Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Sinemada Lovecraft’ın İzleri – 3

Korku Sinema

Sine-Makale

YasinKarakaya

03 Ağustos 2010

2 Adet Yorum

2

BÖLÜM 3. LOVECRAFT UYARLAMA ÖRNEKLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

Re-Animator
Yönetmen: Stuart Gordon
Senaryo: Dennis Paoli, William J. Norris, Stuart Gordon
Yapımcı: Brian Yuzna
Yapımcı: Empire Pictures
Oyuncular: Jeffrey Combs, Bruce Abbott, Barbara Crampton, Robert Sampson, David Gale, Gerry Black, Carolyn Purdy-Gordon, Peter Kent, Barbara Pieters, Al Berry, Ian Patrick Williams, Bunny Summers, Derek Pendelton, Gene Scherer, James Ellis
Yapım: 1985 / ABD / 86 dk.

!!!SPOİLER İÇERİR!!!

Dennis Paoli’nin senaryasonu yazdığı ve Stuart Gordon’un yönettiği ‘Re-Animator’‘da Herbert West isimli genç tıp doktorunun ölü bedenleri canlandırmak için yaptığı çalışmalar ve bu çalışmaların yol açtığı sonuçların merkezinde gelişen olaylar sunulmaktadır.

Film İsviçre’de bir hastanede başlar. Hastanede çalıştıkları anlaşılan bir kadın doktor ve bir professor, egzantrik beyin cerrahı Dr. Gruber’in kapısını zorlamaktadırlar. Kilitli olan bu kapının ardından haykırışlar ve çığlıklar yükselmekte, ancak kimse kapıyı açmamaktadır. Gelen iki polisin kapıyı kırmasıyla kadın doktor ve profesör içeriye girerler. Dr Gruber yerde kanlar içinde yatmakta ve acı içinde kıvranarak garip sesler çıkartmakta, başında ise asistanı Herbert West diz çökmüş halde bulunmaktadır. Polisler Herbert West’i sürükleyerek Dr Gruber’dan uzaklaştırmaya çalışırken, Dr. Gruber aniden Herbert West’in bacağına sarılarak acı içerisinde inler ve son nefesini verir. Kadın doktor bu sahne karşısında Herbert West’e dönerek, “Onu öldürdün!” diye bağırır. Herbert West’in verdiği cevap ise sade ve nettir; “Hayır! Ona hayat verdim”. Lovecraft’in öyküsünde tasvir ettiği tanrı rolüne bürünen saplantılı Herbert West karakteri ile filmde böylece tanışılır.

Sahne bu diyalog ile sonlanır ve başlangıç jeneriği görüntüye girer. Fonda Bernard Herrman yönetimindeki yaylı çalgılar orkestrası tarafından icra edilen müzik duyulmakta ve bununla birlikte tıbbi çizimlerden oluşan animasyon görülmektedir.

Başlangıç jeneriği müziğinin son bulmasıyla birlikte ekranda Miskatonic Üniversitesi Hastanesi’nin dış cephesi görülür. Bu hastane Lovecraft’in hikayelerinde sıklıkla kullandığı kurgu şehir Arkham’da bulunmaktadır. Sahne hızlıca değişir ve hastanenin acil servis bölümünde, başında doktor ve stajyerlerin panik halde hayata döndürmek için çabaladıkları komada bir kadın vardır. Dan Cain adındaki stajyer hararetle kadına kalp masajı yapmakta ve onu kurtarmaya çalışmaktadır. Şef doktor Annie Harrod elektro-şok uygulayarak hastanın kalbini tekrar çalıştırmayı dener ama sonuç alamaz. Doktor Harrod hastanın ölüm saatini açıklar ancak Dan Cain hala hastaya kalp masajı yapmaya devam etmektedir. Harrod onu durdurur ve “tecrübeli bir doktor ne zaman durması gerektiğini bilir” der. Bu uyarı sanki Dan Cain’in ilerleyen sahnelerde Herbert West ile birlikte girişecekleri saplantılı deneylerine bir gönderme niteliğindedir.

Dan Cain ölü kadının vücudunu örter ve sedye ile morga götürür. Burada, eğitiminin bir kısmını İsviçre’de sürdürmüş ve ardından ülkesine geri dönmüş genç tıp öğrencisi Herbert West’e hastaneyi ve fakülteyi gezdiren dekan Allan Halsey ile karşılaşır. Aynı anda morgda bulunan beyin cerrahı Carl Hill bir ceset üzerinde otopsi yapmaktadır. Beyin cerrahisi üzerine ün yapmış olan Carl Hill ile aynı dalda Avrupa’da eğitim görmüş olan Herbert West kısa bir tartışma içerisine girerler. Herbert West, Hill’in dar bir bakış açısına sahip olduğunu ve yenilik ve gelişmelere kapalı olduğunu düşünmektedir. Carl Hill ise tıbbın sınırları olması gerektiğini savunmakta ve bazı yaklaşımların etik olarak doğru olmadığını düşünmektedir.

Aynı gece Dan Cain’in dekan Allan Halsey’in kızı Megan Halsey ile randevusu vardır. Çift, Cain’in evinde otururken kapı çalar ve karşılarına Herbert West çıkar. Dan Cain oturduğu evin bir odasını kiralamak için ilan vermiştir ve West bu ilan üzerine onun kapısını çalmıştır. Egzantrik bir mizacı olan Herbert West’in odayı kiralama talebine pek sıcak bakmayan Dan Cain, West’in yüklü miktarda peşinat verme teklifi üzerine onu ev arkadaşı olarak kabul eder. Evin bodrum katını gören West, burayı kendi özel laboratuarı olarak kullanmaya karar verir.

Katıldığı derslerde başarılı fakat egzantrik ve soğuk bir öğrenci profili çizen West, sürekli Doktor Hill ile atışmaktadır. İnsan beyninin ölümden sonra en fazla 6 – 12 dakika arasında canlı kalabileceğini düşünen Hill’in aksine West, bu sürenin farklı yöntemler ile daha da uzatılabileceğini düşünmektedir. Hill’e göre ise bu tıbben etik bir yaklaşım değildir.

Cain’in evine yerleşen West, çok fazla ortalıklarda gözükmemekte ve vaktinin çoğunluğunu bodrum katına kurduğu laboratuarında geçirmektedir. Cain’in kız arkadaşı Megan Halsey, West’e temkinle yaklaşmakta ve ondan şüphelenmektedir. Megan, Cain’in evine geldiği bir gün, kedileri Rufus’u bulamaz ve evde kediyi ararken West’in odasına girer. Odadaki buzdolabını açtığında kedileri Rufus’un cesedi ile karşılaşır ve çılgına döner, çığlık atmaya başlar. Megan’ı çığlıklarını duyan West bodrumdan çıkarak odaya koşar. Cain’in sevgilisine kediyi ölü bulduğunu ve onlara haber verene dek buzdolabında sakladığını söyler.

