Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız! Anaconda (1997)

Sleep Tight

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

05 Şubat 2013

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Jaume Balagueró
Senaryo: Alberto Marini
Imdb Puanı: 7.1/10
Yapım: 2011, İspanya, 102 Dakika
Oyuncular: Luis Tosar, Marta Etura, Alberto San Juan, Petra Martínez, Iris Almeida

Art nouveau tarzı eski bir apartmanda kapıcılık yapan César, dıştan her ne kadar sevimli ve yardımsever görünse de içinde gizli bir psikopat saklamaktadır. Hayata tutunmak için belli bir nedeninin olmamasıyla şekillendirdiği melankolisini, kendinden daha mutlu insanların hayatını cehenneme çevirme pratiğine kanalize etmektedir. Hastanede bitkisel hayatta yatmakta olan annesine yaptığı günlük günah çıkarma seanslarına göre son kurbanı apartman sakini Clara’dır. Hiçbir şeyden habersiz, hayat dolu bu bekar kızın her sabah yüzüne yerleştirdiği parlak gülümseme César’ın tüylerini diken diken etmektedir. Görevi gereği apartmanın tüm anahtarlarını üzerinde bulunduran César, her gece gizlice Clara’nın evine girmekte, kız uyuyana kadar yatağının altında gizlenmekte ve uykudayken ona çeşitli kimyasallar koklatarak kızın uykusunu derinleştirmektedir. Kazandığı bu özgür zamanı Clara için çeşitli moral bozucu sürprizler hazırlayarak değerlendiren César, aynı zamanda kızcağızın yatağını da paylaşmaktadır. César’dan kaynaklanan rahatsızlığını defalarca dile getiren apartman yöneticisi, temizlikçi bir anne oğul, köpeklerinin garip bir biçimde hastalanmasına anlam veremeyen yaşlı kız kurusu Bayan Verónica ve olan bitenin farkında olup sus payı olarak César’dan rüşvet alan küçük kız Úrsula filmin diğer karakterlerini oluştururken Clara’nın uzun zamandır uzakta olan sevgilisi dönünce, César anlamsız intikamını hızlandırmak için kolları sıvar.

The Nameless, Darkness, Frágiles, [Rec] ve [Rec]² gibi kalburüstü korku filmlerinden oluşan kusursuz filmografisiyle Jaume Balagueró’nun Yeni İspanyol Korku sinemasına katkısı tartışılmaz. O yüzden yeni filmini belli bir güvenle izliyorsunuz ve hayal kırıklığına uğramıyorsunuz; bir yönetmen için çok büyük bir itibardır bu. Aynı [Rec]’de olduğu gibi kısıtlı gibi görünen ama işleniş şekline bağlı olarak gayet geniş mekanlar haline gelebilen tek bir apartmanda geçen bir filmle karşı karşıyayız. Yönetmenin sınırlı mekan kullanımındaki yetkinliği almış yürümüş. Burada bahsedilen gerilim önceki filmlere kıyasla daha soğuk ve daha kansız ilerliyor. Gerilimin “ne olacak, kim yapacak” ekseninden, “ne zaman olacak” eksenine kaydırıldığı anlatım tekniğiyle ilk defa karşılaştığımız Frenzy (1972)’den beri bu tür filmler Hitchcockian sıfatıyla tanımlanıyor. Kişilerin gerçek yüzlerini saklaması, travmatik anne-çocuk ilişkisi izleri, zor zamanlarda güvenilmeyecek birine güvenme gibi motifler de bu tanımlamayı destekliyor. Konudan da anladığınız üzere Sleep Tight bir “whodunnit” filmi değil. Her ne kadar Türkçe ismi “Ölüm Uykusu” olsa da filmde mecburen işlenen bir cinayet dışında ölüm yok, ne ironik değil mi? En azından uyurken güvende olduğumuz duygusunun köküne kibrit suyu döken bir filmin hangi pazarlama aşamasında Ölüm Uykusu’na dönüştüğünü artık siz tahayyül edin.

