Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

The Babadook

Korku Film Arşivi

SonerYıldırım

14 Ağustos 2014

0 Adet Yorum

0

babadook-afisYönetmen: Jennifer Kent
Senaryo: Jennifer Kent
Tür: Psikolojik Gerilim, Dram, Korku
Yapım: 2014, Avustralya, Süre: 92 Dakika
Oyuncular: Essie Davis, Noah Wiseman, Daniel Henshall, Hayley McElhinney, Barbara West

TERK EDİLME ŞEMASINDA KORKULAR VE MASALLAR

İnsanoğlunun bütün korkularının temelinde ölüm korkusunun yattığı kabul görmüş bir savdır; ancak bu kök neden çocukluk evresinde henüz net bir forma sahip değildir, kendini daha çok terk edilme korkusu uzvunda gösterir. Psikolojide, terk edilme şeması ile açıklanan bu durum pratikte her çocuğun hayatının belli bir döneminde evlatlık olduğunu düşünme sanrısıyla, anne-babasının ölümünden delicesine korkmasıyla ya da “seni dilencilerden aldık” şakasına bile tahammül edemediğimiz ruhsal çocukluk deneyimleriyle ifade edilebilir.

babadook2

Bu yaş döneminde edinilen kaygılar daha çok, yakın çevreden işitilen ya da kitle iletişim araçlarında tanık olunup bilinçaltına işleyen tehditkâr hikâyelerden beslenir. Bu hikâyelerin en erken tanık olunanı ise hiç kuşkusuz masallardır. Güçlü bir savunma ve tetikte kalma güdüsü aşılayan masallar her seferinde yabancılara güvenmemek gerektiğini salık verirken ana kahramanı tehlikeye açık bir konuma sürükleyen olayların başında da ebeveynin ölüm ya da başka bir sebeple kaybedilmesini gösterir.

Sundance Film Festivali’nde yaptığı prömiyerin ardından büyük övgüler alan ve 33. İstanbul Film Festivali kapsamında ülkemizde de izleyiciyle buluşan The Babadook, tam olarak yukarıda bahsettiğim çocukluk korkularının kodlarını arıyor birbirlerinden başka kimsesi olmayan bir anne ile oğlun eksantrik ilişkisinde. Bu ilişkinin ortasına karanlık bir çocuk masalı kondurarak…

“Çocuk hikâyelerinden ödünç alınarak oluşturulan korku hikâyeleri, korkutucu imgelerin enjekte edildiği çocuk hikâyelerinden çok daha korkunçtur.” (Burak Bayülgen)

babadook1

Hayatını bir bakım evinde çalışarak kazanan genç bir annedir Amelia. 6 yıl önce doğuma giderken geçirdiği trafik kazasında kaybettiği eşinin ardından, bu travmatik olayın süslediği bitmek bilmeyen karabasanlardan muzdariptir; ama asıl derdi sürekli O’nu ve annesini öldürmeye çalışan hayali bir yaratıktan bahseden 6 yaşındaki oğlu Samuel’dir. Bir gece kitaplıklarında peyda olan The Babadook isimli çocuk kitabında anlatılanlar, Samuel’i olduğu kadar Amelia’yı da korkutur. O günden sonra daha da tuhaflaşan davranışları yüzünden okuldan uzaklaştırılmakla kalmayıp çevresindeki insanlarla annesinin arasını da açan Samuel, her gece yatağının altını ve elbise dolabını annesiyle beraber kontrol etmeye, bir gün muhakkak saldırıya geçeceğine inandığı yaratığı alt etmek için kendince silahlar hazırlamaya başlamıştır. Bir türlü kurulamayan ebeveyn-çocuk ilişkisi en nihayetinde ikisini de içinde ruhsal buhranlardan başka bir şeyin olmadığı kabuklarına gömülmeye, dahası ciddi bir hesaplaşmaya zorlar. Evin içindeki kötücül mevcudiyetini her geçen gün biraz daha belirginleştiren Babadook, Amelia’nın karabasanlarına, Samuel’inse delice korktuğu canavarına arayıp bulamadığı ismi böylece somutlaştırır.

babadook3

Korku Unsurları Dramatik Yapısında Gömülü

Uluslararası arenada methiyelerle karşılansa da 33. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminden sonra yerli izleyiciyi ikiye bölmüş; kiminin çok sevip bir başyapıt olarak nitelediği, kimininse gülünç bulacak kadar başarısız addettiği bir film olarak hafızamızda yer etmişti The Babadook.