Aynı günün gecesi West, Rufus’un cesedini alarak bodrum katındaki laboratuarında üzerinde deneyler yapmaya başlar. Kediyi tekrar hayata döndürmek için cesedine yeşil bir sıvıyı enjekte eder. Kısa bir süre sonra kedinin ölü bedeninde hareketlenmeler olur ve kedi acı dolu çığlıklar içerisinde canlanır, ardından West’e saldırır. Dan Cain tüm bunlar olurken gizlice laboratuara girmiş ve tüm olanlara tanık olmuştur. Beyzbol sopasıyla West’in üzerindeki kediye saldırır ve onu tekrar öldürür. Gördükleri karşısında şaşırmış haldedir. Herbert West’den bir açıklama yapmasını ister ancak West bir açıklama yapmak yerine Cain’in az önce tekrar öldürdüğü Rufus’un cansız ve deforme olmuş bedenine ikinci kez aynı sıvıyı enjekte eder. Kedi acı dolu iniltiler içinde canlanır. Bu kez, Megan sesleri duyarak bodruma iner ve gördüğü manzara karşısında çılgına dönerek çığlıklar içinde kaçar.

Ertesi gün Cain, dekan Halsey’nin yanına giderek Herbert West’in yaptığı deneylerden bahseder ve onu bilgilendirmek ister. Cain’in asıl amacı West’in deneylerinin tıp alanında çığır açabilecek bir noktada olduğunu söylemektir. Ancak duydukları karşısında öfkelenen ve bu anlatılanların hayal ürünü olmaktan öteye geçmeyen deli saçmaları olduğunu düşünen Dekan, Herbert West’i fakülteden uzaklaştırır. Bu olaylara kızının da tanık olduğunu öğrendiğinde ise Cain’in bir daha kızını görmesi konusunda uyarır ve bursunu iptal eder. Babasının bu kararlarını öğrenen Megan, bu olanlara karşı çıkar ve babası ile tartışır.

Bu esnada Cain ile West, gizlice fakültenin morguna girerek daha önce Rufus üzerinde denedikleri sıvıyı bu kez bir insan bedeni üzerinde denerler. İlk denemelerinde sonuç alamazlar ancak sıvıyı ikinci kez enjekte etmelerinden kısa bir süre sonra ölü vücut bir anda çığlıklar atarak ayağa kalkar. Kontrol edilemez bir güç ile delice hareket eden vücut, zaptetilemez durumdadır. Bu sırada Dekan Halsey morga girer ve olanlara tanık olur. Canlanan vücut Dekan’a saldırarak onu öldürür. West canlanan bu vücudun vahşice hareketlerinin asıl sebebinin tekrar canlanan bedenin uzun süre önce ölmüş olması olduğunu söyler ve iksirini henüz ölmüş olan Dekan Halsey üzerinde denemeleri gerektiğini belirtir. Cain ilk başta şaşırır ancak merakına yenik düşerek bunu kabul eder. West sıvıyı dekanın vücuduna enjekte eder etmez Halsey canlanır canlanmaz West ve Cain’e saldırır. Tam o anda Megan da morga girer ve babasının canlandırılmış bedeni ile karşılaşır. West bu sahne karşısında tüm suçu Dekan’a atarak morga girdiği anda garipleştiğini söyler.

Olaydan hemen sonra tekrar canlandırılmış Dekan Halsey, Doktor Hill’in kontrolünde akıl hastanesine yatırılır. Megan, babasını ziyaret etmek için akıl hastanesine geldiğinde, Hill onun babasına karşı olan zaafından faydalanarak Megan’a yaklaşmaya çalışır.

Hill, dekan üzerinde yaptığı deneylerden sonra West’in yanına gider ve dekanın öldüğünü söyler. Aslında ölmemiştir fakat Hill’in asıl amacı West’i tehdit ederek buluşunu ondan almaktır. West bu tehditleri ciddiye almaz ve Hill arkasını döndüğü anda beyin cerrahına saldırır ve başını keserek onu öldürür. West bu olanlar karşısında bir süre duraksar fakat ardından hemen daha önce kadavralar ve Rufus üzerinde denediği sıvıyı Hill’in kopuk başına enjekte eder. Ortaya çıkan sonuç West için tatmin edicidir ancak West, Hill’in kopan kafası ile birlikte vücudunun da canlandığını farkedemez.

Dan Cain, bodrum katındaki laboratuara gelip bu sahneyle karşılaştığında, West ona Hill’i öldürüp tekrar canlandırdığını ancak beyin cerrahının canlandıktan sonra notlarını ve formülünü çaldığını söyler.

Bu esnada Hill, kafasından bağımsız durumda olan vücudunu kontrol etmeyi öğrenir. Hill aynı şekilde Dekan Halsey’i de kontrol etmeyi başarır ve ondan kızı Megan’ı kaçırarak morga getirmesini ister. Morgda yine Dekan Halsey’i kontrol ederek sedyede yarı baygın bir şekilde yatan kızının üzerindeki kıyafetleri çıkartmasını emreder. Hill, kendi vücudu ile taşıdığı kafasını Megan’ın vücudunda ve bacaklarının arasında gezdirir. Beyin cerrahının hayattayken Megan Halsey’e karşı duyduğu ilgi artık daha çarpık bir hale gelmiştir. Tam bu esnada Megan Halsey kendine gelir ve içinde bulunduğu durumun farkına vararak korku içine çığlıklar atar. O anda West, Hill’e saldırarak onu etkisiz hale getirir. Cain, Megan’ı bağlı olduğu sedyeden çözerek kurtarır. Kendine gelen Hill, West ve Cain’e aslında bir tuzağın içerisine düştüklerini söyler. Hill, West’den çaldığı sıvıyı morgda yer alan bütün cesetlere enjekte etmiştir ve hepsini zihin yolu ile kontrol edebilmektedir. Bütün cesetler, Cain, West ve Megan’ın üzerine yürür ve saldırmaya başlarlar. Cain ve Megan kaçmaya çalışırken canlanmış bedenlerden biri Megan’ı yakalar ve boynunu parçalar. Hastane tamamen karışmıştır ve Cain kucağında Megan’ın cansız bedeni ile koridorda yürümektedir. Sahne Cain’in filmde karşımıza çıktığı ilk sahnenin sanki bir kopyasıdır. Stajyerler ve doktorlar Megan’ı kurtarmaya çalışır ancak başarılı olamazlar. Dr Harrod bu sefer Megan’ın öldüğünü açıklar ve ölüm saatini belirtir. Cain, Megan’ın cansız bedeni ile birlikte tek başına kalmıştır. Ekran kararmadan önce görülen son görüntü, Cain’in Megan’ın cansız vücuduna enjekte ettiği yeşil sıvının görüntüsüdür.

