Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Sandık

Korku Genel

Korku Hikayeleri

YasinKarakaya

15 Eylül 2009

14 Adet Yorum

14

“Benim babam Pan olmalı. Beni görseniz, siz de böyle düşünürsünüz. Ben küçük bir kızım. Bana kalırsa çok güzelim ama annem… Annem çok çirkin olduğumu düşünüyor. Çünkü tıpkı Pan gibi keçi ayaklarım, ufak bir sakalım ve başımın üstünde küçük boynuzlarım var. Büyükannem, anneme bir cinin tecavüz ettiğini, benim bu yüzden böyle garip bir şekilde dünyaya geldiğimi söylüyor. Henüz sekiz yaşındayım ama çok güzel flüt çalabiliyorum. Tıpkı Pan gibi. Annem flüt çalmamı istemiyor. Aslında o beni görmeye bile dayanamıyor. Bu yüzden, yaptığım en ufak yaramazlıkta beni cezalandırıp, evimizdeki büyük sandığın içine kapatıyor. Ha bir de eve misafir gelince sandığa kapatılıyorum. Bunu hiç sevmiyorum çünkü karanlıktan çok korkuyorum. Yedi aylık erkek kardeşim var, annem onu daha çok seviyor. Babam kardeşim doğduktan sonra bizi terk etti. Annem bunun nedeninin ben olduğumu düşünüyor. Ben annemi ve kardeşimi çok seviyorum. Onlar için çamurdan hediyeler bile yapıyorum. Artık yazmaya ara vermem lazım. Sanırım bir suç işledim. Annem beni çağırıyor ve sesi çok sinirli geliyor.”

“Bir gece daha kalmamız gerekiyor burada. Hava çok kötü.”
Lale okumakta olduğu günlüğü masaya bıraktı. Bir gözü odanın diğer köşesinde olan sandıktaydı.

“Hadi, okuduklarının seni korkuttuğunu söyleme. Küçük bir kızın hayal dünyası işte. Yazdıklarının doğru olduğunu düşünebiliyor musun? Keçi bacaklı küçük bir kız.”
“Biliyorum Ediz ama etkilendim işte. Annesinin onu sevmemesi, sürekli sandığa kapatması.”
“Bunların doğru olduğunu sanmıyorum. Belki de bizden önce burada kalan biri yazmıştır bunları. Ben lobiye iniyorum, bir şeyler içeceğim. Gelmek ister misin?”
“Hayır, okumaya devam edeceğim.”
“Sen bilirsin.”

Lale, günlüğü tekrar masadan aldı ve bu sefer yatağa girip orada okumaya devam etti.
“Bugün çok ağladım. Annem, büyükannem ve kardeşim pikniğe gittiler. Beni götürmelerini çok istedim ama götürmediler. Pencereden dışarı bakmam yasak ama ben canım sıkıldığı için baktım. İyi ki bakmışım, evimizin karşısındaki büyük taşın üstünde Pan’ı gördüm. Flüt çalıyordu. Cama vurdum, beni, kızını görmesini istedim. Duymadı. Kaybolup gitti sonra. Sen benim babamsın Pan, biliyorum. Büyükannemin getirdiği masal kitabında, resmini gördüğümden beri biliyorum. Bir gün yanına geleceğim ve hiç ayrılmayacağız.”

Yazıların altına çizilmiş resimlere baktı Lale. Keçi bacaklı bir adam ve keçi bacaklı bir kız çocuğu el ele tutuşmuşlardı. Başka bir resimde ise siyahlar içinde, cadıya benzeyen bir kadın vardı. Diğer sayfaya geçecekken, duyduğu sesle irkildi Lale.

“Tık, tık, tık, tık…”
Tahta döşemenin üstünde, görünmeyen birinin ayak sesleri vardı. Küçük bir kızın kahkahası duyuldu sonra. Lale yorganı başının üstün çekti. Sesler hala devam ediyordu.

