İnsanlar hayaletlere neden inanır? Eğlence için mi? Hayır! Ölümden sonra bir şeyler olduğu ihtimali için.1408 (2007)

Shank 2

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

06 Nisan 2012

0 Adet Yorum

0

HAYAT HİÇ DE ADİL DEĞİL DİYORSANIZ…

Günlük gülistanlık bir hayat yaşadığınıza mı inanıyorsunuz. Kız arkadaşınız ile ilişki durumunuz rutin ya da tam tezatı biçimde gereğinden fazla mı keyifli? Anladığım kadarıyla parasal anlamda bir sıkıntınız yok ve işler de tıkırında… Pekala eğer ki “kendime dert arıyorum” diyorsanız, kesinlikle doğru yerdesiniz, çünkü Shank 2, sizin çekilesi en keyifli derdiniz olmaya en yüksek perdeden aday!!!

Bilgisayar oyunları söz konusu olduğunda, son yılların en fazla rağbet gören trendlerinden biri hiç kuşkusuz çizgi roman estetiğine olan sadakat. Özellikle majör olmayan firmaların düşük bütçeli oyunları söz konusu olduğunda, optimum verim sağlayabilecek üç yönelim var. Bunlardan birincisi hiç kuşkusuz nesli kolay kolay tükenmeyecek gibi gözüken zombi furyası. Bir diğeri ise eski tarz oyunlara yönelim. Son olarak da listeye çizgi roman estetiği giriyor. İşte Shank sözü geçen son 2 maddeyi, başarılı bir biçimde adapte edebilen bir “düşük ağırlıklı oyun” örneği.

Son derece basit çizimlere, bu basit çizimlerden güç alan ara videolara ve bilgisayarınızda kapladığı pek de fazla olmayan yere istinaden söyleyebiliriz ki, Shank 2, yılın en eğlenceli atıştırmalık oyunlarından biri. Üstelik bir oyun severi cezbedecek pek çok referans noktasına da sahip. Öncelikle sevimli çizimlerinden beklenmeyecek kadar vahşi bir oyun.

Geçtiğimiz yılın en sert animasyon filmlerinden biri olan Boogie ile, tarz açısından sıkı akraba olduklarını söylesem de, Shank, asıl gücünü 90’lı yıllarda Amiga ve Sega konseptine yakınlığı ile birlikte, arcade salonlarında fazlasıyla vakit geçirmiş olan kitleye olan saygısından alıyor. İlk olarak akla erken dönem macera oyunlarını getirse de Contra, Metal Slug, Captain Commando, Cadillac Dinosaur, Haggar ve daha pek çok aksiyon oyunu başında değerli vakitlerini öldürmüş, çocukluklarını/gençliklerini yiyip bitirmiş kitle ile bir kez daha dans etmek istiyor.

Tarz olarak bu geri dönüş, artık görsel mükemmeliyetten kaçış bileti olarak kabul edilmeye başlandı. O sebepledir ki, geçtiğimiz yıl piyasaya sürülen Limbo, daha eski örneklerden biri olan Machinarium ya da yine geçtiğimiz yılın küçük çaplı bombası Misadventures of P.B. Winterbottom gibi oyunlar sayesinde, eski usül macera oyunları, hasret çekilen bu türü yeniden hortlattılar. Heart Of Darkness, Sanitorium ya da Oddworld gibi oyunlara olan özlemimizi gideren bu oyunlara saygımız sonsuz elbette, peki ama çiğ aksiyona olan açlığımızı nasıl bastırabiliriz? İşte Shank burada devreye giriyor ve oyuncuları, basit çizimlerin hüküm sürdüğü bir vahşet partisinin içine çekiyor.

Klei Entertainment’in geliştirdiği Shank 2’nin dağıtımı EA Games tarafından yapıldı. İlk oyundaki kesip biçme resitalinin ardından, meçhule doğru kaybolmuştuk. Hikayesini nihayete erdiren ilk oyunun ardından bir ikinci oyun gelmesi, biraz sürpriz oldu ama anlaşılan o ki yapımcılar Shank’e görev kitlemenin bir mahsuru olmayacağını düşünmüşler.