Ben gerilim dozajını oldukça tatmin edici bulsam da, her şeyden önce şunu söylemek gerekecektir; izleyicisini anlık korkulara gark etmeye niyetlenen bir film yok karşımızda. Tıpkı öykündüğü o çocuk masalları gibi korkunun köklerini bilinçaltınıza işlemeyi dert ediniyor The Babadook. Bu nedenle filmi ne derece beğeneceğiniz filmin dramatik yapısının sizi ne kadar ele geçireceğiyle ve bellediğinizden çağırdığı kaygıları ne derece ciddiye alacağınızla ilintili daha çok. Diğer taraftan, hakkındaki olumsuz görüşlere, bir önceki cümlemden az çok anlaşılacağı üzere katılmadığım filmin, kendine ne kadar güvendiğini attığı her adımda hissettiren çok güçlü bir yönetmeni ve yakın dönem türdeşleriyle kıyaslanamayacak kadar usta işi bir alt metni olduğundan söz açmalıyım.

babadook4

Filmde sonsuz fakat sonuçsuz bir uzlaşma mücadelesi söz konusu anne ile oğul arasında. Bir taraftan içgüdüsel ve karşılaştırılamaz bir sevgi duyuyorlar birbirlerine, bir taraftansa görece haklı sebeplerle şekillenmiş; fakat anlamlandırılamayan, dolayısıyla inkâr edilen bir öfke.

Hiç tanımadığı babasının ölmesiyle ebeveynlerinden biri tarafından henüz dünyaya gelmeden terk edildiği bilincindeki Samuel, müzmin bir tecrit edilme korkusu içinde. Yakın akrabalarından gördüğü tutum ve okuldan uzaklaştırılması ise kuşkusuz bu endişesini perçinleyen faktörler. Annesine daha sıkı bağlanmasına neden olan ruh hali, su yüzüne çıkaramasa da kocasının ölümünden oğlunu sorumlu tutan Amelia’yı, maruz kaldığı bu bağlılık karşısında içinden çıkamadığı bir sınava tabi tutuyor. Ne pahasına olursa olsun onu bırakmayacağına ve koruyacağına dair annesine yemin üstüne yemin ettirse de ikili arasında varlığı bir türlü kanıtlanamayan güven ilişkisi, Samuel’i, ana-oğlu ayırmak isteyen hayali varlıklar üretmeye itiyor. Yarattığı halüsinatif problematiklerle, yokluğuna ikna olmadığı korkusuna karşı tetikte kalmayı başarıyor Samuel. Karabasanlarıyla boğuşmaktan öteye gidemeyen Amelia ise çok daha yolun başında ve hazırlıksız bu konuda oğluna göre. Yaşadıkları travmatik olayın yıl dönümü yaklaşırken devreye giren Babadook, aralarındaki sevgi/nefret ilişkisini bir türlü kabullenemeyen anneyle oğul için birbirlerine karşı besledikleri kızgınlıkları yönlendirebilecekleri ortak bir düşman işlevi görüyor. Başka bir deyişle hayatlarını cehenneme çeviren kâbus, tuhaf bir şekilde, içinden çıkamadıkları denkleme sunulan bir çözüm haline geliyor.

babadook5

Yönetmenlik Kabiliyetinin Kusursuzlaştırdığı Bir İlk Film

Yarattığı tehdit ögesinin saf etmenlerine erişip bu etmenleri ruhsal çözümlemelerden geçiren Avustralyalı yönetmen, gedik bırakmadan yazdığı tutarlı bir senaryoyla, giriştiği duygusal keşmekeşten alının akıyla çıkmayı beceriyor. Dramatik yapısındaki kurgusal karmaşayı dengelerken elini en çok güçlendiren şeyse minimalist bakış açısı oluyor. Oldukça sınırlı bir efekt kullanımı tercih eden Kent, verdiği röportajlarda da söylediği üzere sessiz dönem korku filmlerinin yakaladığı tesirin izini arıyor The Babadook’ta. Alman Dışavurumculuğu etkilerini, yarattığı korku öğesinin fiziksel formunda, karanlık çekim tercihlerinde ve filmin prodüksiyon tasarımında açığa vuran yönetmene kurgucu Simon Njoo da bu konuda destek çıkıyor. Sahnelerin sonlanmadan önce başka anlatımlara devrolacağını hissettiren planlar birden bire kesilerek önceden hesaplanamayan başka sahnelere yol veriyor sürekli olarak; ama şaşırtıcı bir şekilde önceki sahnede doldurulan gerilim yaratılan etkiye ket vurulmadan devam ettirilebiliyor.

