Bazı pencereler asla açılmamalı... Secret Window (2004)

Slow Torture Puke Chamber

X-Korku

wherearethevelvets

13 Haziran 2012

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Lucifer Valentine
Senaryo: Lucifer Valentine
Imdb Puanı: 3.2/10
Yapım: 2010, Kanada/ABD, 77 Dakika
Oyuncular: Hope Likens, Ameara LaVey, Hank Skinny, Ms. Lucy, Natas, Shari Caruso

Cümle aleme duyurulur artık “Vomit Gore” diye bir üçlememiz varmış. Aman ne hoş! Lucifer Valentine’in daha önce yazdığım Slaughtered Vomit Dolls‘un üzerinden 4 yıl geçmiş, yönetmen arada serinin ikinci ayağı olan ReGOREgitated Sacrifice’ı çekmiş (bunu izlemedim ama eksikliğini hissetmiyorum), en sonunda da bahsedeceğim Slow Torture Puke Chamber ile üçlemeyi tamamlamış meğer. Şöyle bir hatırlayalım; baba tacizi nedeniyle evden kaçan, sığındığı rahibin de tecavüzüne uğradıktan sonra Hristiyanlık’tan uzaklaşan ve Şeytan ile pakt imzalayan, buna uyarak striptizci, porno oyuncusu ve nihayet bulimik (aşırı yemek sonrası yediklerini kusan) bir fahişe olan Angela (Melek) adlı kızın yoğun uyuşturucu ve alkol problemi nedeniyle ruhsal ve fiziksel çöküşün eşiğine gelerek intihara sürüklenen yazgısına odaklanıyordu üçleme. Yan tarafta da cehennemvari yollara giren anonim karakterler nezdinde insan vücuduna yapılabilecek işkencelerden bir potpori sunuyordu.

Hep aynı terane Slow Torture Puke Chamber’da da devam ediyor. Üçlemenin vazgeçilmez oyuncusu Ameara LaVey (ki ruhunu şeytana satmış Angela Aberdeen’i canlandırıyordu) bu defa tahtını kendisi gibi gerçek hayatta da bulimik olan Hope Likens’e bırakmış (aktrist ismini 1965 yılında İndiana’da korkunç işkenceler sonucu ölen 16 yaşındaki Sylvia Likens’den almış. Bu öykü Jack Ketchum’ın bir romanına ve “The Girl Next Door” ile “An American Crime” adlı iki filme konu olmuştu). Görünen o ki Angela şeytanın yolunda ilerlerken cehennemden geri dönmüş ve Hope Likens’in bedeninde reenkarne olmuş. Ya da öyle bir şey, bilemiyorum çünkü daha önce de söylemiştim; bu filmlerde konu yok, anlatım yok (Yönetmene göre Hope ve Ameara, sonsuz karanlık ve kayboluşun fiziksel ve ruhsal tezahürünün birbirinden ayrılamayan detay ve parçalarıymış! Onların aynı kişi, aynı şey olduğunu göstermeyi planlamış). Tek bir omuz kamerası, ucuz bir otel dairesi ve plastik kokan efektlerle oldukça ucuza mal edildiğini bas bas bağıran film, protez olduğu her halinden belli olan bir penisten Ameara LaVey’in suratına kan işenmesiyle açılıyor!

Kızların kameraya (yani yönetmene) konuşmalarından anladığım kadarıyla bu kamera Şeytan rolünü üstlenmiş. POW tekniğini ucuz bir porno film edasıyla kullanan yönetmen, kendisine (kameraya) teslimiyet gösteren Hope Likens’in suratına tokat üstüne tokat indiriyor, artık kızla ne alıp veremediği varsa. Üçleme sürecinde neler olmuş, iddialar nerelere kadar uzanmış tahmin edemedim ama bu son filmde kusmukların hepsi kanlı (kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyorlar). Bazen de yosun-çamur karışımı bazı şeyler çıkıyor (Hope Likens diyetine dikkat etmeli). Böbreklerinin ne kadar iyi çalıştığını belli edercesine Ameara LaVey, değişik pozisyonlarda, değişik kaplar içine veya kendi üzerine (amuda kalkarak) idrarını yapıp duruyor (porno literatüründe water sports denir buna). Ayrıca geçen sürede film evrim geçirmiş ve düpedüz pornografik özellik kazanmış. Paralel kesmelerde hem Ameara LaVey’in hem de Hope Likens’in bir haç ile yakın plan mastürbasyon yapmasını izlemek durumunda kalıyoruz. Ben hep bu tür film çeken yönetmenlerin bir tür kompleksi olduğunu düşünürüm (genelde Japon filmlerinde çokça olduğu gibi). Tamam kadınlardan nefret edildiği belli. Ama bu kadar çıplaklığın veya pornografinin olduğu bir filmde bir kez bile erkek cinselliğine ait bir şey olamaz ya da sağlıklı bir cinsel ilişki temsil edilemez mi yahu?

Neyse… Yine bardaklara kusuluyor ve tekrar içiliyor, hamile bir kadına daha doğrusu karnındaki bebeğe burada zikredilemeyecek iğrençlikte şeyler yapılıyor, kullanılmış kanlı bir tamponla şişman bir kadına işkence yapılıyor; ve aralarda “babam şunu yaptı, annem böyle dedi” gibi salak salak sayıklayan Hope Likens’in gereksiz itirafları gözyaşlarına boğulmuş bir şekilde ekrana yansıyor. Hepsi bu… Filmin neden “Horror” olarak sınıflandırıldığını anlayamadım. Neyse ki kamera hareketleri ve yavaşlatılmış ses efektleri ilk filmdeki gibi taşıt tutmasına benzer bir bulantı uyandırmıyor. Hatta yönetmen bir tür sanatsal gösterge bulduğunu zannediyor herhalde, birçok sahnede bir şeyler kemiren çekirgeleri gösterip duruyor; anlamı yok.

Neticede, Slow Torture Puke Chamber’ı izlemekle elde edilen fayda, ortaokulda terliksi hayvanın boşaltım sistemini ezberlemekle aynı. Biliyorsunuz, ama size yararı yok.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.