Daha çok karakter üzerinden ilerleyen film bu karakterleri benim en sevdiğim tarzda işliyor; fazla birşey anlatmadan verdiği birkaç küçük ipucuyla bu insancıkları kafamızda üç boyutlu hale getiriveriyoruz. Anne kuşun yavrularını beslediği gibi önceden çiğnenmiş hazır mamalar kusmuyor ağzımıza. Alalım César’ı… Hiçbir ipucu verilmediği halde (annesiyle gerçekleştirdiği iletişim şekli nedeniyle) bu adamın ilk nesne ilişkisinde bozukluk olduğunu tahmin etmemiz zor olmuyor. Planlarını gerçekleştirirken sergilediği ayrıntıcı tutum (her gece sırasını şaşırmadan uyguladığı bayıltma işlemi, duş gerekliliği ve antiperspirantların diziliş şekli) hafifçe obsesif tip kişilik bozukluğuna işaret ediyor. Her ne kadar oldukça zeki olduğunun ipuçlarına sahipse de özenle sıraladığı bu girişimler zincirindeki en ufak arıza kendisinde regresyona neden oluyor ve bocalamadan kurtulması uzun sürüyor. İşte bu kadar “doğal” bir psikopat var elimizde, adamı hiç zorlamıyor. Tabii ki ne kadar iyi bir karakter oyuncusu olduğunu bu filmle iyice perçinleyen Luis Tosar’ın (ve kaşlarının) katkısı yadsınamaz. Sıkıntılı bir karakteri canlandırmak her aktörün rüyasıdır ve çoğu bu rolü o kadar abartır ki ortaya gerçek hayattan soyutlanmış, grotesk bir karikatür çıkıverir. İşin asıl zor kısmı olayı abartmamak ve kendini koyvermemektir. Bu nedenle Luis Tosar’ın ayrıntılı ama sakin oyunculuğu filmin kalitesini birkaç basamak yukarı taşıyor, izleyeni zorlamıyor, insanın içini kanırtmıyor. O olmasaydı bu film aynı olmazdı kesinlikle. Ha bir de böyle bir karakterle özdeşleşme gibi bir problem var ki belli bir süre sonra aslında sapık olduğunu bildiğimiz bir kişi için endişelenmeye başlıyorsunuz; “çabuk koş kooş, yakalanacaksın salaaak!” gibi nidalarla hop oturup hop kalkıyorsunuz. Bu suçlu zevkin en büyük sorumlusu olarak da aktörün yanı sıra yönetmenin başarılı anlatım tarzını işaret ediyorum ben. Ayrıca kendimden utandım, o ayrı.

Bu tür samimi filmlerde hiçbir sekonder karakter iki boyutluluğa itelenmez. Her ne kadar üzerlerine düşülmese de her an her yerde rastlayabileceğimiz bizden yaratıklar olduğu için diğer karakterler hakkında sunulan sınırlı informasyonların boşluklarını kollektif tecrübelerimizle doldururuz. Herkesin apartmanında hayvanlarıyla yaşayan sevgiye aç bir yaşlı hanım, her şeye maydanoz olan gıcık bir kız çocuğu ve mutluluğuyla etrafa neşe saçan, bir yandan da erkeklerin seksüel arzularını uyandıran özgürlüğüne düşkün bir genç kadın vardır değil mi? (Yani sonda saydığım kategoriden yaşadığımız muhitte birden fazla şube olmasını istemez miydik demek istedim belki de… Ehemmm)

Gelelim müziğe… Artık dilimde tüy bitti. Son zamanlarda korku-gerilim filmlerinde müzik neden geri plana atılır anlayabilmiş değilim. Bence bu tutum izleyiciyi basit tüketiciye indirgemek anlamına geldiği kadar, filmin kendini ciddiye almadığını da gösterir. İşte “Mientras Duermes (Sleep Tight)” neden bu kadar başarılı? Çünkü Lucas Vidal imzalı harika bir müziğe sahip. Akşamüstü karanlık bir ormanda koştuktan sonra aniden önünüze açılan kan kırmızı bir gelincik tarlasına kendinizi sırt üstü bırakmışsınız gibi hissettiriyor bu orkestral müzik. Özellikle üst sesiyle César’ın yaptığı iç muhasebeler esnasında duyulan piyano ezgisine sonradan eklenen yaylılar insanın içini acıtacak denli güzel.

2012 yılında izlenebilecek en iyi filmler arasında olan Mientras Duermes’ı eş dost herkese öneriyorum.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.