Yüzeyin altında kimse çığlığınızı duyamaz Below (2002)

Sadisticum

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

25 Temmuz 2012

1 Adet Yorum

1

Yönetmen: Sebastian Radtke
Senaryo: Sebastian Radtke, Kay Petzold
Imdb Puanı: Yok
Yapım: 2008, Almanya, 56 Dakika, Video Filmi
Oyuncular: Christian Wewerka, Thomas Harbort, Dominik Bliefert, Katie Pfleghar, Christina Gatterer, Manuel Teichert, Silke Walter, Witalij Kühne, Ivo Noack, Nico Josef Zitek, Taktloss

Size de bana olduğu gibi şu “Gorno”dan gına gelmedi mi? Ya “Hostel” ya da “Saw” serisinden sonra sanki korku sinemasının gore dalı kısır bir noktaya geldi. Birbirinin benzeri, özellikten yoksun, amaçsız ve kolaya kaçan işkence pornoları dört bir yanımızı kuşattı. Kimi içine gereksiz felsefik temalar sıkıştırarak bir anlamda kendisini aklama çabasına giriyor, kimi görselliğin dozunu artırarak izleyiciden beğeni talep ediyor, kimi ise hiç bunlara tenezzül etmeyip belli bir anlatım kaygısı gütmeden işkence sahnelerini ardarda sıralıyor. Bize “memnun musunuz?” diye soran yok. Önümüze sürülen bu defalarca ısıtılmış yemekten ne kadar zevk almalıyız bilmiyorum ve beğeniye sunulan her işkence filminde ayırıcı kriterimin ne olacağı konusunda kafa karışıklığı yaşıyorum.

Sadisticum”, bu tür yeraltı gore sineması izlediğimi bilen bir arkadaşımın önerisiyle göz attığım bir film (Sanırım öneriden çok “izledin mi?” diye sormuştu). Şimdi, bir film eğer IMDb’de yoksa ve birçok film forumunda hayret ve iğrenme nidalarıyla karşılanıyorsa insan ister istemez meraka kapılıyor. Yapımız böyle, yasaklanan elmayı koparıp yeriz biz, değil mi? Ben de “vardır bir bildikleri” dedim ve filmin (kötü olsa bile) verecek bir şeyleri olduğunu düşündüm; onun gizli saklı bir hazine olduğunu zannettim. Çokça yanılıyorum son zamanlarda.

İsmi zikredilmeyen bir başkarakterimiz var. Üst sesiyle başından geçenleri, yaşadığı deneyimleri falan anlatıyor. 17 yaşındayken işlediği bizim bildiğimiz iki tane cinayeti var. İkisi de bir tür acı ve aşağılanma sonucu gerçekleştirilmiş (“Bir delikanlı için erkekliğiyle alay edilmesinden daha kötü ne olabilir ki?”), dürtüsel ama şiddette sınır tanımayan cinayetler bunlar. Her cinayet sonrası tanımlayamadığı bir tatmin, bir tamamlanma duygusu yaşıyor ama sadece bir anlık. Bu duygusuna isim koyabilmesi için aradan 30 yıl geçmesi gerekiyor. İnsanlara zarar verme eğilimi olmadan, şiddetten arınmış bu dönemin ardından yaşadığı sokak saldırısı sonucu bildik hislerine geri dönüyor. İlk defa bilinçli olarak öldürmek istiyor bu sefer. Böylece hayatındaki derin boşluğu dolduruyor. Korkaklığı, korkusunun üzerine gidecek cesareti bulamaması, sıradanlığın dışına çıkamaması sonucu uzun yıllar kapana kısılmış bir toplumun parçası olarak yaşadıktan sonra, kendisine koyduğu sınırları yıkarak kanatlanıp uçma zamanının geldiğini hissediyor. Yetmiyor, kendi gibi düşünen insanların önünde cinayet ve işkence yapma fantezileri kuruyor. Onların beğenilerini almak istiyor. Bunun için onun gibi düşünen insanlarla irtibata geçmeye başlıyor. Kendilerini geliştirebilsinler diye, canlı deneklerle nasıl çalışılacağını, nasıl daha fazla acı çektirileceğini öğrensinler diye düzenli toplantılar öneriyor onlara. İnsan anatomisini ve acılı işkence metotlarını öğrenmek için saatlerce araştırma yapıyor. Haftalar süren hazırlığın sonunda neredeyse hazırken tek bir şey eksik kalıyor: kurban. Neyse ki onu da buluyor. Terkedilmiş mekanlarda interaktif sunularla gerçekleşen işkence workshopları hazırlıyor öğrencilerine. Geride bıraktıkları kanlı suç mahali ve parçalanmış cesetler de Steven Rothe adlı polisin kişisel ilgisine mazhar oluyor.

Filmde öyle aman aman dehşet sahneler yok. Toplam iki adet ayrıntılı işkence sahnesinden ilkinin benzerini “WAZ (2007)”da görmüştük. Biz bu alanda daha ayrıntılı, daha hastalıklı örneklere aşinayız. Fakat bu gore sahnelerin filmin en kaliteli sahneleri olduğunu belirtmem gerekiyor. Kariyerinin başında olduğunu tahmin ettiğimiz yönetmen tüm eforunu bu sahnelerde harcarken geri kalan bölümlerdeki amatörlüğü fazlaca göze batıyor; ister istemez sahneler gereksiz duruyor. Fakat her porno… pardon, gorno filmde bir de konu olması gerektiğinden keşke yönetmen biraz da bu dolgu malzemelerine yüklenseymiş. Geri kalan bütün oyuncuların filmle ilişkileri sağlam değilken isimsiz katili canlandıran Christian Wewerka’nın nispeten iyi oyunculuğu, onun olduğu işkence sahneleriyle beraber bir bütün olarak ele alındığında filmin sanki iki ayrı yönetmen tarafından çekmiş gibi hissedilmesine sebep oluyor. Bu filmi değerlendirirken tabii ki sanatsal yönlerine değinmemem gerekiyor. Peki geriye ne kalıyor? İnsanlara dayattığı ve güzelleme yaptığı sadizm duygusu… Doğrusunu söylemek gerekirse ona da ben yokum! Yani gözümü düzen bir filmin beynimi de düzmesine izin vereceğimi zannetmiyorum. Neresinden tutarsanız tutun hızla elinizden bırakmanız, efsanesine falan güvenmemeniz, gözünüzde büyütmemeniz gereken gayet amatör bir film.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Etiketler: , , ,

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.