Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Resident Evil Oyun ve Film Serisi

Korku Genel

Korku Oyun

Korku Sinema

OrçunTunalı

16 Ağustos 2010

13 Adet Yorum

13

Resident Evil (Ölümcül Deney), kimilerine göre basit bir zombi film serisi, kimilerine göre efsanevi oyun serisi fakat sonuçta adını kıyıdan köşeden duymuş herkesin hakkında fikir sahibi olduğu bir başlık. Bu yazıda, ilk ortaya çıktığından beri günümüze kadar hala üzerinde çalışılan oyun ve sinema projeleriyle varlığını sürdüren bu efsanenin iki ayrı alanda nasıl var olduğunu incelemeye çalışacağım. Yazıda ayrıca benzerlikleri ve farklılıklarıyla, oyun ve film serisi arasındaki ilişki de ortaya konacaktır. “Resident Evil”ın ilk kez ortaya çıktığı 1996 yılına giderek incelemeye başlamak istiyorum.

Resident Evil (Oyunlar)

Resident Evil“, Japonya’da bilinen orijinal adıyla “Biohazard” ilk olarak 1996 yılında Capcom oyun firması tarafından video oyunu olarak piyasaya sürüldü. Piyasaya sürüldüğünde o zamana kadar görülmemiş kadar şiddet ve korku dolu bir oyun olarak oyun severlerin ilgisini çekmişti. “Alone in the Dark” gibi bir öncülü olmasına rağmen Resident Evil kendine has bir çok özelliğiyle farklı bir deneyim yaşatıyordu. Bunlardan biri, sadece oyunun sunduğu kamera açılarıyla ilerlemesi ve buna göre oyunu sürdürmeyi zorunlu kılmasıydı. Bu sayede özellikle korku filmlerinde görülen ani saldırı ve dehşet sahneleri bir oyunda benzersiz bir şekilde tecrübe ediliyordu. Örneğin bir odadan, ilk defa gireceğiniz başka bir odaya geçiş yaptığınızda odanın zombi dolu olduğunu ancak kamera açısı izin verdiğinde görebiliyor ve bir anda bir oda dolusu zombinin arasında kalabiliyordunuz. Oynayanlar bilirler, oyunun bu kendine özgü özelliği oyunculara, alışmaları gereken zor bir kontrol sistemini de beraberinde getiriyordu. Ayrıca oyunun herhangi bir anında bir yerden geçerken özellikle o noktada birden ortaya çıkıp saldırıya geçen yaratıklar sizi koltuğunuzdan sıçratabiliyordu. İki ayrı karakter seçim şansı veren oyun; oynanışı, atmosferi ve hikayesiyle oyun severlere tam bir korku şöleni sunuyordu. Konusuna gelince; bilimsel araştırmalar yapan Umbrella Şirketi, görünürdeki çalışmalarının dışında gizli deneylerle de uğraşan bir araştırma koluna sahiptir. Raccoon City’nin dağlık bölgesindeki büyük bir malikanede sürdürülen gizli çalışmalar, Raccoon Polis Departmanına bağlı özel ekip S.T.A.R.S.’ın (Special Tactics and Rescue Service) Bravo Takımının bölgeye girmesiyle farklı bir boyut kazanır. Malikane ve çevresinde yayılan virüsün etkilediği tüm canlılar kana susamış korkunç yaratıklara dönüşmüşlerdir. Bu felaketi keşfeden Bravo Takımıyla irtibatı kaybeden S.T.A.R.S. ikinci ekip olarak Alpha Takımını bölgeye gönderir. Alpha Takımı, her biri kendi alanında uzman üyeleriyle donanımlı bir şekilde bölgeye girdiklerinde vahşi bir saldırıya uğrarlar. Yakındaki büyük malikaneye kaçarak saldırıdan kurtulan ekip, asıl tehlikelerin içeride olduğunu kısa sürede farkedecektir. İşte tam bu noktada açılış yapan oyun, malikanenin kapısından girdikten sonra hayal sınırlarını aşan felaketlerin başlangıç noktası olur.

