Uzayda çığlığınızı kimse duyamaz... Alien (1979)

Santa Sangre

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

06 Temmuz 2010

5 Adet Yorum

5

Yönetmen: Alejandro Jodorowsky
Senaryo: Alejandro Jodorowsky
Imdb Puanı: 7.7/10
Yapım: 1989, Meksika/İtalya Süre:120 Dakika
Oyuncular: Axel Jodorowsky, Adan Jodorowsky, Blanca Guerra, Guy Stockwell, Thelma Tixou

Uzun zamandır sitede hakkında yazı yazılmamış ilgi çekici bir film ararken en iyi 100 korku filmi diye bir listede karşılaştığım Santa Sangre’yi sonunda izleme şansı buldum. Korku klasiklerinden oluşan listeye epeyce yüksek sıralardan giren bu film bende çok büyük bir beklenti yaratmıştı.

Filmimiz bir akıl hastanesinde açılış yapıyor. Kapatıldığı odada çırılçıplak gezinen ve insandan çok kafese kapatılmış bir hayvan gibi davranan karakterimiz Fenix’le tanışıyoruz. Kendisine verilen yiyecekler yerine çiğ balık yemeyi tercih eden, odasında bulunan ipe ve ağaç kütüğüne tırmanan Fenix, yaptığı hareketler dışında son derece normal bir görüntüye sahip. Uzun saçları ve sakalıyla ilk anda bir Hz. İsa benzerliği farkediyoruz.

Karaktermizi kısaca tanıdıktan sonra bir flashback yaşıyoruz ve Fenix’in çocukluğuna, hatıralarına doğru yolculuk yapıyoruz. Filmin bu kısmında konuda bir bütünlük yokmuş gibi bir hisse kapıldım. Fenix’in babası bir sirkin sahibidir. Baba sürekli içki içen ve sirkte çalışan “Dövmeli Kadın”la yasak aşk yaşayan bir hipnoz ustasıdır. Anne Concha ile ise kaçak olarak yapılan ve yıkılmak istenen Santa Sangre (Kutsal Kan) kilisesinin önünde yıkım ekibine karşı çıkarken tanışıyoruz. Kolları kesilerek tecavüz edilen bir kızın anısına, olayın yaşandığı yerde yapılan bu kilise, yıkım başlamadan önce oraya gelen bir rahip tarafından sapkınlık olarak nitelendirilir. Rahip, kolları kesilen kızın bir azize olmadığını ve kızın akmayı hiç kesmeyen kanlarından meydana geldiği iddia edilen havuzun, suya boya karıştırılarak yapıldığını söyler. Kilisenin, kolları kesik kız heykeliyle birlikte yerle bir edilmesini söyleyerek orayı terk eder. Yaşananları ve annesinin direnişini yanındaki palyaçolarla birlikte endişeyle izleyen Fenix, yıkım başlayınca annesinin yanına koşarak onu dışarı çıkmaya ikna eder. Sirke döndüklerinde babası Dövmeli Kadın’la zevk alemine dalmak üzeredir. Kıskançlık krizine giren Concha eline aldığı bıçakla ikisine birden saldırır ancak Baba Orgo hipnoz yeteneği sayesinde Concha’yı kontrol eder. Fenix ise Dövmeli Kadının bakıcılığını üstlendiği dilsiz kızla oyun oynamaktadır.

Ebeveynlerinin tartışmalarının yanında cinsel ilişkilerine de tanık olan Fenix arka arkaya travmalar yaşar. Orgo’nun Dövmeli Kadınla tekrar birlikte olmaya çalıştığını gören Concha asit dolu bir şişeyle kocasına saldırır ve şişeyi Orgo’nun cinsel organına döker. Orgo eriyen vücudunun verdiği dehşetle bıçaklarını eline alır ve tek hamleyle Concha’nın iki kolunu birden keser. Concha kanlar içinde yere yığılırken ve Orgo’nun yere serilmiş vücudunun etrafındaki kanları köpekler yalarken Fenix çığlıklar içinde olanları seyretmektedir…