Shank, bir karakter olarak da Boogie’yi fazlasıyla andırıyor. En az onun kadar atarlı, acımasız, çevik ve iş bilir… Shank’in mazereti büyük olan asabiyetinin kaynağına gelecek olursak eğer…

Kalp rahatsızlığından mustarip bir komutan, kendine uygun kalbi bulabilmek adına yerel halka şiddet uygulamaya başlıyor. Bu zulme biraz ses yükseltenler ise kısa yoldan eşekler cennetine bilet kazanıyor. Shank ise bu ortama aslında istemeyerek düşmüş bir kahraman. Tabi bu cehennem mutfağındaki tek aykırı ses Shank’e ait değil. Her diktanın korkulu rüyası olan, rejim karşıtı asiler, burada da bu vahşet davullarının tokmağını kırmak adına birleşmiş durumdalar. Üstelik direnişin en azılı isimlerinden biri de Shank’in aradığı arkadaşı. Hal böyle olunca, kişisel bir “keyfim kaçtı adam doğradım” hikayesi, büyük bir direniş hareketine dönüşüyor.

Oyunda belli başlı gelişmeler var gibi gibi… Uzaktan bakınca öyle radikal dokunuşlar değil bunlar. Mesela, büyük ebatlı silahlarımız hala yeterli değil, kontroller her ne kadar ilk oyuna göre bir iki derece kolaylaşmış gibi gözükse de hala karmaşıklaşabiliyor ve Shank hala fazlasıyla zorlayıcı bir oyun. Tabi buradaki zorlayıcılık, yukarıda bahsettiğim akrabaları gibi, aksiyonun yoruculuğundan ve kalabalıklaşmasından kaynaklanan bir zorlayıcılık.

Shank 2’de hikaye yavaş yavaş açılıyor. Özellikle boss dövüşleri öncesinde ve hikaye bitiminde karşımıza çıkan çizgi film tadındaki videolar sayesinde, oyunun mazisi ve geleceği de çarşaf çarşaf açılmaya başlıyor. Bu ara videolardaki tarzın da ayrıca hoşuma gittiğini ve zaman zaman doksanlı yıllarda Disney çizgi filmlerinden aşina olduğumuz tarzın üzerine kafi miktarda anime sosu bandığını söyleyebilirim.

Shank 2’nin masaüstü ömrü pek de uzun sayılmaz. Her biri kafi uzunlukta 6 bölümden oluşan oyun, belli miktarda esir kurtarmak, belli miktarda düşmanı bıçakla deşmek ya da bomba ile imha etmek gibisinden küçük görevlerle dolu. Bu görevleri tamamlamak için bir oyun süresi de yetmiyor. Görevleri tamamladıkça yeni silahlar ve yeni karakterler açıyorsunuz. Bu sürpriz yumurtalar oyunun ömrünü biraz daha uzatıyor. Kötü olan ise karakterler ya da silahlar birbirinden farklı özelliklere sahip olduğu halde, ortada ciddi bir nüans yok!

Sözün özüne şöyle bir direksiyon kırmak gerekirse; Shank 2, en az ilki kadar eğlenceli bir oyun. Ama bu demek değil ki sizi sinir krizine sokmayacak tarafları yok! Bal gibi de var! Öyle yağ gibi kayan FPS oyunlarına, sadece önünüze gelenin vücuduna kurşun doldurmaya endeksli macera oyunlarına olan yatkınlığınıza olan güveniniz Shank’de en büyük düşmanınız. Çünkü Shank, garip bir biçimde oyuncunun tuş kombinasyonuna adapte olabilmek adına eciş bücüş olduğu, insana ecel terleri döktürecek bir ritme sahip bir macera. Hal böyle olunca, iki boyutun hafifliğine bakmadan, gerilimi de, aksiyonu da, vahşeti de karşılayacak bir oyun çıkıyor karşımıza. Bizlere de her ölümümüzün ardından saç baş yolmak düşüyor haliyle…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.