Başlıca karakterleri tanımak hem oyun hem film serisi için yararlı olacaktır. Ana erkek karakter Chris Redfield silah kullanımında etkili özelliğiyle göze çarparken, Jill Valentine daha çok eşya taşıma kapasitesi ve maymuncukla, kilitli bir çok kapı ve dolabı açabilen özellikleriyle karşımıza çıkıyor. Diğer karakterlerden bir kısmını oyun sırasında geçici olarak kullanma şansı bulurken, bir kısmı da yardımcı ve kurtarıcı karakterler olarak oyuna dahil oluyorlar. Silah uzmanı olan ve çok güçlü silahları cephanesinde bulunduran Barry Burton, ilk yardım çantası niteliğinde etrafta dolaşan -Bravo Team’den- Rebecca Chambers ve Alpha takımının lideri konumunda olan karizmatik Albert Wesker, ilk oyunun diğer karakterleri olarak maceraya dahil oluyorlar. Oyunun başlarında zombilerle ortaya çıkan dehşet, oyun ilerledikçe kana susamış kurtlar, kargalar, dev yılanlar, dev örümcekler, hunter – chimera denilen mutant yaratıklar ve T-virüsünün en büyük felaketi Tyrant’la zirveye çıkıyor. Bu yaratıklar dışında Alpha Takımı kendi içerisindeki ihanetler ve hainlerle de mücadele ediyor. 1998’de piyasaya sürülen oyunun ikincisinde virüsün artık şehre kadar yayılmış olduğunu görüyoruz. Bu kez oyunun karakterleri işe yeni başlamış polis memuru Leon S. Kennedy ve abisini arayan genç kız Claire Redfield olarak karşımıza çıkıyor. Oyunun ilerisinde Claire’e küçük kız Sherry Birkin, Leon’a ise çekici gizli ajan Ada Wong eşlik ediyor. Serinin ikincisi de en az ilki kadar gerilimli atmosferi ve hikayesiyle övgüyü hak ediyor. Resident Evil 2, ilk oyuna nazaran daha güçlendirilmiş ve sayısı artırılmış zombiler ve mutant yaratıklarla, oyun severlere hem zorlu hem de zevkli bir oyun deneyimi sunuyor. T-Virüsün yanı sıra G-Virüsünün etkilerini gördüğümüz Resident Evil 2, yine zorlu bir son düşmanla yapılan savaşla sona eriyor.

