Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

The Awful Dr. Orlof

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

21 Kasım 2010

0 Adet Yorum

0

Gritos en la noche
Yönetmen: Jess Franco
Senaryo: David Khune (Jess Franco)
Imdb Puanı:6.1/10
Yapım: 1962 (Siyah/Beyaz), İspanya (82 dakika) / Fransa (88 dakika)
Oyuncular:
Howard Vernon, Perla Cristal, Richard Valley, Diana Lorys, Conrad Sanmartin, Mary Silvers

1900’lerin başında gece karanlıkta, sarhoş bir fahişe yalpalayarak apartmanına doğru ilerler. İçerde içmeye devam eden kadın gardrobunu açtığında uzun boylu siyah pelerinli bir adamla karşılaşır. Adamın gözleri taşbebek gibi hareketsizdir. Kadının çığlığıyla uyanan komşular karşı dairedeki pencereden, boğuşan iki kişinin silüetini görürler. Lamba devrilir ve gösteri sona erer. Siyahlı adam genç kadını ısırarak etkisiz hale getirir. Daha sonra kör olduğunu anladığımız katil kucağında kadının cansız bedeniyle dar sokaklarda ilerlemeye başlar. Sahibi belli olmayan bir el asasıyla taş duvara vurur. Siyah pelerinli adam şuursuz bir biçimde sesin geldiği tarafa yönlenir…

Jess Franco uzun zaman önce keşfettiğim kendine has bir sinematografisi olan, şahsına münhasır bir kişiliktir. Avrupa fantastik ve erotik sinemasını araştırıp da yolu Franco’dan geçmeyen yoktur herhalde. Aksiyon ve komediden tutun da hard pornoya dek uzanan geniş bir tür yelpazesinde örnekler veren yüzü aşkın filmindeki çeşitlilik o kadar fazladır ki çoğunlukla bu filmler başka yönetmenlerin işiymiş gibi görünür göze. Yönetmenin takma isimler kullanması da buna sebep olabilir. Onun için çeşitli yerlerde söylenen bir söz vardır “Jess Franco’nun bir filminden zevk alabilmek için tüm filmlerini izlemeniz gerekir”. Bu büyük oranda doğrudur, Franco kazanılmış zevktir.

Özellikle 70’lerin sonundan günümüze dek çektiği (birkaç istisna dışında) ucuz ve adi filmlerine aşina olan izleyici “The Awful Dr. Orlof”u izlediğinde şaşıracaktır. Çünkü Jess Franco bu ilk filminde (aslında ilk uluslararası filmidir) sinematografik olarak ustalara yaraşır bir iş çıkarmıştır. Üstelik sonraki filmlerinde sık sık rastlayacağımız karakteristik özelliklerinin ilk örneklerini vermesi açısından da önemlidir bu film. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan rüya benzeri sahneler, kadın vücuduna odaklanarak röntgenci konumuna düşen kamera, mantıksız gerekçeler ve fonda hiç durmadan devam eden caz müziği… Jess Franco’nun piyano eğitimi aldığını ve caz müziğe düşkün olduğunu burada vurgulamak gerek. Filmlerinde mutlaka deneysel ve dinamik caz tınıları duyulur.

Filmin senaryosu yönetmenin kendisine ait ama zaten başka filmlerden çalma çırpma bu senaryonun altına imza atmakta tereddüt etmiş ki takma isim kullanmış.

Dr. Orlof, bir kaza sonucu yüzünün büyük bir kısmı yanan hasta kızı için yeni yüz bulmakta kararlı sapık bir doktordur. Hapisane doktorluğu yaptığı sırada, sahte belgelerle darağacından kurtardığı iki yardımcısı vardır. Arna adlı kadın suçlu, doktor ve yaptıklarını nefretle karşılarken; iri yarı, hafif saf ve kör Morfo ise, ava çıktıkları gece kulübünde beğendikleri genç kadınları kaçırmak konusunda Orlof’a yardım etmektedir.