‘Re-Animator’ çoğu eleştirmen tarafından ana akım sinema içerisinde ortaya çıkan, dönemin tek “splatter” tarzı filmi olarak kabul edilmektedir. Ancak filmde karşımıza çıkan kan ve şiddet dolu sahnelerin hiçibirinin asıl amacı seyirciyi şoka uğratmak olmadığından, ‘Re-Animator’ “gore” janrı içerisinde değerlendirilmemelidir. İzleyici, filmin genelinde kendini hissettiren mantık dışı ton ve tempo yüzünden tüm olay örgüsünün aslında kendi içerisinde bir mantığı olduğu hissine kapılabilmektedir. Bu da Doktor Hill’in bedensiz başının Megan’ın çıplak vücudu üzerinde dilini gezdirdiği sahnenin bile seyirci tarafından tepkisizlik içerisinde izlenmesine sebebiyet verebilir. Stuart Gordon’ın başarılı yönetimi sonucunda ortaya çıkan filmin her sahnesi kendi içerisinde mantıklı ve doğru görünmektedir. Buna rağmen filmin genelinde göze çarpan bazı mantık hataları da mevcuttur. Özellikle filmin ilk sahnesinde Dr. Gruber’ın ölümüne sebeb olan Herbert West nasıl olur da hiçbirşey olmamış gibi Amerika’ya geri dönmekte ve eğitimine burada devam etmektedir?

Filmde yer alan karakterler arasında, saplantıları bağlamında ortaya çıkan birçok benzerlik, filmin yönünü çizmekte ve senaryoyu mükemmel bir şekilde tamamlamaktadır. Herbert West ve Dan Cain karakterleri ele alınacak olursa; ikisininde tek saplantısının her ne pahasına olursa olsun ölümü alt etmek olduğu görülmektedir. Herbert West için bu saplantı, büründüğü tanrı rolü kapsamında sunulurken, Dan Cain için ise bu saplantının temelinde Megan Halsey’e duyduğu aşkın olduğunu anlaşılmaktadır. Hill ve West karakterleri karşılaştırılacak olursa; West için hayatın sadece kimyasal bir süreçten ibaret olduğu, aşk ve nefret gibi duygusal öğelerin bu sürecin içerisinde yeri olmadığı görünür. Ancak Herbert West ile aynı derecede takıntılı bir beyin cerrahı olan Hill için bu durum daha farklıdır. Hill’in takıntısı, Megan’a karşı duyduğu cinsel arzular üzerine kuruludur. Tekrar dirilen Hill’in, Megan’ın çıplak vucudu karşısında gösterdiği ilkel tepkiler, onun bilinçaltının açıkça dışavurumu niteliğindedir.

86 Dakika uzunluğundaki yapım için, Lovecraft’in hikayesinin aslına sadakat ile bağlı kaldığı söylenemez. Hikayenin aslı, Dan Cain karakteri tarafından, tüm bu olayların yaşanmasından sonraki bir tarihte anlatılmaktadır. Orjinali altı bölüm olan asıl hikayenin sadece belirli kısımlarına ve ana karakterlerine film içerisinde yer verilmiştir.

The Resurrected
Yönetmen: Dan O’Bannon
Senaryo: Brent V. Friedman
Yapımcı: Mark Borde & Kenneth Raich
Yapımcı: Scotti Brothers Pictures
Oyuncular: John Terry, Jane Sibbett, Chris Sarandon, Robert Romanus, Laurie Briscoe, Ken Camroux, Patrick Pon, Bernard Cuffling, J.B. Bivens, Robert Sidley, Des Smiley, Eric Newton, Tom Shorthouse, Jim Smith, Phil Hayes
Yapım: 1992 / ABD / 108 dk.

!!!SPOİLER İÇERİR!!!

‘The Resurrected’, Lovecraft’in 1927 yılında yazdığı ve ilk kez 1941 yılında Weird Tales’de yayımlanan The Case of Charles Dexter Ward adlı hikayesinin modern bir yorumu olarak değerlendirilebilir. İlk bakışta klasik bir dedektiflik öyküsü temelinde ilerlediği düşünülebilecek olan hikaye, aslında özel dedektif John March’ın, Charles Dexter Ward’ın gizemli uğraşlarının ardındaki sırrı ortaya çıkartma sürecini anlatmaktadır.

Film, fırtınalı bir gecede Providence’daki Waite Enstitüsü Sanatoryumu’nda geçen bir sahne ile başlar. Doktor Waite’in ofisine gelen hasta bakıcılar, Charles Dexter Ward isimli hastanın odasından kaçtığını bildirirler. Panik ve telaş içerisinde yerinde kalkan Doktor, yanında hasta bakıcılar olduğu halde hastanın odasına doğru koşar. Odaya geldiğinde karşılaştığı manzara korkutucudur; yerde parçalanmış insan kemikleri vardır ve her yer kan içerisindedir. Odadaki tek pencere açıktır ve pencereden baktıklarında yerde sadece Ward’ın çantasını görürler.

Sonraki sahne, March Özel Dedektiflik Bürosu’nda başlar. Yorgunluktan bitap düşmüş özel dedektif John March, elinde portatif ses kayıt cihazı ile masasında oturmakta, Charles Dexter Ward dosyası ile ilgili elde ettiği bulguları dikte etmektedir. Üzerine giydiği gömlekte kan lekeleri bulunmaktadır. Bu sahneden sonrasında hikayeyi, March’ın anlatımları eşliğinde ve tümüyle geriye dönüşler halinde izlenir.

Olaylar, üç hafta öncesinden başlar. Charles Dexter Ward’in eşi Claire Ward, kocasının mezar soygunculuğuyla suçlandığını ve polis tarafından soruşturulduğunu öğrenir ve özel dedektif John March’tan bu konuyu araştırmasını ister. March ile yaptığı ilk konuşmada, ona kocasının tanınmış bir kozmetik firmasında kimyager olarak çalıştığını, ancak 2 hafta önce bazı gizemli araştırmalarına devam etmek için evden taşındığını anlatır. Dexter Ward, taşınana kadar geçen sürede ise evlerinin arazisi içinde yer alan büyük bir klübede kendisi için özel bir laboratuar hazırlamış ve tüm bu deneylerini orada gerçekleştirmiştir. Ancak karısı Claire Ward, tüm bu gizemden ve klübeden gelen garip seslerden rahatsız olduğunu belirttiğinde, mecburen evi terk etmek zorunda kalır ve bir zamanlar 18. yüzyılda yaşamış atalarından biri olan Joseph Curwen’a ait olan Pawtuxet’deki terk edilmiş bir çiftlik evine yerleşir. Dexter Ward bu evin kendisine ait olduğunu, kısa bir süre önce ona, içerisinde Joseph Curwen’a ait araştırma ve belgelerin olduğu bir sandığın gelmesi ile birlikte öğrenir. Claire Ward ile eve ilk geldiklerinde, duvarda Joseph Curwen’ın yağlıboya portresini görürler. Curwen, şaşılacak derecede Dexter Ward’a benzemektedir. Bu portreyi alır ve restore ettirerek kendi evine götürür. Claire Ward’in dedektife anlattığı bir diğer ayrıntı ise, daha önce hiç görmediği Doktor Ash’in varlığı olur. Evlerinin bahçesindeki klübede kocasıyla birlikte çalışan ve asistanlığını yapan sakallı ve gözlüklü bu adamı Claire Ward daha önce hiç görmemiştir.

