Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Problematik – Gotik Müzik: DEĞİŞİM SÜRECİNDE ORTAÇAĞA DÖNÜŞ

Korku Genel

Özel Dosya

BurakBayülgen

28 Haziran 2011

2 Adet Yorum

2

Kültürel olarak bir döneme referans veren, ismini yeni duyuran ya da yakın bir on yıl içinde duyurmuş besteciler biçim olarak özden farklılaştığından janra babında tüketicileri ciddi bir çıkmaza sürüklemektedirler. Esasında bu çıkmazı suçlamak niyetinde değilim. Müzik janralarına (neo, post, dark bilmemne), dönemin mimarisinin, stilinin ve ideolojisinin yer etmemesi düşünülemez. Fakat müziğin hızlı tren gibi yakalanamaz hızı, tüketiciyi yeniden neo sıfatıyla yüzleştiriyor ki popüler terimdeki oldschool müzik, günümüzde eskiye yönelik bir neo değil de nedir? Bu durumda, anarşik ve alaycı manifestoları olan ve sanatçıların da bilhassa katkıda bulunduğu “kendi janrını kendin yarat” olayı sayesinde müzik uçurumun kenarındaki zavallı konumdan ziyade, kendini bilhassa uçuruma atarak zavallı değil, cesaretli ve daha güçlü konuma ulaşmıştır. Ben uçurumun kenarındaki müziğe değil, kendini uçurumdan atan müziğe daha fazla saygı duyarım…

-1-

Neo-Gotik, tüketici tarafından fark edilen ve ciddi bir biçimde kavramlaştırılan bir türdür. Eğer tüketici dinlediği ve kültürden ötürü yaşam standardı haline getirdiği müzikteki gotik elementleri belirleyemiyorsa, orada gotik neye çağrışım yapar diye sormalıyız. Misha Kavka gotik film janrı üzerine yazdığı makalesinde gotik elementlerin olduğunu ama gotik diye net bir janrın olmadığını savunur. Ona göre gotik film demek, içinde gotik çağı andıran elementlerin olduğu bir korku/gerilim filmi demektir. Sonrasında dişi-gotik çağrışımlar da devreye girer. Kaya Özkaracalar da Gotik adlı eserinde modern gotik müzikten bahsederken Joy Division ve Sisters of Mercy gibi gruplardan bahsetmiştir. O zaman Misha Kavka gibi bir yorum yapmak gerekirse günümüzde bile artık eskiyen neo-gotik müzik popüler anlamda korku çağrışımları yapan çoğunlukla rock, mühim bir miktar da elektronik, endüstriyel müziğidir demek mümkün. Esas olarak müzikte gotik çağdan bahsederken organum ve motet gibi müzikal terimlerden, biçimlerden ve Dufay gibi bestecilerden bahsederiz. Çok sesliliğin gelişme göstererek Notre-Dame Dönemi’ne girmesi ortada henüz gelişim halinde bir süreç olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla gotik çağa atfedebileceğimiz durum, değişmekte olan ve tarihsel olarak günümüzde ortaçağı referans alan bir süreçten ibaret. Şayet bu değişim sürecinde gotik çağ bir etkense ki etken, o halde sadece kendi sınırları içinde kendi temasını oluşturmuş bir gotik müzikten bahsedebilir miyiz? Değişim diğer akımlara, stil ve biçimciliğe etki etmeyecek midir? Her müzik –günümüz de dahil- gotik müziğin etkenini kendinde içselleştirmeyecek midir? Ekstrem-gotik gibi…

-2-

Yaşam felsefesi haline getirilen gotik kültürün ise korku filmleri imajını benimsemeye çalışan bir imitasyondan oluştuğunu; ama haklı olarak janraların türeyen ve kavramlaşan iktidarında ciddi bir on yıla değil, yüzyıllara geri dönme ihtiyacı doğurduğunu belirtmek gerek. Gotik, müzikte olduğu kadar değişen hayatın tüm bocalamalarında imaj olarak da belirgin rol oynayan bir etken… Bu nedenle yukarıda belirttiğim gibi, Nox Arcana’nın tematik ambiyansına, Gregorian’ın pop ritimlerine (neo-klasik), Dead Can Dance’in medieval olarak adlandırılan(!!!) ayinselliğine gotik, new age, neo-gotik, dark ambient gibi janraları yakıştıran da tüketicinin kendi deneyimlerinde yer alan bu tematik korku çağrışımlarıdır. Bunu eleştirmenler, teorisyenler ne kadar abartırsa, gotik kişisellik ve ortaçağa referans bir o kadar daha artacaktır.

