Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Shadows Of The Damned‏

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

24 Ağustos 2012

3 Adet Yorum

3

Yılın hit oyunları, konsolları ve PC’leri meşgul ededursun, ben sizlerin masasına, geçtiğimiz yılın en garip sürprizlerinden biri olan, aşırılıklar panayırı Shadows Of The Damned’ı sunayım iyisi mi?

Malumunuz, artık salt “adventure” harmanlı kaliteli korku oyunları azalmaya başladı. Her ne kadar Telltale mahsulü The Walking Dead ile aradığımız sularda yüzme şansını elde etmiş olsak da, aksiyona bulanmamış korku-gerilim çeşitlemelerine pek de sık rastlamıyoruz. Ya da bu ürünler genellikle bağımsız şirketlerden çıkıyor sadece. Hayır hayır, beklediğiniz açıklamayı yapamayacağım için üzgünüm, çünkü Shadows Of The Damned’da tahmin edilebileceği üzere, aksiyona banılıp çıkarılmış bir korku-gerilim çeşitlemesi. Ama kendisini özel kılan akrabalık bağları sayesinde, sıradan bir aksiyon-korku çeşitlemesi olmanın da birkaç adım ötesine geçiyor.

Shadows Of The Damned, Uzakdoğulu korku ustalarının elinden çıkmış, ama batılı makyaja sahip bir korku oyunu. Projenin arkasındaki isimler ise, oyunun maneviyatını birkaç kat arttırıyorlar. Örneğin, ilk dört Resident Evil oyununun ve aynı zamanda Code Name Veronica’nın, bir dönem başında saatlerimi harcadığım Dino Crisis’in, Onimusha ve Devil May Cry’ın ve son olarak da bizde fazla ses getirmiş olmasa da Killer 7’nin yapımcıları arasında yer alan Shinji Mikami ekibin en ağır topu. Killer 7’de Mikami ile birlikte çalışmış ve daha sonrasında Samurai Champloo ve No More Heroes ile diyetine devam etmiş Suda 51 lakaplı Goichi Suda ve tabi Silent Hill ’in efsanevi müziklerinin yaratıcısı, Silent Hill 4 : The Room’un da yapımcısı Akira Yamaoka…

Ek bilgi olarak, Yamaoka’nın sırf bu projede yer almak için Konami’den ayrıldığını, leziz şarkılarını yorumlayan Mary Elizabeth Mcglynn’i de yanına aldığını belirtmek gerekir. Yani bu açıdan Silent Hill serisinin çolak kaldığını iddia etmek pek de yanlış değil. Zaten her halkası ile biraz daha irtifa kaybeden seri adına pek de umutlu bir haber olmasa da, Shadows Of The Damned kabilinden ferah hikayelerin ortaya çıkması açısından da hayırlı sayılabilecek bir adım bu!

Shadows Of The Damned, tam da günün trendlerine uygun bir şekilde, bir korku-gerilim parodisi aslında! Pek çok açıdan Evil Dead: Regeneration’ı anımsattığını bile söyleyebiliriz. Dünyanın görüp görebileceği en mankafa psikopatlarından biri olan, Garcia’nın sevgilisini kötücül güçlerden kurtarması üzerine kurulu bir hikayesi var. Burada biraz soluklanıp, ana karakterimiz Garcia Hotspur’a parantez açmakta fayda var. Kötücül güçlere olan merakı ve türlü iblisle haşır neşir olması sebebi ile, iblisler neredeyse kendisinin gündelik hayatının bir parçası olmuş. Vücudunun münferit yerlerinde düzinelerce yara izi bulunan Garcia gibi bir manyağın, kız arkadaşı olabilmek de malumunuz pek kolay değil. Bu sebeple oyun süresince yüzünü pek sık göremediğimiz Paula’nın da, melek gibi görüntüsünün altında, ondan kalır yani olmadığını düşünmek en doğal hakkımız.

Yine de hakkını yememek lazım, her ne kadar ultra psikopat bir karakter olsa da, sevdiği kadın için cehennemin dibine gitmekten çekinmeyen, yürekli bir aşık Garcia. Tabi bu külfetle dolu yolda yalnız da sayılmaz. Kendisini türlü öcülerden koruyacak ilginç silahları da bu yolculuğu nihayete erdirmesini sağlayan en önemli yoldaşları. Garcia’nın silahı ile olan münasebeti ile, Evil Dead: Regeneration da Ash ile, sevimsiz cüce dostu Sam’in kankalığı hemen hemen aynı mertebede diyebiliriz. Garcia’ya sesini veren ünlü dublaj sanatçısı Steve Blum ’ın da karaktere kattıklarını göz ardı etmemek lazım.

Garcia’nın iblisler alemindeki yolculuğunu, Dante’nin İlahi Komedya’sına benzetenler olacaktır muhtemelen, oyunun tonlarının’da Inferno ’nun grafiklerini anımsatmasının manidar tarafları var elbette. Tabi korku ustalarının göndermeleri sadece bununla sınırlı da değil. Evil Dead, Sometimes They Come Back ve Hellraiser serisi, etkilenim noktalarından sadece bazıları.

Gel gelelim oyuncuların bir kısmının Shadows Of The Damned’a gizliden gizliye kin beslediğini de söylemeden geçmemek lazım. Oyuna sinmiş olan Güney Amerika tonları sebebi ile ezberleri bozulan Amerikalı takipçiler, nedense bunu da eksi hanesine zımbalamakta gecikmediler. Oyunun ana karakterinin, Rockstar Games oyunlarının azılı psikopatlarından birine benzemesi bile, kimi oyuncular için –nedense- eksi puan hanesine işlenmiş vaziyette. Kaldı ki Garci’da pek çok ana karakterden izler bulabilmek mümkün. O, kimi zaman Devil May Cry’ın Dante’si, kimi zaman Highlander’ın Colin’i… Hatta ve hatta Silent Hill’in Henry Mason’u …

Bu kadar kelamın üzerine, oyunun asıl gücünü absürt mizahtan aldığını söylememe gerek yok sanırım. Gerçi buradaki absürtlüğün de öyle alelade, oyuncunun burnuna sokulan türden olduğunu söylemek yanlış olur. Daha ziyade, korku sinefillerini mükafatlandıracak türden göndermeler barındırıyor oyun. Bu bakımdan da seksenli ve doksanlı yıllarda kafi miktarda korku filmi izlememiş oyun severler için, sıradan bir korku-gerilim-aksiyon çeşitlemesi olmanın ötesine geçebilmesi biraz zor. Ama korku türüne duyduğu ilgi, konsol oyunları ile sınırlı olmayanlar için oldukça keyifli bir deneyim olacaktır Shadows Of The Damned

Oyunun, üst düzey bir sürükleyiciliğe sahip olduğunu iddia edemesem de, bir oturuşta bitirilebilecek kadar konsantre olduğunu söyleyebilirim. Optimum 5-6 saatlik bir oynama ömrüne sahip olan Shadows Of The Damned, bir korku-aksiyon mensubu olarak, oyuncusunu tatminkar edebilecek süreye sahip sayılır. Her ne kadar Garcia’nın Paula’yı kurtarma öyküsü, daha önce sık kullanılan korku-gerilim metotlarına tabi olsa da, ekibin oyunu eğlencelik bir takip aralığına kavuşturduğunu söyleyebiliriz.

Son tahlilde, korku-gerilim parodilerini sevenler elbette ki es geçmeyeceklerdir. Diğer yandan, multi bütçeli ve birbirinin klonu olan popüler oyunların baskısı sebebi ile nefes darlığı çeken oyun severler için viks kıvamında bir mola olması muhtemel…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