İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

Seri Katil Tehdidi ve Çelişkileri

KRİMİNAL

Kriminal Dosyalar

BurakBayülgen

30 Ocak 2010

11 Adet Yorum

11

sk-celiskileri1
Türkiye’de Neden Seri Katil Filmi Olmadığı Üzerine Çalışma

Türk film endüstrisi Western dahil olmak üzere her tür filme el atmakla birlikte, en az korku filmlerine el atmıştır. Buna ek olarak Türk korku filmleri hikayeleri genelde batının Türkleştirilmesi olarak görülürse –örnek: Drakula İstanbul’da (Mehmet Muhtar, 1953) ve Şeytan (Metin Erksan, 1974) slasher alt türüne hiç el atmamıştır.
Türk Sinemasında hiçbir zaman genç kurbanlarının vücutlarını sivri bir cisimle parçalayan Freddy Krueger ya da Jason Voorhees gibi karakterlere rastlanmamaktadır. Bu çalışmada neden Türkiye’de slasher filmlerine rastlanılmadığına ve rastlamanın zor olacağına değinilecektir. Bu noktadaki duruş Türk Popülasyonuna ve Paranoyasına uyacak zihinlerde korku yaratacak gerçek bir seri katilin tam anlamıyla ortaya çıkmayışı şeklinde olacaktır. Buna paralel olarak Türk Sinemasının neden Michael Myers’leri ve Jason Voorhees’leri olmadığına da değinilecektir.

Kaya Özkaracalar bir seri katil karakterinin ortaya çıkmayışı ile ilgili olarak öncelikle Türk’lerin neden korktuklarına değiniyor:

Karşı tartışma gösteriyor ki Türk kültürü hayaletlere kendi folklöründe umacı ve cin gibi korkutucu öğelere (cin, umacı ve karakoncolos ) yer ayırıyor.

Slasher film türü ortaya koyabilmek için öncelikle gerçek bir seri katilin Amerikan filmlerince ne olduğunu tanımlamak gerekir. Çünkü bu bağlamda tanımlanan Amerikan-vari seri katil, Türkiye’de işlenmiş cinayetler ile çelişmektedir. Böylelikle Halloween (John Carpenter 1978), Texas Chainsaw Massacre (Tobe Hooper, 1974), The Last House on The Left (Wes Craven, 1972) gibi filmler Türkiye’nin korku anlayışı ile ayrışan seri katil karakterlerinin yaratılışı olarak algılanmalıdır. Türkiye bugüne dek çok cinayet görmüştür ancak Türk toplumunda asla bir Albert Fish, Richard Ramirez veya Ted Bundy gibi yamyam, satanist veya homoseksüel bir katile rastlanmamıştır. Eğer bu katiller “öteki” konseptine yerleştirilirse, özellikle özdeşleşme sürecinde Türkiye’nin “öteki” konseptinin bu yöntemlere uyuşmadığını görürüz.

sk-celiskileri2

“Öteki” Bir Tehdit Olarak Görülmemiştir

Amerika’nın ve Türkiye’nin toplumsal paranoyalarını birbirleriyle kıyaslarsak Amerika’da görülen cinayetler ve katiller şehvet katili olarak nitelendirilmelidir. Seri katil filmleri de bu yöntemle işlemektedir. –Psiko-analitik olarak seksüel korkular, iğdiş edilme korkusu gibi-. Ancak bu Amerikan Paranoyasını Türk Paranoyasıyla kıyaslamada bir problematik oluşturacaktır. Öncelikle Kaya Özkaracalar’a destek vermek için Amerikan kültürel ve toplumsal problematiklerini açıklamak lazım. Vücut ve bıçak ilişkisi ve şehvet için öldürmek Türk Paranoyasında yer almamaktadır.

Tarihsel olarak geriye gidildiği vakit 1810’larda başlayan Sınır Miti ile karşılaşılır.

Amerikan ekonomisinin gelişmesi yeni yerleri tarıma yönlendirdi. Amerikan Ekonomisinin gelişmesi; “metropolis”teki girişimci, teknolojik ve endüstriyel gelişimi, eğitimde ve ürün almadaki üstünleşmesi, çoğunu sınırın ötesindeki yeni kaynaklara borçludur. (SLOTKIN, 1998)

Bu mit kendini Western filmlerinde gösterecek ve esasen seri katil korkusundan çok da fazla yabancı olmayan somut korkuyu yaratacaktır.