Fenix’in akıl hastanesine kapatılmasına neden olan davranışlarının kaynağı bu şekilde anlatıldıktan sonra tekrar güzünümüze döneriz. Fenix akıl hastanesindeki bir kaç çocukla birlikte sinemaya götürülür; fakat kendileriyle ilgilenmeleri gereken hastabakıcı ve hemşire arabada kalıp sevişmeyi tercih edince bir uyuşturucu satıcısı, başı boş kalan çocukları sinemaya girmek yerine uyuşturucu verip şehirde dolaşmaya götürür. Karnaval benzeri bir yere geldiklerinde Fenix, Dövmeli Kadın’ı görür ve uzun süre onu izler. Bir sonraki sahnede Fenix odasında uyumaktadır ve doktor tarafından uyandırıldığında oldukça normal hareketler sergiler. Odasında yalnız kaldığında ise dışardan kendisine seslenen annesinin sesini duyar. İp ve ağaç kütüğünü kullanarak pencereden dışarı çıkar ve kendisini dışarda bekleyen kolsuz Concha ile yürüyerek hastaneden uzaklaşır…

İlk yarısı boyunca sıkıcı bir havada ilerleyen film bu andan sonra şekil değiştiriyor. Fenix ve annesi arasındaki sapkınlığa varan ilişki çoğu zaman şehvetli bir hal alıyor. Bu haliyle film Oedipus kompleksini vurucu bir şekilde ele alıyor. Fenix’in babasına karşı duyduğu nefrete rağmen kadınlara karşı aynı zaafiyeti duyması ve babasının tüm yeteneklerine sahip olması kendi içinde çatışmalar yaşamasına neden oluyor. Orgo’nun kendi göğsündeki kartal dövmesinin aynısını Fenix’in de göğsüne kazıması bu soya çekimin ve karakter benzerliğinin ispatı niteliğinde. Fenix babasının karakterini taşımasına ve annesinin koyu dinci baskısı altında yetişmesine rağmen duygusal yönü ağır basan ve kendi kişiliğini oluşturamamış zavallı bir insan görünümüne bürünüyor. Bu durumda film insanı kuşkuda bırakan bir korku filmiyken, derinde insanı sarsan bir psikolojik-dram özelliği kazanıyor. Fenix tüm kötülüğüne rağmen izleyici üzerinde bir acıma duygusu uyandırıyor.

Fenix’in yıllar sonra tekrar karşılaştığı “Dövmeli Kadın”ın yanındaki dilsiz kız, kahramanımızn şehvetle yaklaşmadığı ve filmde dişi kimliğinden sıyrılan tek kadın. İşaret diliyle iletişim kuran bu kız temiz aşkın, kirletilmemiş sevginin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Filmin sonunda dilsiz kızın Fenix’in göğsündeki dövme üzerine koyduğu ellerini bir kuşun kanat çırpıp uçmasını betimler şekilde hareket ettirmesi, bir bakıma Fenix’in babasından yadigar kartalın uçup gitmesi, içindeki kötülükleri söküp atması olarak algılanabilir.

Alejandro Jodorowsky ile tanışmama vesile olan bu film nedeniyle yönetmenin diğer filmlerini de izleme isteği uyandı içimde. Sürrealist sinemanın en önemli yönetmenlerinden biri olarak nitelendirilen Jodorowsky’yi diğer filmlerini izlediğimde daha iyi anlayacağımı umut ediyorum. Belki o zaman Santa Sangre’ye çok daha fazla anlamlar yükleyebilirim. Ancak yönetmene ve sürrealist sinemaya karşı tüm acemiliğime rağmen filmde gerçekle hayal olanın içe içe geçişi, bu sayede her sahnesinin tekrar dikkatli bir şekilde izlediğinizde farklı anlamlar çıkarabilmenize ortam hazırlaması, arka sokaklarda kokuşmuş bir insan güruhu içinde geçmesine rağmen Antik Yunanda bir efsanenin içindeymişsiniz hissi uyandırması ve kapanış sahnesinin vuruculuğu gibi nedenlerle uzun zamandır saçma sapan amerikan propagandası yapan ucuz filmler yüzünden kopma noktasına geldiğim sinemadan yeni bir tat almamı sağladı. Sinemanın Hollywood’dan ibaret olmadığını hatırlamak güzel bir duygu.

Ömer Temizkan

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