Dexter Ward, çiftlik evine taşınmadan hemen önce eşine, kendisine karşı sabırlı ve anlayışlı olmasını, vakti geldiğinde ona herşeyi dürüstçe açıklayacağını söyler. Ancak o günden sora Claire Ward eşine bir türlü ulaşamaz. Dexter Ward hiçbir telefona cevap vermemekte, ulaşılamaz olmak için özellikle çaba sarfediyor gibi gözükmektedir. Claire, Dexter Ward’dan bir süre boyunca hiç haber alamaz.

İki hafta sonar, Dexter Ward’ın taşındığı çiftlik evinin yakınlarında oturan Lucius Fenner, esrarengiz komşularının hareketlerinden kuşkulanarak onları polise şikayet eder. Polis, tabut büyüklüğünde ve içinde insan kalıntıları olan kutuların çiftlik evine teslim edildiği anda oraya gelir. Bu baskın sonucunda, Dexter Ward mezar soygunculuğu suçlamasıyla karşı karşıya kalır.

Özel dedektif John March, Dexter Ward’ın sakladığı sırlar ve taşındığı çiftlik evi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Pawtuxet’e gelir. Benzincide çalışan bölgenin yerlisi yaşlı adam ile yaptığı kısa konuşmada, bölge halkının Dexter Ward’a ve çiftlik evine çok sıcak bakmadığını ve haklarında esrarengiz hikayeler anlatıldığını öğrenir. Öyleki, çiftlik evinin tam olarak nerde olduğunu söylemesini rica ettiğinde, yaşlı benzinci ona ölümün kokusunu takip etmesinin yeterli olacağını söyler. Yaşlı benzincinin dediğine gore, eve yaklaştıkça havayı ağır bir insan ve hayvan leşi kokusu sarmaktadır. March, benzinciden ayrılarak eski çiftlik evine doğru arabasıyla yol alır. Eve geldiğinde kendini yangın müfettişi olarak tanıtır ve Dexter Ward ile görüşmekte ısrar eder. Kapıda March’ı karşılayan Asyalı hizmetçi Raymond Cheng bunun mümkün olmadığı söyler ancak dedektifin ısrarları sonunda Dexter Ward kapıya gelir. Dedektif, Ward’a polise gelen şikayetlerden bahseder ve burada yaptıkları araştırmalarda ne tür kimyasallar kullandıklarını sorar. Kimyager, tehlike arz eden tüm kimyasal maddelerin bir gün önce imha edildiğini ve etraftaki ağır kokunun ise araştırmalarında kullandığı deney hayvanlarının cesetlerinden geldiğini, bu cesetlerin de en kısa sürede yakılarak imha edileceğini belirtir.

March’ın asistanı Lonnie Peck bu sırada yaptığı araştırmada, Dexter Ward’ın, kendisine teslim edilen, içinde insan kalıntıları bulunan sandıklarla bir ilgisi olmadığını ve hiçbir nakliye firmasına böyle bir talepte bulunmadığını söyleyerek tüm suçlamaları reddettiğini öğrenir.

Dedektif March, polise Dexter Ward ile ilgili şikayette bulunan Lucius Fenner’ı ziyaret ederek onunla konuşmaya karar verir. Ancak Fenner’ın evine geldiğinde bahçede polisleri ve sağlık görevlilerini görür. Fenner, yetkililerin tahminine göre vahşi bir hayvan tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Polislere göre bu saldırının arkasında bölge halkını uzun zamandır rahatsız eden vahşi köpekler vardır.

Ertesi gün Claire Ward, elinde telesekreterin kasediyle birlikte March’ın ofisine gelir. Telesekreterdeki ses Charles Dexter Ward’ın sesidir ve Claire’e çok büyük ve geri dönülemez bir hata yaptığını söyler. Sesi korku ve panik içerisindedir. Claire’den ne pahasına olursa olsun asistanı Doktor Ash ile iletişime geçmemesini ve Ash’in çok tehlikeli biri olduğunu söyler.

Bu mesaj üzerine March ve Claire tekrar Pawtuxet’deki çiftlik evine doğlu yola koyulurlar. Karşılarına çıkan Dexter Ward tanınmayacak haldedir. Gölgelerin arkasına saklanmış ve eski bir aksanla konuşmaktadır. Kararmaya yakın derecede solgun derisinin ardında tüm damarları belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Claire onu eve dönmesi için ikna etmeye çalışır ancak Dexter Ward üzerinde çalıştığı deneylerin başarıya ulaşması için daha altı haftalık bir süreye ihtiyacı olduğunu söyleyerek bunu reddeder. March, Dexter Ward’ın aklını yitirdiğini düşünür ve polise durumu bildirerek eve baskın yapılmasını sağlar. Dexter Ward yakalanarak Waite Enstütüsü Sanatoryumu’na kapatılır. Doktorlar için Dexter Ward’ın durumu gittikçe ilginç bir hal almaktadır. Dexter Ward yamyam benzeri davranışlar sergilemekte ve her defasında taze et ve kana ihtiyaç duyduğunu söylemektedir. Eğer bunlar sağlanmaz ise herşeyin daha da kötüye gideceğine ilişkin tehditler savurur.

Bir gün sonra March, haftalar önce Dexter Ward’a gönderilen ve içinde Joseph Curwen’a ait belgelerin olduğu sandığın iç döşemesinde bazı yeni belgeler bulur. Bunların içinde, XVIII. yüzyılda Ezra Ward tarafından yazılmış bir günlük bulunmaktadır. Günlüğü okuduğunda Joseph Curwen’ın asıl hikayesi ortaya çıkar. XVIII. yüzyılda Pawtuxet’de yaşamış olan Curwen, amatör bir kimyacıdır ve aynı zamanda deniz ticareti ile uğraşmaktadır. O dönemlerde bile Pawtuxet halkı tarafından sevilmeyen Curwen’in kendi kontrolünde birçok gemisi vardır ve bu yolla kaçakçılık da yapmaktadır. Ezra Ward, Joseph Curwen’in nişanlısı Eliza ile aşk yaşamaktadır. Bu sayede Curwen’in kara büyü ile ilgili çalışmalar içerisinde olduğunu ve evin altında derinlere doğru inen mahzenlerin ve bir yeraltı mezarlığının da olduğunu öğrenir. Curwen, bütün araştırmalarını bu mahzenlerde gizlilik içerisinde sürdürmektedir. Ancak yerli halk kısa süre sonra bu araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir yaratığın cesedini, evin yakınlarındaki nehirde, suyun yüzeyine çıkmış halde bulur. Korku içindeki halkın tek tepkisi evi ateşe vererek Curwen’i öldürmek olur. Bu bilgi ile birlikte günlükteki yazılar sona erer.