Serinin üçüncü oyunu 1999 yılında piyasaya sürüldüğünde oyun o zamana kadar yapılmış en zor Resident Evil oyunu tanımını sonuna kadar hak ediyordu. “Resident Evil 3“, 2. oyundan 24 saat öncesini ve olayların bitiminden 2 gün sonrasını içeren iki bölümden oluşuyordu. 3’ün zorluğunun en büyük sebeplerinden biri şüphesiz, Umbrella tarafından özel olarak S.T.A.R.S. üyelerini yok etmek için yaratılmış bio-organik silah Nemesis adlı ölüm makinesiyle oyun boyunca belirli aralıklarla karşılaşmak oluyor. Bir kere karşılaşmaktan bile kaçınacağınız Nemesis, çok hızlı ve kıvrak hareket kabiliyeti, roketatar gibi ölümcül bir silahı kullanabilme yeteneği ve öldürmek için koca bir orduya harcanacak cephaneyi gerektiren dayanıklılığıyla şimdiye kadar Resident Evil evreninde ortaya çıkmış en belalı yaratık olduğunu açıkça gösteriyordu. 3. oyunun en güzel sürprizlerinden biri de Jill Valentine’ı tekrar sahneye çıkarmasıydı. Bu sefer çok daha seksi bir haliyle arz-ı endam eden Valentine’a bu bölümde Umbrella‘nın özel askeri gücü (Umbrella Biohazard Countermeasure Service) eşlik ediyor. Çok sayıda askerin gönderildiği ekipten hayatta kalanlar Carlos Oliveira, Mikhail Victor ve Nicholai Ginovaef adlı özel askerlerden oluşuyor. Üçüncü oyunun en büyük olaylarından biri de Raccoon City’nin tamamen yok edilmesini kapsayan planın harekete geçirilmesi oluyor. Ve II. Dünya Savaşının son büyük çaplı kitle ölümlerine neden olan Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmasını anımsatan bir sahneyle Raccoon City’nin yok oluşuna şahit oluyoruz. Serinin 3. Oyunu “Resident Evil” için yeni bir milat sayılabilir. Zira Raccoon City’nin yok oluşu, hikayenin artık eskisi gibi olamayacağının kaçınılmaz bir sonucu oluyor. Bu nedenledir ki ara oyunlar diyebileceğimiz iki versiyonunu saymazsak serinin devamı tam 6 yıl sonra gelmiştir. 2005 yılında Resident Evil 4, piyasaya sürüldüğünde oyunun evriminin sadece hikayeyle sınırlı kalmadığı açıkça görülür. Artık karşımızda 3 boyutlu bir dünya ve üçüncü şahısın gözünden (third person shooter) görülen bir Resident Evil evreni vardır. Karakterlerin hareketli sınırlı değildir ve bir çok özel hareket kullanılmaktadır. Söz gelimi daha önceki oyunlarda bir odada zombiler tarafından sıkıştırıldığınızda tek kurtuluş şansınız bütün mermileri üzerlerine boşaltıp hepsini öldürmekken, yeni oyun düzeninde yakındaki bir pencere veya kıvrak bir kaçış hareketi zombilerden kurtulmanız için bir şans olabiliyordu. Hikayede artık Umbrella, S.T.A.R.S ve Raccoon City, sadece ayrıntılarda ortaya çıkan isimler olarak görülür. Serinin 4. oyununda ana kahramanımız eski Raccoon Polis memuru Leon, gizemli bir tarikatın başkanın kızını kaçırmasıyla ilgili olayı çözmek üzere İspanya’ya gönderiliyor. Bu maceradan sonra 2009 yılında piyasaya sürülen ve gelmiş geçmiş en çok satan Resident Evil ünvanını alan serinin beşincisi yine eski ve tanıdık bir isim olan Chris Redfield’in Afrika’ya gitmesini konu alıyor. Afrika’da T-Virüsü marifeti olduğu sanılan bir olayın üzerine giden Redfield, olayın bambaşka boyutlarda olduğunu görür. Resident Evil 5, dördüncü oyuna benzer yapıda seyreden oynanış ve grafikleriyle serinin şimdiki son oyunu.

Not: Yazar, Resident Evil 5‘le ilgili yeterli oyun deneyimi olmadığını düşündüğünden hakkında ayrıntılı yorum yapmaktan kaçınmıştır.

Resident Evil (Filmler)