Ekstrem-gotikte ise ekstrem olarak ne var sorusunun cevabını net alabilmemiz mümkün değil çünkü değişim sürecinde ortaçağa görüntü babında yakın ama ideoloji babında tamamen zıt olan çoğu sanatçılar, imaj ile dönem felsefesi uyumuyla aslında ciddi bir uyumsuzluk yaşatıyorlar. Belki problematik-gotik olabilir (sıra bende) ama ortaçağ ve gotik dönem, günümüz serbestlik imajından daha tutucu ve özgür imajından daha adanmış bir imajdı.

Neo-Gotik süreçte ciddi bir tema duygusu hakimdir ve bu hakimiyette özellikle de rock müziğinde görsel kültürün imaj babındaki etkenliği söz konusudur. Müziğin bir imgeyi nasıl ifade etmesi gerektiği ya da müziğin böyle bir vasfının olup olmadığı tartışıladursun, biz en iyi tartışma örneği olarak Aaron Ridley’in Müzik Felsefesi eserindeki Debussy’nin “La Cathedrale Engloutie”i baz almalıyız. (Debussy meselesine de az sonra değinilecektir.) Nox Arcana da bu örneğin yorumlanmasında gayet önemli bir yer edinir.

The Carnival of Lost Souls albümünün temasını (fikirsel) albümün adı zaten bize bildiriyor: Karnavallar ve sirkler üzerine… Peki ama bize karnaval temasını Nox Arcana biçimiyle ele almak için bir de gösterge olmalı ve bu gösterge alışa geldiğimiz gotik bir korku imgesi olmalı ki bu imgeyi bize en mükemmel korku filmleri sağlıyor. Nox Arcana’nın müziğini tematik fikir olarak yorumlamak oldukça basit çünkü bizi karnaval müzikal temasıyla ürkütecek ilk ifade Nox Arcana’nın bulduğu bir tema değil. Üstelik fikirsel olarak korkunç karnaval teması da ilk defa Nox Arcana’nın bulduğu bir şey değil. İki üç dakikalık yirmiye yakın temanın bizi ürkütmesi için ya bizim bu temaların varyasyonlarını daha önce duymuş olmamız gerekli ya da Nox Arcana’nın bunu müzikal olmayan öğelerle pekiştirmesi gerekli. Tıpkı Debussy meselesinde olduğu gibi besteleri niteleyecek isimleri olmadan Nox Arcana’nın tematik karnaval korkunçluğu çağrışımını yapabilir miydik? Kuşkusuz yapardık ama neden? Bu neo-gotik müzik bizi bir kez daha Misha Kavka’nın gotik üzerine yazdığı makalesi ve bu yazının başında önerilen kanı ile ilişkilendirmek gerekli. Nox Arcana’nın gerek The Carnival of Lost Souls gerek Grimm Tales ve hatta Necronomicon albümlerindeki temaların varyasyonları zaten korku filmlerinde görselleştirilmişti. O halde neo-gotik müzik aynı zamanda görselleştirilmiş korku filmi imajıyla da özdeşleştirilmiştir.

