İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

Scrapbook

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

21 Haziran 2010

15 Adet Yorum

15

Yönetmen: Eric Stanze
Senaryo: Tommy Biondo
Imdb Puanı: 4.9/10
Yapım: 1999, ABD Süre: 95 Dakika (Sansürlü 80 dk.)
Oyuncular: Emily Haack, Tommy Biondo

Seri katillerin incelendiği yazıda “Niçin Türkiye’de düzgün bir seri katil çıkaramıyoruz?” sorunsalını tartışmış ve belli bir yere ulaşmıştık. Bu filmi izlerken aklıma hep bu düşünce geldi; insanlara empoze edilmeye çalışılan bu bireysellik duygusu nelere kadir!… Bireysel başarıların pohpohlandığı, yardımlaşmanın yok sayıldığı, rekabetin kızıştırıldığı ve başarısız olmakla hiçbir şey olmanın aynı şey olduğu toplum yapısı; bizim gibi bir Doğu ülkesi için çok yabancı. Herhalde onun için seri katillerin hası Amerika’dan çıkıyor. Bireyin başarılı ve güçlü olduğunu kanıtlaması lazım; eğer bunu ilan edemeyecekse en azından kendisine kanıtlaması gerekiyor. Aynı filmimizdeki Leonard gibi…

Leonard ne kadar güçlü olduğunu kendisine kanıtlamak için bir anı defteri (scrapbook) tutuyor. Kaçırdığı, tecavüz ettiği, işkence yapıp öldürdüğü kurbanların polaroid resimlerini buraya yapıştırıyor ve boş sayfalar kurbanların o anda hissettiklerini aktaran kendi yazılarıyla dolu. Leonard’ın bu davranışı; içindeki başarısızlık duygusunu yok etmek, onu yadsımak için yaptığı aşikar. Bu üstünlük ve tatmin duygusu kendi içinde olmadığı için, boşluğu bir objeyle (defterle) kapatıyor. Böylece kendisinin asıl hayatı haline gelen bu defter, onun hiçliğini yalanlayacak tek gerçek haline geliyor.

Leonard’ın defterinin tamamlanabilmesi için kaçırdığı son kurban (son sayfa) Clara adında bir genç kız oluyor. Clara hakkında herhangi bir bilgi verilmiyor; olaydan önceki hayatı konusunda ip ucu yok. Nasıl kaçırıldığını da bilmiyoruz. Sadece bir kamyonetin kasasında, karanlıkta bir önceki kurban kızla konuşurken yakalıyoruz kendisini ve kötü adamımız Leonard, kamyonetin kapağını açtığı vakit olayların ciddiyetiyle karşı karşıya kalıyoruz. Issızlığın ortasında bir çiftlik evine hapsedilen Clara, Leonard’ın fiziksel ve psikolojik işkencelerine maruz kalıyor; aç bırakılıyor, tecavüze uğruyor. Baştan dirense de Leonard’ın kitabındaki bir bölüm olmak zorunda kalıyor ama hafiften kafayı sıyıran kız başka bir çıkış yolu gözlüyor.

İlkönce belirtmeliyim ki film beklediğimden çok farklı çıktı. Her anlamda ucuz bir film beklerken, oyunculuk ve gerçekçilik bakımından benzerlerinden çok üstün bir film izledim. Atmosfer bir Dogma filminden fırlamış gibi, doğal ışık kullanılmış, dekor yok. Herşey gerçek bir evin içinde geçiyor ve bence bu evin bu kadar pis olabilmesi için günlerini harcamış olmalılar. Tüm film tek bir omuz kamerasıyla çekilmiş, fakat “August Underground” gibi yapay durmuyor. İzlerken film içinde değişik tadlar buldum. Bu kadar grafik şiddet olmasa filmi Haneke çekmiş diyebilirdim. Tabii filmin başındaki gereksiz “enseste yatkın aile” segmentiyle şiddeti anlamlı hale getirme çabaları da gözardı edilmeli. Zaten filmin en ucuz bölümü, Leonard’ın abla ve abisi tarafından cinsel tacize uğradığı bu sahnelerden oluşuyor. Filmdeki çiğ cinsellik Lars Von Trier’i andırıyor. Öyküdeki sado-mazo dokunuşlar ve kurban- tacizci ilişkisi bana “Il Portiere di Notte”yi, sadece iki karakter arasında geçen bir tiyatro sahnesi gibi göründüğü için birazcık da “Death and the Maiden”i hatırlattı (ama birazcık).

Filmi ayakta tutan en büyük unsurun oyunculuk olduğunun altını bir defa daha çizmek lazım. Eğer çoğunluk izleyiciye ulaşabilecek bir film olsaydı (ki kesinlikle değil; sınırlı izleyiciye ulaşmalı) sinema tarihinin en korkunç kötü adamı olabilecek Leonard’ı canlandıran Tommy Biondo inandırıcılığın sınırlarında dolaşan bir performans sunuyor. Yaklaşık 5 yıl süren araştırmaları sonucu gerçek bir olaydan kaynak alarak yazdığı senaryodaki kötü adam o olmayacak da kim olacak? Yönetmen Eric Stanze’in çocukluk arkadaşı olan aktör, onun sahibi olduğu firmanın hemen tüm filmlerinde rol almış fakat yıllarca uğraştığı bu filmin gösterime girmesini bekleyemeden bir trafik kazası sonucu erken yaşta hayatını kaybetmiş. Çok yazık.

Eric Stanze’a gelirsek, gerçekten iyi bir işe imza attığını söylemeliyim. Daha çocukken korku filmi çekmeye başlayan bu adam, IMDb’ye göre, direkt DVD piyasası için film çeken ilk bağımsız film yapım şirketinin (Wicked Pixel Cinema) sahibi aynı zamanda. Japonya’da çok iyi satış karı getiren bu pazarlama yönteminin Amerika’da bu kadar geç denenmesi bana garip gelmedi değil. Ama hepsi bir yana filmin asıl bombası, Clara’yı canlandıran Emily Haack. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yüz ifadesinden midir, verdiği tepkilerden midir emin değilim ama şimdiye kadar izlediğim en iyi kurban rolünü sunuyor bizlere. Kesinlikle takdir edilmeli. O kadar ki bir yerden sonra izlediklerimin gerçek olduğunu düşünüp kızcağıza karşı acıma duygusu uyandı içimde. Üstelik ilk rolü bu; daha sonra bir Korku ve B-Movie Kraliçesi olmuş farkında değiliz.

En sinir bozucu ve rahatsız edici filmler” yazımda da sözünü ettiğim gibi, izlenmesi ve tahammül edilmesi çok zor bir film. Olayların gerçeklik payını göz önüne alınca iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Pornografiye varan çıplaklık, ekstrem şiddet ve gore içeren bu filmi kesinlikle herkese önermiyorum. Ama izleyecek gücü bulursanız da kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. IMDb puanını göz önüne almayın. Genel film izleyicisinin ağız tadına uyacak bir film değil bu. Onun yerine ödüllerine bakalım: 2001 yılı B-Movie Ödüllerinde En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo ve en iyi cani karakteri ödülünü almış. Rue Morgue Dergisine göre de 2001 yılının en iyi bağımsız filmi olarak kendinden söz ettirmiş bu “sıfır bütçeli” filmi mümkünse sansürsüz (bulmak çok zor ama) izlemenizi salık veririm.

Murat “Wherearethevelvets” Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (15 Yorum)

YORUM YAZ