İşte böyle ilgi çekici bir hikayeyle ve benzersiz atmosferle oyun oynama zevkini katlayan Resident Evil serisi zamanla kendi içinde bambaşka yönlere kaymasına rağmen özellikle hayranları tarafından her zaman merakla beklenen bir oyun oldu. Oyunun sinemaya uyarlanması ise kuşkusuz günün birinde gerçekleşecek bir projeydi. Projenin adı anılmaya başlandığında zombi filmlerinin üstadı sayılan George Romero, filmi yönetmesi için adı geçen ilk isim olmuştu. Üzerine çalışıp oyuna son derece sadık bir senaryo çıkardıktan sonra, yapımcılar senaryonun oyunla fazla benzerlik göstermesinden memnun olmadılar. Ve senaryodaki anlaşmazlıklardan dolayı yönetmenlik görevi daha önce yine Mortal Kombat (Ölümcül Dövüş) oyununu sinemaya uyarlamış olan Paul W. Anderson’a verildi. Ardından film senaryosu, oyuna göndermelerle dolu bir hikaye yaratılarak yeniden yazılmış ve kanımca yerinde oyuncu seçimleriyle çekim aşamasına geçilmiştir. Kadroyu oluşturan oyuncular “The Fifth Element” filmiyle bu tür filmlerde ne kadar başarılı olacağını gösteren Milla Jovovich (Alice), sert kadın rolleri için biçilmiş kaftan olan Michelle Rodriguez (Rain), karizmatik ve güçlü erkek imajıyla Eric Mabius (Matt), -Resident Evil’in olmazsa olmazı- hain bir karakteri canlandıran James Purefoy (Spence), ekibin önemli üyeleri Chad (Martin Crewes), James (Colin Salmon) ve Kızıl Kraliçe (Michaela Dicker) gibi isimlerden oluşuyordu. Konusuysa oyundaki unsurların biraz daha değiştirilmiş halleriyle hemen hemen benzer bir hikayeye dayanıyor. Araştırma şirketi Umbrella, yeraltındaki gizli bir sığınıkta çok gizli deneyler yapmaktadır. Bir gün ters giden bir olay sonucu, “The Hive” denilen gizli sığınak Red Queen adıyla anılan süperbilgisayar sistemi tarafından korumaya alınır. Tüm giriş çıkışları kilitlenen ve ölümcül bir gaz salınan “The Hive”de bulunan bütün canlılar öldürülür. Bu sırada kahramanımız Alice, büyük ve boş bir evde hafıza kaybına uğramış bir şekilde uyanır. Ne olduğunu anlamaya çalıştığı sırada eve, özel bir ekip baskın yapar ve Hive’e götürülmek üzere yer altında trene bindirilirler. Ekibin lideri, trende bulunan herkesin Umbrella çalışanı olduğunu bilgisini verir. Ekip, süperbilgisayarın sistemini durdurmak için girdiği Hive’de kendilerini et yiyen zombiler ve mutasyona uğramış yaratıkların beklediğini bilmemektedir. Bundan sonra ekibin içeriden çıkışları, girişleri kadar kolay olmayacak; ekipte olan kişilerin arasındaki gizli ilişkiler de ortaya çıktıkça işler daha farklı boyutlara varacaktır. İlkinden 2 yıl sonra gelen devam filmi “Resident Evil: Apocalypse” virüsün Hive sınırlarını aşıp Raccoon City’e yayılmasıyla gün yüzüne çıkan felaketi anlatır. 2. film, ilkinden daha hareketli, daha fantastik ve daha kanlı bir izlenim bırakmıştır. Bu noktada Umbrella Şirketinin baş kahraman Alice’i insanüstü güçlerle donatmasıyla, hikayenin gidişatı farklı bir yöne kayar. 2007 yılında çekilen 3. film (Resident Evil: Extinction) ise tamamen Alice’in süperkahramanvari bir karaktere dönüştüğü ve oyunla ilişkisi büyük oranda kopan, oyundan bağımsız olarak post-apokaliptik aksiyon filmi diye anabileceğimiz bir türe dönüşmüştür.

Gelelim film serisinin hem kendi, hem de oyunla ilişkileri açısından eleştirel kısmına. Ama önce filmin genel anlamda aldığı tepkileri de hatırlatmak isterim. Resident Evil’ın 3 filmine de baktığımızda gişede hatrı sayılır bir başarı sağladığını ve yapımcılarına iyi kazançlar sağlayan yapımlar olduğunu görüyoruz. Filmin bu başarısı neden 4.sünün Eylül ayında vizyona gireceğinin en belirgin nedenlerinden biri. Her ne kadar bu başarı, hiç bir zaman iyi bir film için ölçüt olmasa da filmlerin çekilmesini sağlayan en önemli nedenlerden birini görmezden gelemeyiz. Ancak filmin eleştirel olarak ne durumda olduğuna baktığımızda başta Amerika olmak üzere tüm dünyada gişe başarısıyla tamamen ters orantılı bir grafik görülüyor. İşin ilginç tarafı bu durumdan haberdar olan yapımcılar 3. filmin, eleştirmenler için ön gösterimini yapmamaya karar vermişler ve tepkilerini göstermişlerdir.