-3-

The Priests, Gregorian gibi neo-klasik gruplar referanslarını ortaçağ ikonografisinden alsalar da sahne performansları bağlamında popüler olanı daha kendi kapıları ardında kapalı kalan ideolojilerle özdeşleştirmektedirler. Dişi-gotik olarak bahsettiğimiz ve Alfred Hitchcock’un Rebecca’sında iyice beliren kapalı kapılar ardındaki gizeme olan çıldırtası ilgi, neo-gotik müziğin ve imajın baş unsurudur. Öyle ki kendilerini kapalı manastır kapıları ardında ruhani perhiz ve duaya adayan keşişler, kendilerini bir anda bir nevi imitasyon olarak sahnede binlerce kişinin önünde şov yaparken bulurlar… Dolayısıyla neo-gotik müzik ve imajı, oldukça izole olan dini ritüelleri, pop ve kültten bağımsız olarak tüketmeyi öngörür. Bu imajın kültleşmesi ise bana göre bu imajla ortaya çıkan grup ve sanatçıların popüler kültür kavramı altında kendi kalıplarınca hayran kitlesini arttırması ve hali hazırda prodüksiyonlarından ötürü kültleşmiş korku filmlerini referans almalarına dayanır.

Nox Arcana örneğinde Grimm Tales isimli albümün korku hissiyatı uyandıran müzikal temaları, korku ikonografilerinin çocuk eserleriyle olan temasının günümüzde çokça kültürel çalışmalarda yer edinmesini referans almasıyla korkunçlaşıyor. Öyle ki çocuk filmlerinin soundtracklerindeki müzikal temaların Nox Arcana dinleyicisini korkutmasının sebebi, hali hazırda Nox Arcana dinleyicisinin bu kültürel çalışmaların farkında oluşundandır. Bu hususta gerek müzik felsefesine gerek bu konuya en güzel cevabı soundtrackler veriyor ki Nox Arcana da soundtrack kıvamına uyan bir ikili. Durumu tersine de çevirebiliriz: Bir oratoryonun zihinlerde canlanan imgelemleri gibi Nox Arcana’nın müziğinin çağrıştırdığı imgelemlerden yola çıkarak belirgin kalıplarda bir korku filmi çevrilebilir. Grimm Tales albümünden gayet kolay bir şekilde bir Brothers Grimm filmi, Carnival of Lost Souls albümünden bir Dark Carnival filmi çıkabilir. (Üstelik görselliğe referans veren beste isimleri olmaksızın)

Çok haklı olarak bir soru da zihinlerde yer edinecektir: Bunu daha önce duymuş muydum?… Yani neo-gotik müzik çok metinliliği de tarihe ve tarih içinde yer edinen çeşitli kültürleri bir hayli kullanmaktadır.

-4-

Aaron Ridley’in Müzik Felsefesi’nde değindiği gibi Debussy’nin La Cathedrale Engloutie eserinde bir katedrali çağrıştıran müzikal verilerin olup olmadığı tartışılırken kuşkusuz bu katedral çağrışımı yapması için daha önce katedrali deneyimlemiş olmak; yani katedrali daha önce en az bir kez görmüş olmak gerekiyor. Ama modernizmde; özellikle sinemanın icadıyla birlikte bu imgelerin çokça kullanılması ve meraklı herkese ulaşması gibi bir durum var ve bu imgelerin türler ve gotik gibi kavramlar içinde eritilmesi de söz konusu. Dolayısıyla Debussy’nin katedralini sadece bir katedral olarak değil, aynı zamanda gotik ve farklı referanslarla bir korku imgesi olarak görmek de mümkündür.

Nox Arcana Transylvannia gibi bir albüm yayınladığında imgesel olarak çok da zorlanmayışımızın sebebi budur. Fakat tematik müziğin bu imgesel çağrışım problemini daha da zorlu hale getiren bir de Fantasia isimli animasyon vardır. Senkronize bir şekilde imge ile müziğin uyumu belki de müziğin idealizminde istenmemektedir. (Operayı bu mevzudan soyutlamak şartıyla) Faust gibi bir operayı Nox Arcana’nın klişe temalarıyla yorumlamak işi zorlaştırır. İşte bu yüzden neo-klasik, neo-gotik diyoruz. Sadece kapalı kapılar ardındaki gizemi poplaştırmıyor, aynı zamanda bundan sonrası için ciddi bir referans sunuyoruz. Öyle ki sanki bir tabloyu hatmetmişçesine bu müzikal temaları duyduğumuz zaman o tablo hemen hemen herkesin gözünde beliriveriyor.