Filmin akışındaki sonraki gün, Pawtuxet’deki çiftlik evinin yakınlarında Ward’ın asyalı hizmetçisi Raymond Cheng ve yerli halktan yaşlı bir kadının cesedi bulunur. Bunun üzerine March, Ward’ın akıl hastanesine kapatılmasının aslında bir çözüm olmadığını düşünür, evin mahzenlerinde hala hayatta olan bir kötülüğün varlığından şüphelenir.

Claire Ward’ın da onayını alarak, yardımcısı Lonnie Peck ile birlikte Curwen’dan miras kalan bu lanetli evi yok etmeye karar verirler. Yanlarına aldıkları patlayıcılarla birlikte yola koyulurlar. Claire Ward da onlarla gelmek konusunda ısrarcı davranmıştır.

Çiftlik evinin mahzeninde, zeminde gizlenmiş, yeraltı mezarlarına açılan bir giriş bulurlar. Peck, March ve Claire Ward bu dikey dehlizden aşağıya inerek yollarına devam ederler. Curwen’in araştırmalarını gerçekleştrdiği bir kütüphane ile karşılaşırlar. Buradaki notlarında Curwen, ayrıntılarıyla ölülerin tekrar hayata döndürülmeleri ile ilgili prosedürleri açıklamaktadır. Notlarda bu işlem için oldukça fazla taze et ve kana ihtiyaç olduğu belirtilmektedir. March bu işlemler esnasında kullanılan ve refluks olarak tanımlanan iksiri bulur ve Curwen’in laboratuarındaki masanın üzerindeki insan kalıntılarının küllerinin üzerine döker. Curwen’in deneyi işe yaramaktadır, üzerine iksiri döktükleri küller şekil değiştirerek genişlemeye başlar ve deformasyona uğramış insan eli benzeri bir forma dönüşürler.

Araştırmalarına devam ettiklerinde, deneyler sonucu ortaya çıkan deformasyona uğramış yaratıkların saklandığı başka bir mahzene ulaşırlar. Zindanlar zeminde yer almakta ve içlerinde Curwen’ın deneylerinin başarısız sonuçları yer almaktadır. Claire Ward yerde kocasının çantasını görür. Çantanın içinde sadece insan kemikleri vardır ve Claire bu kemiklerin kocasına ait olduğunu düşünerek korkuya kapılır. March ise sanatoryuma kapatılan ve Dexter Ward olduğu sanılan kişinin aslında Joseph Curwen olduğunu ve Dexter Ward’ın deneyleri sonunda tekrar hayata geri döndüğünü fark eder. Tam bu esnada ellerindeki tek ışık kaynağı olan el feneri söner ve aynı anda yaratıklardan birinin saldırısına uğrarlar. March’ın yardımcısı Peck bu saldırı esnasında ölür, ancak Claire Ward ve dedektif mahzenden kurtularak yeryünüze çıkmayı başarırlar. Bu kaçış sırasında dedektif bütün patlayıcıları tünellere ve mahzene yerleştirir.

Claire Ward ve March evden koşarak çıkar ve arabaya binerler. Yeterince uzaklaştıklarında March uzaktan kumandayı çıkartarak yerleştirdiği patlayıcıları aktif hale getirir. Curwen’ın çiftlik evi büyük bir gürültü ile patlar ve alevler içerisinde yanarak yok olur.

March, Curwen ile yüzleşmek için sanatoryuma gider. Curwen, deli gömleği giymiş bir halde odasındaki yatağın üzerine oturmaktadır. Dedektif, Dexter Ward’ın kemiklerinin olduğu çantayı gösterir ve Curwen asıl kimliğini itiraf eder. Tüm çalışmalarının ve onu hayata döndürmeye yetecek kadar bilginin olduğu sandığın, soyunu devam ettiren kişiye teslim edilmesini ölmeden önce planlamıştır. Nişanlısı Eliza, Ezra Ward ile kaçmıştır ancak karnındaki bebeğin babası Joseph Curwen’dır.

Curwen tüm hikayeyi anltmaya başlar. Dexter Ward onu canlandırdığında, ilk başlarda fazla dikkat çekmemek için Doktor Ash kimliğine bürünmüş ve kendisini Ward’ın asistanı gibi tanıtmıştır. Dexter Ward ne kadar büyük bir hata yaptığının farkına vararak deneylerden çekilmek istediğinde, Curwen onu öldürmüş ve onun kimliğine bürünmüştür.

Curwen, March’a doktorunu akıl sağlığının düzeldiğine inandıracağını ve sanatoryumdan çıkarak deneylerine devam edeceğini söyler. March ise artık bunun mümkün olmadığını, tüm çalışmaları ile birlikte herşeyin patlamada yok olduğunu söyler.Curwen üzerindeki deli gömleğini yırtarak March’a saldırır. O esnada içeriye girerek olaya müdahale etmeye yeltenen hademeyi öldürür ve kafasını koparır. March yanında getirdiği Dexter Ward’ın kemiklerini yere atar ve üzerine mahzende bulup yanına aldığı iksiri döker. Dexter Ward’ın vücudu tekrar oluşmaya başlar ancak oluşumunu tamamlamasına yetecek kadar taze et ve kan olmadığı için Curwen’ın vücuduyla birleşmeye başlar. Curwen’in vücudundaki etler iki bedeni birden ayakta tutmaya yetmediği için parçalanarak yok olurlar.

Geriye sadece bolca kan, kemik parçaları ve hademenin cesedi kalmıştır. March pencereyi açar ve yatak örtüsünden yaptığı halatı camdan aşağıya atar. Dexter Ward’ın kaçtığı izlenimini yaratmıştır. Kendisi geldiği şekilde sanatoryumdan çıkar. Ofisindeki masada ses kayıt cihazına tüm olanları anlatan Ward’ın hikayesinin bitmesiyle öykü sonlanır.

Sadece video kaset piyasası için çekilen ‘The Resurrected’, bazı yönlerden bakıldığında bir korku filminden çok, gerilim sinemasının gizemli örneklerinden biri gibi durmaktadır. Filmin büyük bır kısmı özel dedektif John March’ın sürdürdüğü araştırmalar doğrultusunda sürekli bir yerden başka bir yere gitmesi ve soruşturmasına devam etmesini konu alır. Ancak bu anlar bile yönetmen Dan O’Bannon’ın elinde şaşırtıcı derecede korkutucu ve gerici bir hal alırlar. Lovecraft’in tarzı içerisinde kendini bariz bir şekilde gösteren “bilinmeyenin korkusu” öğesi bu filmde belirgin bir hal alır. March sürekli sorularına cevaplar alır ancak her cevap kendisi ile birlikte yeni bir soruyu gündeme getirir. John March sonuna kadar ne ile karşılaşağını bilmez ve geçen süre seyirci üzerinde gergin bir bekleyiş etkisi yaratmaktadır. Seyirci, bilmediği ancak varlığını hissettiği bir olgunun korkusu ile başbaşa bırakılır.