Serinin bu denli olumsuz tepkilerle karşılanmasını, hem oyunun kayda değer bir hayranı hem de filmlerini izlemiş biri olarak çok da haklı bulmuyorum. Özellikle oyuna en sadık bölüm olduğunu düşündüğüm ilk film, bana göre kesinlikle serinin en iyisi olmanın yanı sıra iyi bir gerilim filmi olarak da ilgiyi hakediyor. Kanımca hikayenin birebir oyundan uyarlanmaması da yapımın en yerinde kararlarından biri. (Eğer George Romero çekseydi bu şekilde olmayacaktı). Bu sayede film, hikayenin içinde yapılan sayısız göndermelerle oyuna hiç olamayacağı kadar sadık ve bir o kadar da özgün bir film olmuş. Film serisi, oyuna yapılan göndermelerin yanı sıra bir çok korku filmi için doğrudan ve dolaylı referanslarla dolu olmasıyla da önemli bir yere sahip. En ilgi çekici olanlardan biri de filmin sonunda Alice’in yıkık dökük şehre çıktığında bir gazete manşetinde “The Dead Walk” (Ölüler Yürüyor) yazısının görünmesidir. Bu doğrudan George Romero’nun “Day of the Dead” filmine yapılan bir göndermedir. Yine filmin ana karakteri Alice, tüm kötülüğün ortaya çıkmasına önayak olan süperbilgisayarın Red Queen ve White Queen gibi karakterlerin olması, direkt “Alice in Wonderland” (Alis Harikalar Diyarında) hikayesine yapılan göndermelerdir. Filmin aldığı en büyük risklerden biri de ana kahraman Alice gibi oyunla hiç alakası olmayan karakteri filmin merkezine koyması olmuştur. Bir düşünün, dünya çapında milyonlarca hayranı olan bir oyun uyarlamasının baş karakterini oyunla hiç alakası olmayan biri yapıyorsunuz. Yine aynı şekilde ilk filmde yer alan diğer karakterler de oyunda hiç bir şekilde adı geçmeyen karakterlerdir. Ama bu filmin kötü olduğunu göstergesi değil aksine filme kendine has bir özellik katar. İlk filmin diğerlerine nazaran daha iyi olan unsurlarından biri de müzikleridir. Film müziklerini ise daha önce bir çok korku filminin müziklerini bestelemiş olan Marco Beltrami (Scream, The Faculty, Dracula 2000, Joy Ride…) ve Marilyn Manson (kendine çok uymayan bir tarz olan elektronik müzik çalışmasıyla) birlikte yapmışlardır. Yapımcılar ilk filmde yaptıklarının tam tersini ikinci filmde yapıyorlar ve oyundan bir çok karakteri hikayenin içerisine dahil ediyorlardı. Serinin ikincisi, yine oyunla ilgili bir çok imge ve göndermeyle dolu bir filmdi ama buna rağmen bir şeyler eksikti. İlkinde olmayan bir ruhsuzluk filmin içine yavaş yavaş işlemeye başlamıştı. İlk başta aldıkları büyük risk Alice, bu filmde oyun hikayesinin önüne geçmeye başlamıştı. İkinci filmin en güzel yanlarından biri Jill Valentine, Carlos Oliveira, Dr. William Birkin ve Nemesis gibi direkt oyundan tanıdığımız karakterleri beyazperde de görmemiz oldu. Ancak dediğim gibi bu durum bile film hikayesinin oyundan gittikçe uzaklaşmasını engelleyemiyordu. Zira tüm bu karakterler filmde sadece yan karakterler olarak yer alırken, Alice yine tüm hikayenin kilit karakteri olarak görülüyordu. Ama bu durum Resident Evil’in ruhuna aykırıydı. Oyunlarına baktığımızda hiç bir karakter bu kadar öne çıkarak hikayenin önüne geçmiyordu. Belli başlı karakterler önemli olsa da her bölümde ayrı bir ana karakterle oynamamız, bu durumun açık örneklerinden biridir. Resident Evil’in temel hikayesi ileri düzey bilimsel araştırmaların ters gitmesi sonucu oluşan büyük bir felaketin aşama aşama yayılışı üzerine kurulmuş ve bu olaylar sırasında değişken karakterlerin başından geçenlerle hikayenin içine girmemiz sağlanmıştır. Filmin başta hem aslına sadık hem orijinal bir uyarlama olmasını sağlayacak Alice karakteri, 3. filmle birlikte tüm efsanenin önüne geçen bir karakter olarak artık ‘Alice in Zombieland‘ denilebilecek bambaşka bir boyuta geçiş yapıyordu. Bu arada filmden ayrı bir yere koyacağımız “Resident Evil: Degeneration” animasyon filmi de 2008 yılında oyunun yapımcıları tarafından piyasaya sürülmüştür. Bu film, büyük felaketten 7 yıl sonrasını anlatır ve şimdiye kadar çekilmiş, oyuna en yakın yapım olmuştur. Özetle ilk filmin özgünlüğünden sonra ikinci ve özellikle üçüncü filmlerde “Resident Evil”, oyunlarla olan bağını koparmış ve ayrı bir virüs salgını hikayesine dönüşmüştür. Milla Jovovich’in performansı ve fiziksel güzelliği büyük ölçüde bu filmlerin sevilmesini sağlayan nedenlerden biri olmuştur. Yine de bu filmleri uyarlama dışında ele aldığımızda hala izlenesi bir çekicilikleri vardır.

