Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Silence of the Lambs

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

YasinKarakaya

19 Şubat 2010

7 Adet Yorum

7

Yönetmen: Jonathan Demme
Senaryo: Ted Tally, Thomas Harris (Kitap)
Yapım: 1991, ABD Süre: 118 Dakika
Oyuncular: Jodie Foster, Anthony Hopkins, Scott Glenn, Ted Levine, Kasi Lemmons

Jame “Buffalo Bill” Gumb adında bir psikopat, ABD Midwest’te genç kadınları öldürmektedir. FBI, Ajan Clarice Starling’i, katilin eylemleriyle ilgili ipuçları sağlayabilecek, çıldırmış bir mahkumla görüşme yapmaya gönderir. Bu mahkum, zeki olduğu kadar aynı zamanda bir yamyam olan ve yalnızca Starling’in karmaşık hayatı hakkında duyduğu hastalıklı merakı tatmin etmesi durumunda Starling’e yardım etmeyi kabul eden psikiyatrist Dr. Hannibal ‘The Cannibal’ Lecter’dır. İkilinin ilişkileri geliştikçe Starling yalnızca kendi gizli şeytanlarıyla mücadele etmek zorunda kalmaz, aynı zamanda cesaretinin bile durdurmaya yetmeyeceği bir şeytanla da yüzleşmesi gerekir!

Korku / gerilim sineması, çok ender olarak ‘Kuzuların Sessizliği‘ kadar ileri bir adım atmıştır. Filmin derin düşüncelere sevk eden psikozu, karmaşık olay örgüsüyle ve suç geriliminin estetiği ile birleştirildiğinde, insanı korkudan duvara tırmandıracak bir korku gösterisi ve evrensel bir başarı için mükemmel bir senaryo sağlıyor. Psikoloji alanını derinlemesine araştıran filmin, insanların gerçekten nelerden korktuğu hakkında bir kavrayışı var ve bu fikirleri akla gelebilecek en sadist ve karmaşık biçimlerde sahneliyor. Diğer bir deyişle, kafanızın içine giriyor ve orada kalıyor, çünkü hiçbir şey, film boyunca bu kadar gerçekçi bir biçimde portrelenen şeytan tasviri kadar korkutucu değil..

Thomas Harris sadist bir seri katilin izinin sürülmesi ve iki FBI dedektif adayı ile onlara yardımcı pozisyonundaki hapisteki katil arasında gelişmeye başlayan ilişkisi etrafında, mükemmel derecede kokuşmuş bir hikaye yaratmış. Dedektif adayı Clarice Starling, Hannibal Lecter’a özel sırlarını vererek, FBI ajanı Jack Crawford’a seri katil Buffalo Bill’i bulması için yardımcı olmaktadır. Elbette ki, olay örgüsü filmden sonra simge haline geldiği için, hikayenin geri kalanını anlatmak bana hiç gerekli gibi gelmiyor.

Öncelikle kusursuz performanslar gösteren Jodie Foster, Anthony Hopkins ve Ted Levine tarafından oluşturulan üç karakterden bahsedilmeli, özellikle de Hopkins’in canlandırdığı Hannibal Lecter’dan. Bu filmin her değerlendirmesinin işaret edeceği gibi, Hopkins’in performansını belirtmeden Kuzuların Sessizliği’ni tartışmak mümkün değil. Hannibal Lecter’ı yamyam bir katilden çok daha fazla bir şeye dönüştürüyor. Hopkins’in davranışları, ifade dolu bakışlarıyla ayakta durması ve dizginlenemeyen bir kötülüğü işaret eden ses tonu, sinema tarihindeki en unutulmaz karakterlerden birini yaratmaya yardımcı oluyor. Nazik, hürmetkar ve karmaşık birisi, ancak yalnızca ortadaki varlığı bile kötülük ve şeytansı duyguları uyandırıyor. Bu davranışlar tüm film boyunca sürüyor ve o kadar ustaca oynanıyor ki, Hannibal, tıpkı ustası Norman Bates gibi her sahne alışına bir korkunun eşlik etmesine rağmen, sevilebilir bir karakter haline geliyor.

Diğer tarafta olan Clarice Starling, hırslı olmasına ve güçlü görünmesine rağmen açık bir şekilde korunmasız ve naif bir kadın kahraman. Foster’ın performansı izleyicilerin onun için hissettiği tutkular ve duygulara büyük ölçüde katkıda bulunmasına rağmen yönetmen, Starling’i tüm zamanların en dayanıklı ve beklenmedik kahramanlarından biri olarak gösteren bir ortam yaratıyor. Film, Clarice’i mümkün olduğu kadar savunmasız ve çıplak göstermek için kullanabileceği tüm alanı kullanıyor. Filmde iki kere otoriter erkek polis memurlarıyla yalnız kalması müthiş yoğun bir cinsel gerilim yaratıyor. Dahası, Hannibal ile karşı karşıya gelmesi de eşit derecede yoğun duygular yaratıyor ve adamın ona olan apaçık takıntısı daha da tekinsiz bir atmosfer yaratıyor, hatta Hannibal hapisten kaçtıktan sonra bile.. Basitçe söylemek gerekirse Starling ona sahip olmayı, onu kullanmayı, onu sömürmeyi ve dilediği gibi yönetmeyi dileyen figürlerle çevrili ve bu onun, Buffalo Bill’in kadın nefretine karşı verdiği kavgada seyircilerin desteğini kolayca kazanmasına izin veriyor.

Lecter’ın hapishaneden kaçışı, iki yüzlülük ile tamamlanan filmin zirve noktası. Lecter seyircileri coşturan bir cani; tüyler ürpertici bir karakter ama aynı zamanda da sevimli!. Eş değerde bir psikotik düşman olan Bill’e karşı Ajan Starling’e sağladığı yardım Hannibal’ı desteklemek için ek bir neden. Hapishaneden kaçış denemesi sırasında onun kaçmasını istiyoruz, onunla ilgili öykü bitsin istemiyoruz, ancak yine de özgür kalması korku yaratıyor. Çıkışını sağlamak için birkaç polis memurunun ve sivilin cinayeti gerçekten korkutucu ve acımasızca. Dr. Lecter’ın tehlikesi ve düşmanlığı filmin her noktasında mevcut, ne kadar sevilebilir bir cani olursa olsun.

Son olarak, ikisi arasında ortak ‘düşman’ Buffalo Bill’den bahsedilmeli. Bill neredeyse trajik bir karakter haline geliyor, hayatı boyunca o kadar parçalara bölünmüş ve kullanılmış ki, kimliğini unutmak için son çare olarak kadınların derisini yüzmeye başlamış. Bununla birlikte, tamamen aşağılık ve affedilemez birisi, Lecter’ın eğlendirici ürkütücülüğü onda yok ve seyircilerin her iki adama yönelik duyduğu nefret için bir boşaltım aracı oluyor. Bu alışılmamış senaryonun başarısı, eşit derecede yazım, yönetim ve oyuncu performansından kaynaklanıyor ve filmi unutulmazlar arasına katarak beyinlerimize kazıyor. 90’larda ‘Se7en‘ ile birlikte türe öncülük etmiş bu filmi görmediyseniz hala ne duruyorsunuz!..

Yasin “Devilboy” Karakaya

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (7 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.