Amerika kendi ulusunu kurmaya çalışırken, terra incognita dediği alabildiğince boş topraklar onlar için “öteki” idi. Keşifçiler gidebildikleri kadar bir takım yerlere gittiler ve bir sınır çektiler. Geldikleri yeri “ulus” ve “kültür” olarak adlandırdılar ve sınırın dışındaki yerleri vahşi doğa yani kültür ve ulus dışı yer olarak tanımladılar. Halbuki bu yerlerde yaşayan o toprakların yerlileri mevcuttu ve onlar da “ulus” ve “kültür” dışı bırakılmışlardı. Bu durumda sınıra kadar gelenler için en büyük korku sınır dışındaki Yerli Amerikalılar yani Kızılderililerdi. Bu tehdit bizim kültürümüzde çokça yer edinmiş umacı ve cin gibi tehditlerden farklı olarak somut bir tehditti. Amerika’nın bu tehditleri The Red River (Howard Hawks, 1948), The Searchers (John Ford, 1956) gibi Western filmlerinin paradigmalarıydı. Halbuki Türk Sineması Ulusal Kahraman olarak Efe filmleri üretiyordu ve bu filmler Türkiye’nin problemleri olduğu ülkelere ait somut korkular değildi.

sk-celiskileri3

Bu noktada Türkiye’nin katil bir kahraman yaratma şansı mevcuttu. Hem de tam da M (Fritz Lang, 1931) ve Candyman’de (Bernard Rose, 1992) görülecek şekilde.

Ama “öteki” korkutmak için yeterli değildi. Tam aksine melodramatik olarak Yeşilçam’ın ele aldığı bir konsept haline geldi.

Leatherface ve Michael Myers gibi karakterler Amerika’da yetişmiş Amerikan vatandaşı olarak Amerika’nın huzurunu bozacak bütün korkuyu elinde barındırıyordu. Bu da tıpkı bir zamanlar Kızılderililerden gelen somut korkuya benziyordu. Bu durumda “öteki” Türkiye’nin sınırlarının dışından gelen bir korku ile özdeşleşmiyordu. Bu doğrultuda duruş, melodramatik öğeler hiçbir zaman toplumda bir seri katil karakteri çıkaramadığı doğrultusundadır. Ve esasen hiçbir zaman da denenmedi.

Türkiye’nin filmlere uygulayacak bir seri katil miti var mı ?

Amerikan seri katilleri şehvet katilleri olarak tanımlanmaktadır. Motivasyonları seksüel taciz şeklinde zarar vermekten yola çıkmaktadır.

Bu özellikle “sadist” katillerle belirginleşir. Bu katiller motivasyonlarını şöyle tanımlar: “Ben kıza tecavüz etmedim, onu yok etmek istedim. (HAZELWOOD & DOUGLAS, 1980)

Daha gözle görünen bir gerçek ise bu seri katiller bir kurbanı öldürdükleri vakit, bir süre öldürmeyi bırakırlar. Bu da öldürmenin seksüel bir hareket ve ilişki ile birleşimidir. Seks yapıldıktan sonra taraflar doyuma ulaşır ve bir sonraki ilişki için biraz zamana ihtiyaç duyarlar. Bu da onları “şehvet katili” olarak tanımlamanın başlıca nedenlerindendir. Diğer bir neden ise slasher filmlerin vazgeçilmezi olan bir kesici alet ile kurbanın öldürülmesidir. Tıpkı Michael Myers’in bıçağı, Leatherface’in elektrikli testeresi ve en önemlisi Freddy’nin eldiveni gibi… Bu “kesici” katiller aynı zamanda somut bir gerçek olan Amerikan seri katillerini parodize ederler. Freddy’nin “Welcome To The Prime Time, Bitch” diyerek kurbanını öldürmesi gibi.

Amerika’nın yakın zaman en büyük tehditlerine bakıldığı zaman Hippiler, Komünistler, Latinler ve Siyahlar görülür. Vietnam Savaşı etrafında dönen ideolojiler, özgürlük ve aşk çığlıkları Charles Manson gibi bir katilin doğmasına sebebiyet veren hem görülür hem de görünmeyen nedenlerdir. Amerika yeni ideolojiler üretirken, ahlak değerlerinden de baya bir ödün vermek zorunda kalıyordu.

sk-celiskileri4

Esasen aynı tema Türkiye’ye de uyarlanabilir. Neden Türkiye Komünistler ve Faşistler kavgasında Amerika’daki gibi bir seri katil yaratamadı? Bu dönemde işlenen cinayet ve öldürmeler kuşkusuz ki sayısızdır ancak bahsedilen seri katil tam da bu dönemde çıkması uygun olan şehvet katilidir. Yani bir ideolojiyi dayatmak için öldürmeyen, psikopatalojik bir zihin ile dolaşan ve zevk için öldüren bir katil. Madem Amerika’da Hippiler bir devrin tehdidi ve korkusuydu, o halde Türkiye için de 68’in Komünist ve Faşistleri bir tehdit ve somut korku oluşturabilirdi. Ancak Türkiye sevgi ve aşkı bağıran özgür-seks jenerasyonundan çok sınırları dahilindeki Askeri Darbe ile meşguldü. Çoğul ideolojilerin Türkiye’de barınması Amerika’nın Meksikalı Richard Ramirez gibi seri katil mitlerini çıkarmasından daha farklıydı. Ve bu somut tehdit Askeri Darbe ile sonuçlandı. İdeolojik kavga tek bir ideolojinin oturup bütün Türkiye’ye hükmetmesine çare olamadı.