Diğer yandan, parlak bir kariyeri olan dedektif Tanner, son üç ayda kayıp olan 6 genç kadının davasında görevlendirilir. Görgü tanıkları vardır fakat bu basit insanlar gördükleri şeyler konusunda net birşey söyleyemezler. Üstelik hezeyan içindeki bazı insanlardan sahte ihbarlar alırlar. Görünen o ki kimse Tanner’a yardım edemeyecektir. Biri dışında… Güzel balerin Wanda, nişanlısının bu çaresizliğine çok üzülür ve Tanner’a yardımcı olmak için ucuz ve abartılı kıyafetler giyerek malum gece kulübüne gider. Orlof’un dikkatini çekmesi uzun zaman almayacaktır.

Gördüğünüz gibi “Karındeşen Jack” mitosuyla soslandırılmış bir “Eyes Without a Face (Georges Franju (1960)” öyküsüyle karşı karşıyayız. Üstelik yönetmen bu “dedektif nişanlısına yardım etmek için kendini canlı av olarak kullanan balerin” temasını daha sonraki filmi “Jack the Ripper (1976)”da da kullanmıştır. Klaus Kinski’nin canlandırdığı cani karakterinin adı “Dr. Orloff”dur ve katili araştırma süreci ve görgü tanıkları “The Awful Dr. Orlof”unkiyle tıpatıp aynıdır. Yetmezmiş gibi diğer bir filmi olan “Faceless (1987)”, “Eyes Without a Face”in daha kanlı bir yeniden uyarlamasıdır.

Tarihi göz önüne alınacak olursa filmin günümüz izleyicisi için fazla korkunç olmadığını belirtmeme gerek yok sanırım. Onun için görselliğin üzerine düşerek izlenmeli. Siyah beyaz görüntüler, çekim planları ve kameranın açısı oldukça etkileyici. Işık kullanımı filmin gotik atmosferini derinleştiriyor. Çarpıcı müzik de öyle. Oyunculuk için pek birşey söylemeye gerek yok. Filmin asıl önemli özelliği dönemine göre fazla iddialı olması. 1962’den bahsediyoruz, çıplaklık hala tabu. Jess Franco filmin iki versiyonunu çekiyor. İspanyol izleyicileri için sansür uygularken; çıplaklık ve kana daha alışkın olan Fransız izleyicisi filmi sinemalarında sansürsüz izliyor.

(Spoiler)

Filmde iki kışkırtıcı sahne var. Eğer filmin sansürlü versiyonun edinebilmişseniz -ki buna da şükretmelisiniz; zira filme ulaşmak çok zor- neler kaçırdığınızı göstermek amacıyla bu sahnelere değineceğim. İlkinde, yüzü sargılarla kaplı bir kadın ameliyathane masasında yatıyor. Orlof kadının üzerindeki beyaz çarşafı kaldırarak çıplak göğüslerini ortaya çıkarıyor. Daha sonra kamera doktorun elindeki bistüriye odaklanıyor ve çığlıklar atan kadının vücudunu kesmesini yakın plandan gösteriyor. Diğer sahnede, şatonun surlarında elinde çırpınan Wanda’yı zaptetmeye çalışan Morfo, yanlışlıkla kızın elbisesini yırtıyor ve her biri kavun büyüklüğündeki iri göğüslerini izleyicinin gözüne sokarcasına ovuşturup duruyor.

(Spoiler sonu)

Günümüz için hafif kalan bu sahneler (gerçek aktristler değil dublörler tarafından gerçekleştirilse bile) o dönemde pornografik değer taşıyordu ve Jess Franco izleyicisini şok etmeyi çok seviyordu. Artık buna kışkırtma mı istismar mı dersiniz bilemeyeceğim ama yenilikçi olduğunu kabul etmek lazım. “İspanya’nın ilk korku filmi” olma özelliğini de taşıdığını eklersem filmin tarihi değeri artacaktır eminim ki. Meraklısına…

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.