Çekimlerin gerçekleştirildiği tarihler ve seçilen mekanlar, Lovecraft’in tasvirlerine oldukça yakındır. Sonbahar aylarında kapalı ve yağmurlu bir hava altında yapılan çekimler, filmin atmosferine hatırı sayılır derecede katkıda bulunurlar. Kapalı mekanlarda, özellike üç karakterin Curwen’ın yeraltı mezarlarını keşfettikleri sahnelerdeki kesintisiz çekimler, gerilimin hat safhada olmasını sağlamakta ve seyirciyi tetikte tutmaktadır.

Tüm bunlar ile birlikte filmde bazı mantık hatası ve kusurlar ile de karşılaşılmaktadır. Çiftlik evinde Dexter Ward’ın hizmetinde olan Raymond Cheng’in nereden geldiği hakkında film hiçbir bilgi vermemktedir. Filmin sonlarına doğru Raymond Cheng aynı Lucius Fenner gibi parçalanmış ve yenmiş bir halde ölü olarak bulunur. Ancak bu esnada Curwen akıl hastanesine kapatılmıştır ve filmde sunulanlara göre böyle bir cinayeti işleyecek başka biri yada başka bir yaratık bulunmamaktadır. John March’ın gördüğü rüyada, içerik ile ilgili hiçbir elle tutulur göndermede bulunulmamakta ve ne filmin o ana kadar izlenilen kısmı, ne de o andan sonra izlenilecek kısmı ile bir bağ kurulamamaktadır.

Hikayenin anlatılış şekli, Lovecraft’in öykülerinde kullandığı yola benzemektedir. Aynı ‘Re-Animator’‘da olduğu gibi bu filmde de tüm olayın merkezindeki kahraman, herşey sona erdiğinde, neredeyse delirmiş bir hal ile olayları anlatmaya başlar.

1975 Yılında, Dog Day Afternoon ile Akademi Ödülleri’nde aday gösterilen Chris Sarandon filmde başarılı bir performans sergiler. Sarandon, canlandırdığı Charles Dexter Ward karakterinin XVIII. yüzyılda yaşamış atalarının çalışmalarına gömülüşünü, araştırmalarını devam ettirdikçe daha da dibe batmasını ve saplantısının artık durdurulamaz bir hal almasını ve filmin ikinci yarısında ise yeniden dirilen Joseph Curwen karakterini başarılı bir oyunculuk ile yansıtır.

SONUÇ

Lovecraft korkunun tanımını yaparken “İnsanoğlunun en eski ve en güçlü duygusu korkudur, en eski ve en güçlü korku ise bilinmeyenin korkusudur” demiştir. En az hikayeleri kadar karanlık ve karmaşık olan Lovecraft’in hayatı da küçük yaşlardan itibaren olumsuz ve korku verici gelişmelerle başlamıştır. Önce 3 yaşındayken babasının akıl hastanesine kapatıldığına tanık olması, ardından büyükbabasını kaybedişi, annesinin ölümü ve kısa sureli evliliğinin trajik sonu Lovecraft’in hem hayatını değiştirmiş hemde eserlerindeki karanlık yüzün oluşmasına kaynak olmuştur.Eserlerinin neredeyse tümünde okuyucuyu bilinmeyen korkularla karşı karşıya bırakmıştır. Tasvir edilmesi neredeyse imkansız karakterler ve mekanlar ile birlikte bu korkuyu desteklemiştir.

Şu ana kadar yapılmış filmlerde de görüldüğü üzere, Lovecraft’in eserlerini aslına sadık kalarak sinemaya uyarlamak zorlayıcı bir süreçtir. Çoğu zaman ortaya çıkan sonuçlar ya hikayenin aslından uzaklaşmışlar, ya da öykünün akışına bağlı kalmış ancak Lovecraft’in dünyasını yansıtma sürecinde başarısız olmuşlardır. Bunun en önemli sebeplerinden biri bütçe sıkıntısıdır, bir diğeri ise yazarın eserlerindeki tasvirlerinin zor aktarılır olmasıdır.

Bu iki sebebi birbirleri ile ilişkilendirmek mümkündür. Yazarın, dünyasını anlatırken kullandığı “tanımlanamayanın” tasvirleri ancak okuyucunun hayal gücü ile gerçekliğe kavuşabilir. İş bu tasvirleri yorumlayarak beyazperdede gerçeğe dönüştürmeye geldiğinde ise, bütçe önemli bir etken haline gelir. Sadece öykülerde betimlenen dünyayı canlandırabilmek için bile yükse bir bütçe gerekmektedir.

Günümüz seyircisinin, izlemekte olduğu filmlere sempati ile yaklaşmasının ardındaki en önemli sebeplerden birisi de kadın – erkek ilişkileridir Oysa beyaz erkeğin egemen olduğu Lovecraft’in hikayelerinde nadiren kadın karakterlere rastlanılmaktadır. Hikayeler neredeyse kadın – erkek ilişkilerinden yoksundur.

Yazarın çoğu hikayesi 1920’li ve 30’lu yıllarda geçmekte, eski moda bir dil kullanılarak anlatılmaktadır. Hikayelerin yapısı gereği en doğru zaman dilimi ve anlatış şekli bunlarken, modern sinema seyircisi daha çağdaş ve anlaşılması kolay bir anlatım tipini tercih etmektedir.

Bu çalışmada, Lovecraft uyarlamalarının sinemadaki gelişim sürecini dönüm noktaları ile birlikte incelenmiş ve yazarın dünyasından izler taşıyan filmler hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

Bununla birlikte, bu dönem içerisinde önemli yere sahip iki farklı filmin de analizine yer verilmiştir. Ele alınan bu filmlerden ilki; 1985 yapımı ‘Re-Animator’, tam anlamı ile bir Lovecraft uyarlaması olmamasına rağmen, Lovecraft’in ana akım sinema seyircisi tarafından tanınmasına öncülük etmiştir. Bu özelliği ile ‘Re-Animator’ çalışmada ilk olarak analiz edilen filmdir. 1992 yapımı ‘The Resurrected’ ise, video kaset piyasası için çekilmiş olmasına rağmen, başarılı bir oyunculuk, yönetmenlik ve Lovecraft’in tasvir ettiği atmosferi başarı ile yorumlayan bir görüntü yönetmenliği içermektedir. Bu özellikleriyle çalışmada ikinci olarak analiz edilen film olmuştur.