Bu satırları yazan benim için Resident Evil’ın anlamı her zaman özeldir. Hakkında hiç bir şey bilmeden satın aldığım 3. bilgisayar oyunu olan “Resident Evil” ilk oynayışımdan şimdiye kadar hafızamda yer eden yüzlerce anı bırakmıştır. Yaşattığı heyecan, tarif edilemez korku ve merak duygularını adı her anıldığında aklıma getiren oyunun, filme çekildiğini de sinemada fragmanını ilk kez izlerken sadece şemsiye amblemini görerek farketmiştim. Günümüzde de Umbrella Corporation’ın şemsiye amblemi adeta Resident Evil’in simgesi haline gelmiştir. Her ne kadar benim gibi oyunun daimi hayranları, filmlerini de bir şekilde bağrına basmak için çaba harcayacak olsalar da yeni filmler ne kadar tatmin edici olacak göreceğiz. Efsane önümüzdeki günlerde serinin dördüncüsü olacak “Resident Evil: Afterlife” filmiyle 3 boyutlu olarak yeniden beyazperdede olacak. 3 boyutlu Resident Evil, kesinlikle çekici bir sinema deneyimi olarak gözüküyor. Ancak yeni film nasıl olur, hak ettiği kaliteye ulaşır mı, oyuna daha yakın bir yerde durur mu? Bu soruların cevabını almak için yeni filmin gösterime girmesini beklememiz gerekiyor.

Resident Evil Sözlüğü

Umbrella Corporation : İlaç ve biyomühendislik alanında bilimsel çalışmalar yapan uluslararası şirket. Yarıaskeri özel güvenlik birimleri vardır. Askeri ve ekonomik amaçlarla biyolojik silahlar üzerine gizli çalışmalar yapar.

Raccoon City : Virüs salgının ilk ortaya çıktığı ve dünyaya yayıldığı şehir.

S.T.A.R.S : Raccoon Polis Departmanı’nın Özel Taktik ve Kurtarma Servisi olarak görev yapan elit ekibi.
Alpha Team – Bravo Team : S.T.A.R.S’ın alt birimlerini oluşturan ekipler.

T-Virus : Tyrant Virüs, Umbrella şirketinin kusursuz biyo-organik silahı yapmak için geliştirdikleri virüs. Bir çok biyo-organik silahın ortaya çıkmasına neden olan virüs olarak da bilinir.