Amerika’nın ideolojik değişimleri seri katiller gibi ürünler verirken Türkiye’nin ki sadece kendi çaplarında isyancıları ile sonuçlandı ve bu isyanlar üç kişinin asılması ile son buldu. (Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan). Bu kişiler hiçbir cinayete karışmadılarsa da Türkiye onların isyanını bir tehdit olarak algıladı. Eğer Charles Manson Amerika için bir tehditse Türkiye’de hiç kimseyi öldürmemesine rağmen tehdit olarak algılanan Deniz Gezmiş idi. Demek ki Türkiye’nin tehdit olarak algıladıkları katil değil, ideolojiler ve savunucularıydı.

Özgürlük ve aşk jenerasyonunun Amerika’nın her yanına yayılması Türkiye’de bir ideolojinin oturması ile eşleşmiyor. Eğer Türkiye’deki cinayetlere bakılacak olunursa Fikret Topallı’nın belirttiği şu 5 sebebe varılır

1) Hırs sebebiyle öldürme.
2) Şehevi hisler veya ahlak düşkünlüğü sebebiyle işlenen cinayetler.
3) İhtiras yüzünden işlenen cinayetler.
4) Siyasi öldürme vakaları.
5) Dikkatsizlik yüzünden öldürme.

İkinci ve üçüncü cinayet sebepleri Amerika’ya yakın duruyor ancak Türkiye’nin modernleşme süreci kaypak bir zemin üstündeydi. Türkiye kendini dünyaya tanıtma çabası içindeyken kendi sınırları içinde barındırdığı bir seri katili tanıtmak istemezdi. Amerika’nın vahşeti resmileşmişken ve popüler kültürün bir parçası olarak pek çok fanatik edindi.
Türkiye’nin üçüncü sayfa fenomeni asla öldürme aksiyonuna ilgileri çekmedi ama toplumda olan bitenler hakkındaki okumalara sebep oldu. Bu gazetelerdeki üçüncü sayfa cinayetleri Türkiye’nin modernleşme ve gelişiminden ziyade eğitimsiz toplumun bu gelişim sürecini öldüreceğini simgeliyordu. Bu durumda Türkiye bir cinayeti popülerleştirmek istemiyordu.

sk-celiskileri5

Özdeşleşme Korkusu

Eğer bir seri katil filmi Türkiye’de yapılsaydı Türk seyircisi kendini kurban ile özdeşleştirirdi. Bunun sebebi Türkiye’nin ulusallık kapsamında cinayeti algılayışı ve tarif edişidir. Ve katil karakteri, Türkiye’nin popüler üçüncü sayfa anlayışından dolayı Türkiye’nin genel yapısı için uygunsuz kaçardı.

Bu çalışmaya göre katilin erkek kem göz bakışı (gaze) Türkiye’nin gelişim sürecini yavaşlatır. Ve kazanan bir seri katil imgesi, Türkiye’nin sanat sineması denilen kavramda yerini almasında tamamen bir geri adımdır. Bir nevi katil ile özdeşleşmek tabudur çünkü Türk ulusallığının korktuğu cin ve umacı özdeşleşmekten uzak tehditlerdir. Efe filmleriyle ortaya çıkan kahramanlar özdeşleşme konusunda toplumun en büyük örnekleridirler.

***

Türkiye bir seri katil miti önermediğinden, korku sineması bu kaynaktan beslenemedi. Görüldüğü üzere Amerkan seri katil filmleri Charles Manson, Edward Gein, Richard Ramirez, John Wayne Gacy gibi çoğaltılabilen seri katil örneklerinden beslenmiştir ve bunları hem psiko-analitik olarak hem de eleştirel bir şekilde ele almıştır.

Eğer Türkiye popülasyonunda ve gelişiminde seri katilleri bir geri adım atma olarak algılarsa, bu konsepti hiçbir zaman filmlerine uygulayamaz.Ve eğer seri katiller bir “öteki” ise, Türkiye’de “öteki” tamamen başka bir şekilde algılanmıştır. “Öteki”ye bakış açısı seri katil mitinin eksikliğini doğurduğu gibi seri katil eksikliği de kendini özdeşleşme korkusuna bırakır.

Korkucu.com için yazan Burak Bayülgen

Kaynakça:
* Richard Slotkin, “Introduction,” in The Gunfinder Nation: The Myth of the Frontier in Twentieth-Century America (University of Oklahoma Press, 1998), pp. 1-26.
* Topallı, Fikret, “Seri Katiller” İthaki Yayınları, 2006.
* Clover, Carol J.: “Men, Women and Chainsaws: Gender In The Modern Horror Film”. (Princeton University Press.) pp. 21-63.
* Özkaracalar, Kaya: Fear Without Frontiers: Horror Cinema Across The Globe “Between Appropriation & Innovation: Turkish Horror Cinema” (FAB Press, 2003) pp. 205-217.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