“Hiçbir şey yok, kimse yok. Sadece hayal gücüm.”
“Bayan, küçük kardeşimi sandıktan çıkarmama yardım eder misiniz? Sandığın kapağını açamıyorum. Lütfen.”
“Git buradan! Rahat bırak beni.”
“Lale.”
“Git!”
“Lale, benim.”

Lale yorganı başının üstünden çekince Ediz’i gördü. Çok rahatlamıştı.
“Ne oldu?”
“Sesler duydum.”
“Günlüğü okumayı bırak artık istersen. Seni etkiliyor.”
“Biraz uyumak istiyorum.”
“Akşam yemeği başlamak üzere.”
“Canım istemiyor.”

Ediz karısının yanağına bir öpücük kondurdu ve odadan dışarı çıktı.
“Yağmur var bugün. Çok seviyorum yağmuru, ıslak toprak kokusunu. Annem sevmiyor. O hava hep güneşli olsun istiyor. Büyükannem bana yeni bir masal kitabı almış. Zaten beni bir tek o seviyor. Küçük kardeşim de seviyordur belki. Beni görünce hep gülüyor. Onunla oyun oynamak çok hoşuma gidiyor ama annem pek hoşlanmıyor. Kapı çalıyor, sandığa girmem lazım.”

Gece aniden uyandı Lale. Sanki birisi uyandırmıştı onu. Ediz’e baktı, mışıl mışıl uyuyordu. Günlüğü okumak için dayanılmaz bir istek duyuyordu. Çekmeceyi açıp alacağı sırada yine o sesleri duydu.

“Tık, tık, tık, tık…”
Tatlı bir flüt sesi doldurdu odayı. Öyle duygulu bir melodiydi ki, Lale ister istemez ağlamaya başladı.

“Bu şarkı senin için anne.”
“Kapa çeneni. Sana şu lanet flütü çalma dedim.”
“Hoşuna gider sanmıştım.”
“Hiç hoşuma gitmiyor.”
“Neden sürekli beni azarlıyorsun?”
“Çünkü sen bir baş belasısın. Sen doğduğundan beri evimizden uğursuzluk eksik olmadı. Baban da senin yüzünden gitti. Şimdi sus ve sandığa gir.”
“Ben yaramazlık yapmadım ama.”
“Sandığa gir dedim.”
“Hayır!”

Bir tokat sesi yankılandı odanın içinde ve ardından küçük bir kız ağlamaya başladı. Bütün gece ağlama sesini duydu Lale, sabah ezanı okunurken uyuyabilmişti.

“Bir saat daha burada kalmak istemiyorum Ediz. Gidelim artık.”
“Tatlım, sakin ol biraz.”
“Bütün gece acayip sesler duydum, uyuyamadım.”
“Dışarıyı görmedin sen. Her yer kar, yollar kapanmış.”
“Gitmek istiyorum buradan.”
“Bu mümkün değil. Odamızı değiştirelim, ne dersin?”

Lale cevap vermedi, suratı asılmıştı.
“Evet evet, ben gidip odamızı değiştirmek istediğimizi söyleyeceğim.”

Ediz çıkınca, Lale odada bir aşağı bir yukarı dolanmaya başladı.
“Bayan, kardeşimi sandıktan çıkarırsam annem beni sevecekmiş artık. Yardım edin, kapağını açamıyorum.”
“Git buradan, beni rahat bırak.”
“Sandığı açın bayan. Kardeşim içinde, lütfen.”
“Defol!”
“Seni lanet olasıca çocuk. Kardeşin nerede?”
“Beni seveceğini söz verirsen yerini söylerim.”
“Kardeşin nerede?”
“Beni seveceğine söz ver.”
“Tamam söz veriyorum.”
“Peki. Sandığa koydum onu.”
“Yalan söyleme. Sandığa baktık.”
“Sandığın içindeki tahta çıkıyor, o tahtanın altına koydum.”
“Kardeşine bir şey olursa seni hiç affetmem.”
“Neden açılmıyor bu kapak? Açıl hadi, açıl. Seni aptal çocuk, kapak açılmıyor işte. Kardeşin ölecek.”
“Hayır, ölmeyecek.”
“Sinirimi bozuyorsun. Seni doğurduğum güne lanet olsun.”
“Sandığı açın bayan. Sizden başka hiçbir şey istemiyorum. Eğer sandığı açarsanız sizi bir daha rahatsız etmem.”