Zombi : Öldükten sonra virüsün etkisiyle canlanıp sadece açlıklarını giderme güdüsüyle yaşayan ve beyin faaliyetlerini kullanamayan insanlar.

Hunter : Sürüngene benzeyen fiziksel yapısı, koca pençeleri ve keskin dişleriyle T-Virüs’ün yarattığı en tehlikeli yaratıklardan biri.

Chimera : T-Virüs bulaşmış insana uçma yeteneği veren DNA’nın eklenmesiyle ortaya çıkan melez yaratık.

Cerberus : Dobermanlara, T-Virus bulaşmasıyla ortaya çıkan mutant köpekler.

Tyrant : Potansiyel süperasker yaratmak amacıyla ortaya çıkarılan çok güçlü mutant.

The Hive : Umbrella Şirketinin gizli bilimsel çalışmalarını yürüttüğü yeraltı laboratuarı. (Film serisinde)

Red Queen : The Hive’deki tüm çalışma sistemini kontrol eden ve gerektiğinde müdahale eden yapay zekaya sahip süperbilgisayar. Yaratıcısı doktor Charles Ashford’un kızı Angela’nın hologramına sahip fiziksel yansıması da vardır. (Film serisinde)

White Queen : Umbrella Şirketi’nin Kuzey Amerika araştırma merkezindeki yapay zeka yaratımı. Kardeşi olarak gördüğü Red Queen’in tüm eylemlerini, insanlığın iyiliği için olabilecek en mantıklı seçim olarak görür ve savunur. (Film serisinde)

Arklay Araştırma Tesisi : Raccon City’nin dağlık bölgesi Arklay’deki Spencer Malikanesinin gizli bölgelerinde bulunan ve Umbrella Şirketinin çalışmalarını yaptığı mekan. (Oyun serisinde)

Spencer Estate : Umbrella Şirketinin gizli çalışmalarını yürüttüğü yeraltı bölgelerine geçişi sağlayan, gösterişsiz ve büyük bir malikane. (Oyun serisinde)

Plant 42 : T-Virüs’ün bitkiler üzerindeki etkilerini görmek için yapılan deneyde büyük ve ölümcül bir silaha dönüşen bitki. Spencer Estate’in gizli bölümlerinde bulunur. (Oyun serisinde)

Yawn : Arklay bölgesinde bulunan yılanların üzerinde T-Virüs’ün etkilerini görmek amacıyla yapılan deneyde ortaya çıkan olağanüstü boyutlarda olan ölümcül yılan. Spencer Estate’de bulunur. (Oyun serisinde)

Neptune : T-Virüsün deniz canlıları üzerindeki etkisini gösteren dev köpek balıkları. (Oyun serisinde)

Black Tiger : T-Virüsün örümcekler üzerinde kullanılmasıyla ortaya çıkan çok büyük ve zehirli örümcekler. (Oyun serisinde)

Lickers : Koca bir dile, büyük ve keskin tırnaklara sahip mutasyona uğramış çok seri hareket eden yaratıklar.

Nemesis : T-Virüsün çok daha akıllı ve güçlü bir versiyonu olan Biyo-organik silah.

Korkusitesi için yazan Orçun Tunalı / Gorcun

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Orçun Tunalı

Tüm Yazıları
25 Haziran 1986 tarihinde Tekirdağ, Çorlu ilçesinde doğdu. Çocukluğundan beri korku filmleri, hikayeleri ve oyunlarına ilgi duyduğundan olsa gerek bu siteyi keşfetmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecekti. Daha sonra yazdıklarıyla ekip içerisinde kendisine yer buldu. Mesai dışında ve off günlerinde Jigsaw’ın asistanı olarak stajını sürdürüyor. Amatör ruh ve tutkuyla korku türündeki her türlü görsel, işitsel ve yazınsal eserlere ilgi duymakta. Aynı hissiyatı ve heyecanı paylaşan bu topluluk içerisinde yer almaktan son derece memnun.

Yorumlar (13 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.