukları halde Engizisyon mahkemesi rahiplerinin yüzünü görür, isimlerini ifşa eder: Baltasar de Meneses, ÁIvaro Contreras, Sebastián de Pantoja ve Herlindo del Vivar. Açık alanda kazıklara bağlanıpateşe verilen Vitelius son anda başını göğe kaldırır ve bir kuyruklu yıldız görür. Cellatlarına bir lanet okur ve 300 yıl sonra bu kuyruklu yıldız siklusunu tamamlayıp Dünya’nın yörüngesine tekrar girdiğinde intikamını almak için geri döneceğini haykırır.

1961 (yani günümüz)… Şans bu ya; 300 yıl önce Vitelius’u savunan Marcos Miranda’nın soyundan gelen Reinaldo ve rahiplerden biri olan ÁIvaro Contreras’ın soyundan gelen Victoria birbirlerine aşık iki astronomi asistanıdır ve Prof. Saturnino Millán rasathanesinde çalışmaktadır. Profesör bu gece gökte belirecek olan bir kuyruklu yıldızdan bahseder onlara. Gerçekten de bu gök olayı gerçekleşir fakat meteor şeklinde şehrin tenha bölgesine düşen yıldızın içinden acayip bir yaratık çıkagelir. Uzun çatallı diliyle insanların beynini emerek beslenen bu gulyabani büyücü Vitelius’dan başkası değildir. Hipnotizma yeteneğiyle kısa sürede yeterli finansman sağlayan ve ortama ayak uyduran bu uğursuz adam intikamını almak için hasımlarının hayattaki tek varislerini köşkünde yapacağı bir yemeğe davet eder. Indalecio Pantoja, Luis Meneses ve Ana Luisa Vivar’la beraber tahmin edilebileceği gibi Victoria da bu toplantıya davetlidir. Arka planda ise polisler enselerinde iki delik bulunan beyni emilmiş kurbanların katilini aramaktadır.

1962 yılından, hem de Meksika’dan gelen bir trash değil sadece The Brainiac; aynı zamanda sinema tarihinin en acayip korku objesine de sahip. Uzakdoğu filmlerinde görsek daha az yadırgayacağımız bu kıllı yaratık yılan gibi çatallı upuzun diliyle insanların ensesinden beynini emiyor ve orada iki tane şüpheli delik bırakıyor.

El Barón del Terror ya da İngilizce versiyonunun adıyla The Brainiac, eski model bir film. Daha çok Hammer Korku filmlerini andıran bir soğukluğa sahip. Sahneler biraz fazla uzun ve sıkıcı olabiliyor. Özellikle de filmin başındaki engizisyon mahkemesi sahnesi. Bakışlardaki dehşeti vurgulamak için çokça başvurulan sadece gözlere düşürülen ışık illüzyonu da filmin bu eski moda havasını destekliyor. Başka bir coğrafyadan gelen, kurbanlarının ensesinde iki delik bırakan gizemli aristokrat öyküsü (finaldeki aşk ilanı da dahil) ve bu öykünün işleniş dinamiği bana gotik Drakula uyarlamalarını hatırlatmadı değil. Yılı göz önüne alınınca filmden sürpriz bir aşırılık beklememek gerekiyor. Kışkırtıcı sahneler sıfıra yakın, ateşli öpüşmelerle yetinmek zorundasınız. Fakat film ister istemez Meksika kökenli olduğunu belli edecek acayipliklere de sahip ve bir korku filmine yakışmayacak kadar eğlenceli. Efektler çok kötü. Kuyruklu yıldız aslında kartona çizilmiş. Vitelius, yaratığa üstüste bindirme tekniğiyle dönüşüyor. Oyunculuk daha da kötü. Abel Salazar dışındakiler fotoromandaymış gibi davranıyorlar. Diyaloglar abartılı ve disfonksiyone. Neticede eğlenceli bir film, neden izlemeyesiniz ki?

Bu filmden yapılabilecek çıkarımlar:
1– Tanımadığınız kişilerin verdiği davete asla gitmeyin (gazozunuza hap atılmaz belki ama beyniniz emilebilir)
2– Bir doktor otopsi yapmadan cesedin beyninin olmadığını bilebilir (hisseder).
3– Doktora göre eğer kurbanınızın beynini ensesinden emiyorsanız muhtemelen anatomi bilginiz kusursuzdur. Evet, beyin ensededir.
4– Eğer set ekibinden biri sadece gözlerinizi aydınlatacak şekilde yüzünüze ışık düşürüyorsa bilin ki dakikalar sonra (film biraz yavaş seyrediyor çünkü) karşınızdaki adamı hipnotize edip karısını uzun uzun, ıslak ıslak öpeceksiniz.
5– El yerine iki fil hortumu taşıyan, kepçe kulaklı, uzun dilli, şaşı, kabak kafalı, kıllı bir yaratık komik değildir! Korkunçtur!
6– Korkan insan kaçmaz, bekler. Eğer kadınsa, bazen kendini yavaşça yatağa bırakıverir.
7– Polisin görevi katili bulmak değil, zengin insanların mücevherlerini korumaktır.
8– Eğer bir kuyruklu yıldız dünyaya düşüyorsa etrafta fazla hasara neden olmaz. Şehirde arka sokakların birine sessizce inebilir.
9– Kuyruklu yıldızlar hızla kayıp gitmezler. Gökyüzünde uzunca bir süre asılı kalıp beklerler.
10– Sokakta bir kadın sizden ateş istedikten sonra teşekkür olarak French kiss verebilir.
11– Eğer beyinle beslenen korkunç (kesinlikle komik değil) bir yaratıksanız, mutlaka eski bir sandıkta saklamak üzere bir kap beyin ayırın. Arada kan şekeriniz düşünce konuklarınızdan izin isteyip gizlice bir iki lokma atıştırmanız gerekebilir.

Yıllarca gökyüzüne baktık, kayan yıldız görünce sevindik, dilekler tuttuk; bazen teleskoplarla izledik bu güzel manzarayı. Bu kuyruklu yıldızlardan birinin Aysel ablanın evinin arka sokağına düşeceğini, içinden ucube çıkacağını ve hepimizin ebesini öpeceğini düşündük mü hiç? İyisi mi ben sözlerimi ünlü bir filozofun sözleriyle tamamlıyayım:

“Yıldızlar kime kayar, Tan?” (Saba Tümer)

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