Kibir benim en gözde günahımdır. John Milton - The Devil’s Advocate

The Awakening

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

21 Ocak 2013

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Nick Murphy
Senaryo: Stephen Volk, Nick Murphy
Imdb Puanı: 6.4/10
Yapım: 2011, İngiltere, 107 Dakika
Oyuncular: Rebecca Hall, Dominic West, Imelda Staunton, Isaac Hempstead Wright, Shaun Dooley, Joseph Mawle

Şöyle bir kendimi tarttığımda sanırım ben İngiliz dönem korku filmlerini seviyorum. Yani onların garip soğuk ve mesafeli tavrı, sıcak aksiyondan çok gizemin yavaş yavaş çözülmesine yönelik tercih ettikleri yavaş kurgu, minimalist ama ayrıntılı karakterizasyonu beni cezbediyor. O yüzden bir BBC dizisi gibi başlayan The Awakening (Türkçeleştirilmiş haliyle Öbür Dünyadan) beni hızla içine aldı. Neticede orta karar ama kaliteli bir yapım izlediğim için pişman da olmadım.

Filmin fonunu 1. Dünya Savaşı’nın sonunda yaralarını sarmaya çalışan 1921 İngiltere’si oluşturuyor. Savaş ve hastalıklardan kaynaklanan kayıplar neticesinde depresyona giren insanlar teselliyi manyetizma, spritizma ve ölülerle iletişimde arıyorlar. Her zaafiyetten yararlanacak fırsatçı bir şarlatan çıkacağı malum olduğundan ortalığı medyumlar sarıyor. İşte bu istismarcıların en büyük düşmanı Florence Cathcart (Rebecca Hall) adlı bir kadın yazar. Döneminin cinsel ayrımcı tavrına ters düşecek şekilde gayet iyi bir üniversite eğitimine sahip olduğu için toplum içerisinde ayrıca bir prestije sahip olan bu güçlü kadın, hayalet öyküleriyle gelen vakaları bilimsel yöntemlerle çözüyor. Hayatta olağan dışı herhangi bir fenomen olmadığını yazdığı kitaplara da aktaran bu kadının pozitif bilimci tutumunun altında aslında yoğun bir depresyon gizli. Film içerisinde yavaş yavaş anlatılan hayat öyküsüne göre sevgi dolu bir aileye evlatlık verilmiş. Herkes gibi o da savaşın kötü yüzünün kurbanı olmuş, cephede yaşamını yitiren bir nişanlının yasını tutuyor. Ama birkaç yerde verilen ipuçlarına göre gizli travmaları bununla da bitmiyor. İşte, en ufak sevgi kırıntısında kabuğundan sıyrılacakmış gibi duran, etrafına ördüğü müspet ilim duvarının içinde hayatını kökten değiştirecek bir tecrübenin gelmesini bekleyen bu genç ve güzel kadının ayağına Robert Mallory (Dominic West) geliyor. Erkek çocuklarının kaldığı yatılı bir okulda görünen oğlan hayaletinin ve son zamanda ölü bulunan bir öğrencinin ardında yatan gerçeği araştırmak için Florence’la görüşmeye gönderilen bu adamın aynı zamanda bir savaş gazisi olması filmin psikolojik iskeletini oluşturuyor.

Aslında film bu “hayaletli yatılı okul” hususunda yeni bir şey söylemiyor. Çoğunlukla daha önceden uygulanmış ve başarılı olmuş formülleri incelikli bir biçimde ard arda diziyor. Bu anlamda akla benzer örnekler getiriyor; en büyük referansımız tabii ki “The Devil’s Backbone”. Daha sonra; bir musallattan korunmaya çalışılan küçük çocuklar- erişkin kadın ilişkisine odaklanan “The Turn of the Screw”, savaşın fon oluşturduğu bir hayalet öyküsü olan “The Others”, merdivenden yuvarlanan top sahnesiyle “The Changeling” ve hatta ölmüş sevgilinin izini sürme itici gücüyle kurgulanan fotoğraf ve kayıt tertibatının benzerliği yönünden “Photographing Fairies” sırasını savıyor. Ailelerinden uzakta sert bir yatılı okulun soğuk koridorlarında kaybolan küçük oğlanlar, aşırı hareketleriyle akılda soru işaretleri bırakan bir kadın hizmetli (Imelda Staunton) ve okulun “geride kalan” erkek öğretmenleri atmosferin derinliğini artıran unsurlar. Savaştan yaralarla döndüğü için kendini yarım hisseden ya da hasta olduğu için zaten savaşa gidememiş olan “hasarlı” erkeklerin aşağılık kompleksiyle birleşmiş sado-mazoşist ve bir yandan da melankolik tavırları bana “Innocence (2004)”in kadın öğretmenlerini hatırlattı. Özellikle de, küçük oğlanları “kendisi gibi zayıf” olmamaları için sert bir şekilde terbiye ederek onlara yararlı olacağını zanneden Bay Malcolm’un durumu çok acıklı. Suçluluk duygusu, yas, fiziksel ve ruhsal travma öyküsü üzerine inşa edilen korku filmlerini seviyorum.

Burada mutlaka üzerinde durmam gerekiyor ki filmin gotik atmosferinin yanı sıra dokunaklı yapısını artıran en büyük etkenlerden biri de Daniel Pemberton’ın, filmin konusuna uygun bir biçimde oğlan korosuyla renklendirilmiş orkestral müziği. Diğer yandan filmin oyuncu kadrosu kesinlikle kalbur üstü.

Rebecca Hall genç yaşına rağmen zor bir rolün altından rahatlıkla kalkmış. Zaten bir İngiliz filminde oyunculuk çok önemlidir ve üzerinde incelikle durulur. (Bence önemli bir ayrıntı: Filmde rol alan üç oyuncunun – Isaac Hempstead Wright, Joseph Mawle ve Ian Hanmore- aynı anda Game of Thrones’un da kadrosunda olması bir tesadüf mü?)

Gelelim filmin klişelerle beslenmesi dışında belki de en büyük handikapına; tamam, zaten bu tür bir filmde şok final bekliyoruz. Benim sözüm twist ending’e değil; itirazım bu tür bir finalin filmde sergilendiği gibi uzatılıp sakız gibi sündürülmesinedir. Başından beri filmi belli bir seviyede sürdüren yönetmenin finalde bu kadar komik bir biçimde bocalaması yapımın beğenilmeme riskini çokça artırıyor. Yine de önermediğim bir film değildir.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