Çalışmanın tümü içerisinde bahsedildiği gibi Lovecraft’in eserlerinin sinemadaki karşılığının hala tam olarak oluşturulmadığı görülmektedir. Gerek bütçe sıkıntıları, gerek tasvirdeki zorluklar ve de ticari kaygılar bu durumun temel sebepleri olarak sayılabilir.

Ancak Lovecraft’in uyarlamalarındaki başarısızlıkların diğer büyük sebeblerinden biri, yazarın sanatsal anlamda tam olarak anlaşılamamasıdır. Bir mitos’un doğuşuna öncü olan yazarın eserlerinin sinemada hak ettiği yeri alması, ancak yazarın dünyasının, kendisinin ve sanatının tam olarak anlaşılması ile olacaktır. Bu eserler hiçbir zaman ana akım sinema içerisinde yer alamayabilir ya da çok büyük ticari kazançlar sağlayamayabilir. Yine de bahsedilen bu anlaşılabilirlik arttıkça, sinemasal bağlamda ortaya çıkacak olan eserlerin de kalitesi artacaktır.

Howard Philips Lovecraft uyarlamaları, uyarlandığı hikayenin aslına sadık kalınır, yeterli bir bütçeye sahip olur ve yazarın kurgu dünyası, kendisi ve sanatı doğru anlaşılarak çekilirse, Lovecraft’in sinemada çok daha derin izler bırakacağını söylemek mümkün olabilecektir.

EKLER

Howard Philips Lovecraft Uyarlamaları Filmografisi

The Haunted Palace (1963)
Yönetmen: Roger Corman Senaryo: Charles Beaumont ( The Case of Charles Dexter Ward adlı hikayeden) Oyuncular: Vincent Price, Debra Paget, Lon Chaney Jr, Frank Maxwell, Leo Gordon Yapımcı Firma: American International Pictures ( AIP ) Yapım : 1963 / ABD / 108 dk.

Die Monster Die (1965)
Yönetmen: Daniel Haller Senaryo: Jery Sohl ( The Colour Out of Space adlı hikayeden) Oyuncular: Boris Karloff, Nick Adams, Freda Jackson, Suzan Farmer, Patrick Magee Yapımcı Firma: Alta Vista Productions
Yapım: 1965 / ABD, İngiltere / 80 dk.

The Shuttered Room (1967)
Yönetmen: David Greene Senaryo: D.B. Ledrov Oyuncular: Gig Young, Carol Lynley, Oliver Reed, Flora Robson, Judith Arthy Yapımcı Firma: Seven Arts Productions Yapım : 1967 / İngiltere / 99 dk.

Curse of the Crimson Altar (1968)
Yönetmen: Vermon Sewell Senaryo: Mervyn Haisman, Henry Lincoln (The Dreams in the Witch-House adlı hikayeden) Oyuncular: Boris Karloff, Christopher Lee, Mark Eden, Barbara Steele Yapımcı Firma: Tigon British Film Productions Yapım : 1967 / İngiltere / 89 dk.

The Dunwich Horror (1970)
Yönetmen: Daniel Haller Senaryo: Curtis Hanson (The Dunwich Horror adlı hikayeden) Oyuncular: Sandre Dee, Dean Stockwell, Ed Begley, Lloyd Bochner, Sam Jaffe, Joanne Moore Jordan, Donna Baccala Yapımcı Firma: American International Pictures ( AIP ) Yapım : 1970 / ABD / 90 dk.

L’isola Degli Uomini Pesce (1979)
Yönetmen: Sergio Martino Senaryo: Sergio Donati ( The Shadow Over Innsmouth adlı hikayeden) Oyuncular: Barbara Bach, Claudio Cassinelli, Richard Johnson, Beryl Cunningham Yapımcı Firma: Dania Film Yapım : 1976 / İtalya / 81 dk.

The Music of Erich Zann (1980)
Yönetmen: John Strysik Senaryo: John Strysik (The Music of Erich Zann adlı hikayeden) Oyuncular: Robert Rothman, Robert Alexander, Darryl Warren, Barbara Snapp Yapım : 1980 / ABD / 17 dk.

Pickman’s Model (1981)
Yönetmen: Cathy Welch Senaryo: Steve Blackburn, Kelly Greene ( Pickman’s Model adlı hikayeden) Oyuncular: Mac Williams, Marc Mahan, Nancy Griffith Yapımcı Firma: Lurker FilmsYapım : 1981 / ABD / 32 dk.

Re-Animator (1985)
Yönetmen: Stuart Gordon Senaryo: Dennis Paoli, Brian Yuzna ( Herbert West, Re-Animator adlı hikayeden) Oyuncular: Jeffrey Combs, Bruce Abbott, Barbara Crampton, David Gale Yapımcı Firma: Empire Pictures Yapım : 1985 / ABD / 86 dk.

From Beyond (1986)
Yönetmen: Stuart Gordon Senaryo: Dennis Paoli, Brian Yuzna ( From Beyond adlı hikayeden) Oyuncular: Jeffrey Combs, Ted Sorel, Barbara Crampton, Ken Foree Yapımcı Firma: Empire Pictures Yapım : 1986 / ABD / 86 dk.

The Curse (1987)
Yönetmen: David Keith Senaryo: David Chaskin ( The Colour Out of Space adlı hikayeden) Oyuncular: Will Wheaton, Claude Akins, Malcolm Danare, Cooper Huckabee Yapımcı Firma: Trans World Entertainment (TWE) Yapım : 1987 / ABD / 92 dk.

The Unnamable (1988)
Yönetmen: Jean-Paul Oulette Senaryo: Jean-Paul Oulette ( The Unnamable adlı hikayeden) Oyuncular: Charles Klausmeyer, Mark Kinsey Stephenson, Alexandra Durrell Yapım : 1988 / ABD / 87 dk.

The Resurrected (1992)
Yönetmen: Dan O’Bannon Senaryo: Brent V. Friedman ( The Case of Charles Dexter Ward adlı hikayeden) Oyuncular: John Tery, Jane Sibbett, Chris Sarandon, Robert Romanus Yapımcı Firma: Scotti Brothers Pictures Yapım : 1992 / ABD / 108 dk.

Necronomicon (1993)
Yönetmen: Christophe Gans, Shusuke Kaneko, Brian Yuzna Senaryo: Brent V. Friedman, Brian Yuzna, Kazunori Ito Oyuncular: Jeffrey Combs, Tony Azito, Juan Fernandez, Bruce Payne, Vladimir Kulich Yapımcı Firma: Davis-Films Yapım : 1993 / ABD, Fransa / 96 dk.

Castle Freak (1995)
Yönetmen: Stuart Gordon Senaryo: Dennis Paoli, Stuart Gordon ( The Outsider adlı hikayeden) Oyuncular: Jeffrey Combs, Barbara Crampton, Jonathan Fuller, Jessica Dollarhide Yapımcı Firma: Full Moon Enterprises Yapım : 1995 / ABD / 90 dk.

