Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

Şey, Pardon… Siz Bir Suçlu musunuz Acaba?…

Kriminal Dosyalar

BurakBayülgen

23 Mayıs 2014

0 Adet Yorum

0

john-wayne-gacy

1.

DAMGALADILAR, DAĞLADILAR, HATTA KESTİLER… AMA…

Belleğe gönderilen işaretler ve imgelerden yararlanılarak suçluları ve bir sonraki suç işleme potansiyelini belirginleştirmek ve tabiri caizse imgeleştirmek, masum olarak nitelendirilen kesime iyi hizmet sağlıyordu.

Bilimsel verilerin ışığında daha az hata yapma potansiyeline sahip adli bilimlerin ilk dönemlerinde bir suçluyu suçsuzdan ayırmak için damgalama, dağlama ve hatta vücuttan ufak bir bölümün kesilmesi yöntemine bile başvurulabiliyordu.* Yani suçlular imgeleştiriliyordu.

Bu imgelenmiş suçlular aynı zamanda toplumsal belleğin de ürünleri olan keskin bir yargıyı getirdi ama bu yargılama, hatırlama, değerlendirme ve önyargılaştırma da belleklerde gerek istatistikler, gerek medya aracılığıyla ve gerek toplumsal statülerin öteki sıfatıyla değerlendirilmeleriyle yer edindiler.

Bellekler de kendiliğinden sanki doğalmışçasına istatistikler çıkarmaya başladı. Örneğin; işlenmiş bir suçun belleklerde şu ya da bu özelliklere ait biri tarafından işlenebileceğine dair daha öncesinden hatırlananlar, patlak verenler, manşetlere taşınanlar ve ikonlaştırılanlar… (Suçu işleyen kişinin öncesi ve sonrası davranışları hakkında psikoloji bazlı varsayımlar yapmak başka bir şeydir, suçlu şu sınıfa mensuptur, ya da şu cinsiyettedir diye tanı koymak başka bir şeydir.)

charles-manson

Bununla beraber bu imgelerin, istatistiklerin ve bu verilerin belleklere kazınan elementleri, 20. ve 21. yy’da bizleri çoğu kez şaşkınlık içinde bıraktı ve bırakmaya devam ediyor.

Öteki olarak iyicene belirginleşmiş ırklar, sınıflar ve alt kültürler hep tehdit olarak algılanabilirken, popüler kültürün medya ile tavan yaptığı dönemlerde artık suçlular ötekiden de öte, tamamen toplum kurallarına, geleneklerine, yasalarına ve eğitim sistemine uyumlu, bilinçli ve sadık kişilerden çıkabiliyordu.

İlk dönemlerde damgalanarak, dağlanarak ve vücut organları kesilerek işaretlenmiş kişilerden birileri değildi bu bahsettiğimiz suçlular. Neticede yine geçmişten gelen istatistiklere dayanarak bu suçluların daha öncesine ait sabıkaları, vakaları ve eylemleri yani daha insancıl yoldan imgeleştirilmeleri bekleniyordu.

Halbuki bizi şaşkınlık içinde bırakan suçlu profillerine sahip psikopatlar diğer tarafta yer alıyorlardı ve belleklerde hiç bir işaret onların suçlu ve cani olabileceklerini söyletmiyor, en önemlisi hatırlatmıyordu.

Şimdilerde ise bu konuda bellek ve toplumsal bellek paranoyaya sebebiyet veren ana etken. Hatırlanan ve hazmedilmek üzere yer eden kriminal eylemler birbirinden yüz seksen derece farklı kollarda, tutarsız ve oldukça ironik…

2.

ADAMIN KAVİSLİ BİR BURNU, GENİŞ BİR ALNI VARDI ve SANKİ BİR YERDEN TANIYOR GİBİYİM…

Bellek törpülenebildiği için adli bilimler suçun aydınlatılmasını bilimsel verilere dayandırmakla en güvenilir, en pratik ve en hata payı az (yine de pek çok kez hatalar yapılmıştır) sonuçlara ve sonuca giden yöntemlere kavuşmuştur.

sevil-atasoy

Bu konunun Türkiye’deki en önemli kaynaklarından biri olan Sevil Atasoy yazılarında bu bilimsel verilerin önemini ve suçun çözümünün bu bilimsel verilere dayanması gerektiğini her daim vurgular. Öyle ki Atasoy’u korkutan unsurların başında haksız yere suçlu muamelesi gören ve ağır yaptırımlara maruz kalmış mağdurlar gelir. Oldukça hümanist yaklaşımının ardında nelerin bilimsel veriler, nelerin tam güvenilir olmayan veriler oldukları üzerinde de düşündürtür. İki tanesi var ki doğru veriler olup olmadığı tartışılıyor:

Çocukların tanıklıkları ve ifadeleri… ve direkt robot resimlerden yola çıkarak suçlanan kişiler…

Bu iki verinin doğruluğunu sorgulamak yerine bu verilerin yanıltıcı olabileceğinden yola çıkarak bir sürü soru sorabiliriz. Kişisel olarak vereceğiniz cevaplar polisler, savcılar, kriminologlar ve adli tıp mensupları için belki de bir anlam ifade etmeyecektir ancak bellek ve toplumsal bellek mevzusuna etkili bir düşünme yöntemi üretebileceği gibi bu verilerin bellek ile bağlantılı popüler (birazdan bu kelimeyle ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız) değerine varabiliriz.

robot-resim

3.

BELLEK’İ SORGU ODASINA KAPATTIK… SORULAR BAŞLASIN…

İstatistiksel verilerle şartlanmış bellekler ve bu belleklere karşı argüman olarak sunulan beklenmedik ve şok edici suç ve suçlu profillerinin üstüne bir de çocukların mecbur kaldıkları ve etkilendikleri medya da eklenince bir robot resmin belleklere kazınan bir film karakterine (katil, psikopat, öcü,) çok benzemesi gibi bir durum beklenmeli mi?…

Çocukların belleklerinde öcü olarak yer edinen bir imge, bir robot resim için güvenilir bir kaynak oluşturabilir mi?… Ya da gerçekten tarif ettikleri profil birebir doğru mu?…

Bir çocuk “beni kovalayan bir palyaço var” diyerek polisi aradığında, ona “bu akşam annen sana hangi masalı anlattı?…” diye stereotip bir cevap mı verilmeli yoksa “ekip otoları yolda, benimle bağlantıyı kopartma” mı denmeli? Bu cevaplar telefonun diğer ucundaki polis memurunun insiyatifine mi kalır?…

cocuk-cinayet

Çocuk belleği, hayal gücünün dezavantajlarıyla mı sorgulanmalı?…

Bu denklemin iki ucunun da ortak paydası var: Medya hayalinden uydurmuyor.. Hayalinden uyduranlar gerçeklere dayandırıyor, ya da gerçeklerden esinleniyor… Gerçeklerden esinlenenler bir film kahramanı kadar ilgi topluyor… Toplanan ilgi ise şok edici yeni gerçek suçları tetikliyor… Yani bir çocuk tanık “Buffalo Bill’i tarif ettiği zaman haklı sayılmaz mı şimdi?…

*Cole, Simon A. Şüpheli Kimlikler; Parmak İzinin Ve Kriminal Kimlik Tespitinin Tarihi. Çev: Esen Türay. Oğlak Yayıncılık. 2005.

İlk olarak Kargamecmua Haziran 2010 “Bellek’’ sayısında yayınlanmıştır…

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