babadook6

Kurgudaki eksiltmeler, yan karakterlerin ana-oğul hikâyesine sızmasına engellemede de kilit bir işlev görüyor. Örneğin Amelia ile ilgilendiği gün be gün ortada olan iş arkadaşı Robbie, tam bir baba adayı olarak hikayeye dahil olacağını düşündüğümüz sahnede adeta filmden dışarı itiliyor. Başrolleri sağ sağlim finale taşıma aşamasında hikâyeyi tırmandırmak ya da gerilimi körüklemek adına yan karakterlerin öldürülmesi gibi sıkça kullanılan bir kolaycılığını da elinin tersiyle itiyor yönetmen. Bu tercihiyle, yarattığı etkiyi iki başrolünün arasına hapsedip hem klostrofobik bir atmosfere kapı açıyor hem de başrol oyuncularına, performanslarını göstermeleri için daha büyük bir alan tanıyor. Sissy Spacek’i andıran masum fakat tekinsiz yüz ifadesinin, canlandırdığı karaktere kattığı güçten de faydalanarak Amelia karakterinde gerçekten başarılı bir performans ortaya koyan Essie Davis bu fırsatı sonuna kadar kullanıyor. Samuel rolünde izlediğimiz Noah Wiseman da küçük yaşına rağmen başrolü paylaştığı aktristen aşağı kalmıyor.

Klişelere bulaşmama ve benzer mesajlara sahip filmlerin birer kopyası olma tehlikesinden finalde zoraki bir yaratıcılık girişiminde bulunmayarak bertaraf olan filmin kendini gerçekleştirme noktasında, filmi beğenmeyenlerin ilk hedefi olan final sekansının büyük bir önemi bulunuyor. Korku ögesini silikleştirmekle eleştirilen final, filmin başından itibaren ilmek ilmek örülen psikolojik metni sıradanlaşmaktan ve tutarsızlaşmaktan alıkoyan en temel güç bana kalırsa. Karanlık yanlarımızın ve travmalarımızın asla tam olarak yok edilemeyeceği; ancak onları gerçekten tanıyıp anlamlandırmayı, hatta gerektiğinde beslemeyi başardığımızda onlarla mücadele etmenin ve insan ilişkilerimize uzanan olumsuz etkilerinden kurtulabilmenin mümkün olabileceği önermesi, filmin, söylemlerini tutarlı bir şekilde tamamlayabilmesini sağlıyor.

Son yıllarda ancak öncüllerinin başarılı birer kopyası olan, türün klişeleri doğru kullanan ya da bu klişeleri kendi içinde yapı bozumuna uğratan filmlerin kalburüstü nitelendirildiği korku/gerilim türünde her yönüyle saygı duyulmayı hak eden ve türevlerinden ayrışan titizlikli bir ilk filme imza atıyor Jennifer Kent. Umarız kadın yönetmenlerin çok seyrek uğradığı bu türde kalıcı ve yenilenen işlere imza atarak, potansiyelinin sığ sularda boğulmasını kanıksayacak hale geldiğimiz korku sinemasına esaslı dokunuşlar yapmaya, başladığı gibi devam eder.

korkumetre-7 kan_ve_siddet-2 gerilim_dozu-8 puan-7-5

 

KAYNAKÇA

Bayülgen, Burak: Montague Amca Nasıl Anlatır Ki?, Korku Sitesi, Türkiye 2011 http://korkucu.com/korku-genel/montague-amca-nasil-anlatir-ki
Hasanoğlu, Alper: Terk Edilme Korkusu, Radikal, Türkiye 2012
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/dr_alper_hasanoglu/terk_edilme_korkusu-1110239
George, Sandy: How Jennifer Kent Made The Babadook, SBS, Avustralya 2014 http://www.sbs.com.au/movies/article/2014/05/21/how-jennifer-kent-made-babadook

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Soner Yıldırım

Tüm Yazıları
2 Ocak 1988’de Giresun Şebinkarahisar’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, yüksek öğrenimini Dumlupınar Üniversitesinde tamamladı. İlk korku filmini izlediğinde (Stephen King’s It) henüz 5 yaşındaydı. Filmin etkisi ile uzun süre mazgallara yaklaşamadı. (O filmin hala bir çocuk için izlenebilecek en korkunç film olduğuna inanıyor.) İlk okulda Wes Craven ve John Carpenter ile tanıştı. Onların filmlerinden feyz alarak birçok korku öyküsü yazdı. Lisede Stephen King kitaplarına başlayınca korku, hayatının vazgeçilmezleri arasına girdi. İşi günde üç korku filmi izleyip bir korku kitabı yarılayacak kadar abarttığı zamanlar oldu. 2008 Eylülünde korkucu.com ailesi ile tanıştı ve onların arasına katıldı.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.