İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

Sinister

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

29 Ocak 2013

20 Adet Yorum

20

Yönetmen: Scott Derrickson
Senaryo: Scott Derrickson, C. Robert Cargill
Imdb Puanı: 6.8/10
Yapım: 2012, ABD, 110 Dakika
Oyuncular: Ethan Hawke, Juliet Rylance, James Ransone, Michael Hall D’Addario, Clare Foley, Fred Dalton Thompson

Şu “perili ev” filmlerinden gına geldi. Insidious (2011)’dan sonra asla benzer bir film izlemem dedim ama meraktan olsa gerek Sinister’a göz atmak durumunda kaldım. Film düşündüğüm kadar kötü çıkmasa da artık kotamı doldurmuşum demek ki, pek bir keyif alamadım. Derdimi tasamı anlatmadan önce konuya değinmek istiyorum.

Yıllar önce yazdığı polisiye kitapla hem polis departmanının nefret oklarını üzerine çeken hem de geniş bir hayran kitlesi edinen yazar Ellison Oswalt, uzun süredir esin perisini kaybetmiş gibidir. Her yazarın yaşadığı malum “yaratım kabızlığı” sürecini, ailesiyle yeni taşındığı uğursuz bir evde kaleme dökeceği yeni romanıyla aşmayı planlayan Ellison, aslında o evde işlenen bir toplu cinayeti ailesinden saklamaktadır. Araştırmacı yazar sıfatının heyecanını üzerinde taşıyan bu hırslı adam bir gün tavan arasında, oraya keşfedilsin diye konmuş gibi duran bir kutuda, Süper 8 kamerayla birlikte film tekerleri bulur. Filmlerde bir seri katilin 60’lı yıllardan beri işlediği cinayetler kayıtlıdır ve en son şu an bulundukları evdeki aile cinayeti kaydedilmiştir. Neticede tüm bu kayıtlar “snuff”tır ve suç teşkil ettiği için polise ihbar edilmelidir. Fakat öyle ya, Ellison üne, paraya ve başarıya uzun zamandır açtır ve bulduğu materyalleri romanında kullanmak üzere saklar, ses etmez. Bir yandan da araştırma yapar ama doğaüstü güçlerin karıştığı bir çıkmaza gireceğinden, kendisi ve ailesinin hayatını bu uğurda tehlikeye atacağından habersizdir.

Her şeyden önce; ben olup bitenin karakterlerin ağzından bir bir aktarıldığı filmleri sevmiyorum. Daha en başta baba ile kızın arasında geçen diyalogla neden bu eve taşınmaları gerektiğinin açıkça anlatılması, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” tekniği, benim zekama bir hakarettir. Bu tutum kolaycılıktan başka bir şey değildir. Diğer bir problem ise benim bu tür filmlerde en kızdığım hususu oluşturuyor. Hani YouTube’da paylaşılan bazı videolar vardır; önce uzun uzun statik bir sahneyi izlersiniz ve hiç ummadığınız bir anda korkunç suratlı biri ekrana “bööö” yapar da altınıza işersiniz ya… Sizce bu korkutma tekniği bir yönetmenlik becerisi midir? Özellikle sonlara doğru, bir yabancılaştırma efektiymişcesine kamera yapılan bu müdahaleler yine benim zekama hakarettir (izlediğim filmi anlayacak zekaya ve estetik görgüye sahibimdir, bana ayıp edildiğini düşünüyorum).

Öte yandan Ethan Hawke’ın korktuğunu gerçekten belli eden oyunculuğu ve canlandırdığı Ellison Oswalt karakterinin egosantrik hırsının işleniş şekli filmi bir miktar kurtaran özellikler. Fakat Ellison dışındaki tüm karakterlerin iki boyutluluğuyla neredeyse figüranlığa terk edilmesi yine bir yönetmenlik zaafiyetidir. Ki James Ransone’un canlandırdığı polis memuru biraz daha üzerinde uğraşılsaymış yol, su ve elektrik olarak filme geri dönebilirmiş (Gerçi Ken Park’taki mastürbasyon sahnesinden beri aktörden ziyadesiyle çekinmekteyim, o ayrı). Filmde yarı süreye kadar devam eden gizem duygusu belli bir süre ilgiyi ayakta tutsa da sonlara doğru ortaya çıkan “kayıp ruhların” varlığı filmi çocuk müsameresine çeviriyor. En saçması da evin babası gece evde dolaşırken çığlık atıyor, tavan arası çöküyor, ev neredeyse kafasına geçiyor ama evin geri kalanı uykusundan bile uyanmıyor. Bu gibi mantık hataları dışında her sıradan korku filminde olduğu gibi baştan çok önemliymiş gibi görünen ama filmin sonlarına doğru unutulduğu için işlenmeyen öğeler burada da mevcut: evin oğlunun krizleri. Ben tıbbi olarak açıklanamayan bu krizlerin sırf izleyiciyi korkutsun diye filme eklendiğini düşünüyorum. Filmle sağlam bir ilişkisi yok zira.

Şöyle bir düşündüğümde film hakkında yazabileceğim elle tutulur hiçbir şeyin olmadığını görüyorum. Yenilik ve zeka pırıltısı taşımayan Sinister, bu yazıdan sonra akılda oluştuğu gibi kötü bir film olmasa da IMDb puanını hak etmeyen vasat bir film olarak aklımda kalacak. Hatta Ethan Hawke faktörü çıkarıldığında bu kadar seyirciye ulaşıp bu kadar puan toplamayacağını bile iddia edebilirim. Bu arada film için fazla yenilikçi olan müzik grubu Accurst’a mim koyun derim.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (20 Yorum)

YORUM YAZ