Cool Air (1999)
Yönetmen: Bryan Moore Senaryo: Bryan Moore (Cool Air adlı hikayeden) Oyuncular: Jack Donner, Bryan Moore, Vera Lockwood Yapımcı Firma: Full Moon Enterprises Yapım : 1999 / ABD / 50 dk.

Dagon (2001)
Yönetmen: Stuart Gordon Senaryo: Dennis Paoli, Stuart Gordon ( Dagon ve The Shadow Ovre Insmouth adlı hikayelerden) Oyuncular: Ezra Godden, Francisco Rabal, Raquel Merono, Macarena Gomez Yapımcı Firma: Fantastic Factory Yapım : 2001 / ABD / 95 dk.

Pickman’s Model (2003)
Yönetmen: Rick Tillman Senaryo: Rick Tillman (Pickman’s Model adlı hikayeden) Oyuncular: John Williams Lynch, Rick Tillman, Don Lapora Yapımcı Firma: 3Threelll Yapım : 2003 / ABD / 40 dk.

Strange Aeons: The Thing on the Doorstep (2003)
Yönetmen: Eric Morget Senaryo: K.L. Young (The Thing on the Doorstep adlı hikayeden) Oyuncular: Melanie Calderwood, Doug Cartwright, Nolan Harvey, Angelica DiMico, Peter Holden Yapımcı Firma: Maelstrom Productions Yapım : 2005 / ABD / 78 dk.

Dreams in the Witch-House (2005)
Yönetmen: Stuart Gordon Senaryo: Dennis Paoli, Stuart Gordon (Dreams in the Witch-House adlı hikayeden) Oyuncular: Ezra Godden, Jay Brazeau, Campbell Lane, Chelah Horsdal, David Racz Yapımcı Firma: IDT Entertainment Yapım : 2005 / ABD / 55 dk.

The Call of Cthulu (2005)
Yönetmen: Andrew Leman Senaryo: Sean Branney (The Call of Cthulu adlı hikayeden) Oyuncular: Ramon Allen Jr, Leslie Baldwin, Daryl Ball, John Bolen Yapımcı Firma: H.P. Lovecraft Gistorical Society (HPLHS) Yapım : 2005 / ABD / 84 dk.

Beyond the Wall of Sleep (2005)
Yönetmen: Barrett J. Leigh, Thom Maurer Senaryo: Barrett J. Leigh (Beyond the Wall of Sleep adlı hikayeden) Oyuncular: George Peroulas, Fountain Yount, Gregory Fawcett, William Sanderson, Kurt Hargan, Frank Schuler Yapımcı Firma: El Globo Films Yapım : 2005 / ABD / 47 dk.

Cool Air (2006)
Yönetmen: Albert Pyun Senaryo: Cynthia Curnan (Cool Air adlı hikayeden) Oyuncular: Morgan Weisser, Crystal Laws Green, Jenny Dare Paulin, Norbert Weisser Yapım : 2006 / ABD / 88 dk.

The Tomb (2007)
Yönetmen: Ulli Lommel Senaryo: Ulli Lommel (The Tomb adlı hikayeden) Oyuncular: Victoria Ullmann, Christian Behm, Gerard Griesbaulm, Shawn Smith Yapımcı Firma: The Shadow Factory Inc. Yapım: 2007 / ABD / 81 dk.

Colour from the Dark (2008)
Yönetmen: Ivan Zuccon Senaryo: Ivan Zuccon (The Colour Out of Space adlı hikayeden) Oyuncular: Debbie Rochon, Michael Segal, Marysia Kay, Gerry Shanahan, Eleanor James Yapımcı Firma: Studio Interzona Yapım : 2008 / İtalya / 92 dk.

The Dunwich Horror (2009)
Yönetmen: Leigh Scott Senaryo: Leigh Scott (The Dunwich Horror adlı hikayeden) Oyuncular: Griff Furst, Sarah Lieving, Jeffrey Combs Yapımcı Firma: Active Entertainment Finance Yapım : 2009 / ABD / 84 dk.

Korkusitesi için yazan Gökçin Onur

KAYNAKÇA

JOSHI, S.T. H.P.Lovecraft in His Time: A Dreamer and a Visionary, 1.Baskı, Liverpool: Liverpool University Press, 2001

MARTIN,Perry. Re-Animator Resurrectus, DVD, Amerika, Crest Digital 2007

MITCHELL,Charles P. The Complete H.P. Lovecraft Filmography, 1.Baskı, Greenwood Press, 2001

OWENS,Shawn R. The Eldricht Influence: The Life, Vision and Phenomenon of H.P. Lovecraft, DVD, Amerika, Shawn R. Owens, 2003.

WOODWARD, Frank H. Lovecraft: Fear of the Unknown, DVD, Amerika, Wyrd Documentary, 2008.

YENİŞAR, Kürşat, Video Oynatıcıların Ortaya Çıkışı İle Yükselişe Geçen İki Tür Olarak Amerikan Korku Ve Porno Sinemasının Benzerlikleri, , İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalı, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi 2008

Background of Lovecraft’s Work Maddesi (20.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/H._P._Lovecraft

Box Office Mojo, Re-Animator (23.04.2010)
http://www.boxofficemojo.com/movies/?id=reanimator.htm

Box Office Mojo, From Beyond (23.04.2010)
http://www.boxofficemojo.com/movies/?id=frombeyond.htm

Brian Yuzna Biography (01.05.2010)
http://www.re-animatorfilms.com/bio.yuzna.html

Del Toro Films 25.04.2010)
http://www.deltorofilms.com/ProjectPage.php?projectid=9

Early Life Başlığı (19.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/H._P._Lovecraft

H.P. Lovecraft (23.04.2010)
http://www.imdb.com/name/nm0522454/

H.R. Giger (01.05.2010)
http://www.hrgiger.com/frame.htm

IMDB – Jeffrey Combs (10.05.2010)
http://www.imdb.com/name/nm0001062/awards

Marriage & Newyork Başlığı (18.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/H._P._Lovecraft

My Space – Bryan Moore (24.04.2010)
http://www.myspace.com/reverendmoore

Necronomicon (01.05.2010)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Necronomicon

Production History Başlığı (24.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Resurrected

Race, Ethnicity and Class Başlığı (19.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/H._P._Lovecraft

rogerebert.com Movie Reviews (23.04.2010)
http://rogerebert.suntimes.com/apps/pbcs.dll/article?AID=/19851018/REVIEWS/510180303/1023
Re-Animator Films İnternet Sitesi – Stuart Gordon Biyografi (01.05.2010)
http://www.re-animatorfilms.com/bio.gordon.html

Trivia Başlığı (24.04.2010)
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Resurrected

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