Lale sandığa doğru yürüdü.
“Sevgilim toparlan, odayı değiştiriyoruz.”

Lale Ediz’e döndü ve parmağını dudağına götürüp sus işareti yaptı.
“Lale?”
“Hiçbir şey söylemedi Lale. Sandığı açmaya çalışıyordu.
“Gel de yardım et bana.”
“Sandıkla ne işin var? Bir an önce toparlan da yeni odaya geçelim.”
“Ediz lütfen yardım et.”

Neredeyse yarım saat uğraştıktan sonra açabilmişlerdi sandığı.
“Bu eski sandığı açmak için neden bu kadar uğraştık?”
“İçindeki tahtayı kaldırdıktan sonra anlayacağız bunu. Hadi yardım et, az kaldı.”

Sandığın içindeki tahtayı kaldıracakları sırada Lale bebek ağlaması duydu.
“Sen de duyuyor musun?”
“Neyi?”
“Sanki bir bebek ağlıyor.”
“Hayır.”
“Sanırım bana öyle geldi. Hadi, çıkartalım şunu.”
“Az kaldı bayan, kardeşim o tahtanın altında. Ağlıyor, duyuyor musunuz?”

Tahta yerinde çıkmıştı nihayet. Gördükleri manzara karşısında ikisi de şok olmuştu.
“Aman Tanrım!”
“Demek bu yüzden sandığı açmamı istiyordu.”
“Kim?”
“Keçi bacaklı küçük kız. Ediz, o günlüğü okumaya başladığımdan beri, sandığı açmam için bana yalvarıyordu.”
“Tatlım, senin sinirlerin bozuk. Keçi bacaklı küçük kız yok.”
“Peki ya bu bebek kemikleri?”
“Bunlar gerçek olamaz. Hadi gidelim artık.”

Lale kocasına daha fazla bir şey söylemedi. Onu inandıramayacağını biliyordu. Eşyalarını topladılar ve odadan çıkacakları sırada, küçük kızın sesini duydu.
“Teşekkür ederim bayan, daha önce kimse yardım etmemişti bana.”
“İşte, Lale’nin hikayesi böyle.”
“Keçi bacaklı küçük kız gerçekten var mıymış nine? Yani Lale teyzem onu duymuş mu?”
“Lale teyzenin kaldığı otel, çok uzun yıllar önce bir kadına aitmiş. Keçi bacaklı kızın annesine yani. Kızından utandığı için onu kimsenin karşısına çıkarmamış.”
“Bebek sandıkta kilitli kaldığı için mi ölmüş?”
“Ne yazık ki evet. Kadın çok sinirlenmiş ve kızı dövmeye başlamış. O sırada masanın üstündeki mum devrilmiş ve ev yanmış. İşin ilginç yanı, evde yanmayan tek eşya o sandık olmuş.”
“Küçük kızın günlüğünü okuyacağım biraz.”
“Tamam, kurabiye getireyim mi sana?”
“Evet nine.”

Doruk günlüğü alıp, masaya geçti. Açtığı sayfada küçük kızın yazdığı bir şiir vardı.

“Sandığa saklan, çıkarma ses.
Duyulmasın tek nefes.
Sevgili babam Pan,
Yanıma gelse bir kez.”

Korkusitesi için yazan Elçin Davutoğlu

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (14 Yorum)

YORUM YAZ