-5-

Neo-Gotik kavramını incelerken belirgin bir kültürden ziyade klasizme de gönderme yapan öğelerinde işte bu noktada devirsel değişim süreçlerinin etkilerini kullanmak durumundayız. Öyle ki Addams Family imajındaki bir alt-kültürün su yüzüne çıkması –adı üstünde alt kültür- toplumun çeşitli kesimleri tarafından ilgi-tepki meselesiyle yüzleştiriyor bizleri. Herkesin kabul etmediği, ama benimsendiği sürece toplumun hemen hemen tüm kesimlerinde yer edinen bu imaj, neo-gotik müziği duydukları anda bu yer edinmeden ötürü kolayca çağrışım yapabiliyor. Eğer Debussy’nin katedralini çözümleyebilmek için bu katedrali en azından bir şekilde (resim de dahil) deneyimlemek gerekiyorsa, işte bu noktada neo-gotik zaten toplumsal imaj olarak deneyimlenmiş sayılmalıdır. Neo-gotik imaja hangi sıfatın yakıştırıldığı burada pek önemli değildir, fakat bu imajın belirgin bir müzik temasını benimsemesi ya da sahiplenmesi mümkün müdür?… Bu soruya yanıt yine değişen toplum tarafından veriliyor: Medyanın sunumu, korku filmleri, toplumsal bellekteki neo-gotik imgeler (ki bu derecede eski bir süreç) bu müzik temasına ilgi-tepki meselesiyle yine su yüzüne çıkıyor. Yakıştırılan sıfatlar sadece gotik müzik için değil, ekstrem heavy metal türevleri için de geçerli bir kalıp. Bu kalıp da bize bu çözümlemede oldukça yardımcı olur. Seyredilen bir korku filminin müziğine, medyada yer alan belgesellerin kullandığı fon müziklerine ve alt-kültürlerin tercihlerine kulak misafiri olan dikkatli ve hatta dikkatsiz kulaklar bile bu çağrışımı çok kolay yapabilirler.

Neo-gotik müziğin bir kültür bünyesi tarafından ciddiyetle benimsenmesi gerekir ki bu zaten uzun zamandır var olan bir şey. Öyleyse değişim sürecinde bu alt-kültürün kendi disiplinlerini de oluşturmuş olması gerekir. Bu disiplinler ne kadar belirginleşirse, diğer kitleler tarafından müziğin çağrışım yapması da o kadar kolaylaşacaktır. Hele gotik gibi net olmayan bir janradan bahsediyorsak (ya da bir kavramdan), diğer disiplinlerin de bu kavrama dahil olması (metal müzik, giyim kuşam, makyaj, takılar ve tavırlar daha fazla çağrışımlara neden olur; yani göründüğü ya da işitildiği zaman diğer disiplinlerin de işe karışmasıyla daha çabuk tanınır ve sıfatlaştırılır. O zaman bir imgeyi bir iki kez deneyimlemiş olmak yetmiyor, aynı zamanda bu imgeye karşı ciddi bir ilgi ve tepkinin de oluşması gerekiyor. Neo-gotiğin benimsenmesi ile çağrışım yapması arasındaki fark da böylece belli olur.

Nox Arcana (Carnival Of Lost Souls, 2006) Lost In The Darkness

En başa geri dönüyorum: Müzik uçurumun kenarında daha cezp edicidir, daha heyecanlıdır, daha agresiftir ve ileriye açıktır. Yine de bu “kendi janrını kendin yarat” durumunu toplumsal değişimin bir gerekliliği olarak sunarken, bunca yazdığımız şeye karşılık bu janraların içinin de dolu olması gerektiğini vurgulamış oluyoruz. Doluluk derken toplumsal benimsemekten ziyade, ilgi-tepki çeken bir alt-kültürün oluşmasına katkıda bulunmasını kastediyorum. Bu içerikte ancak yoğunluk olduğu zaman neo kavramlarını rahatlıkla kullanabiliriz. Yoksa klasizme geri dönmeye her halükarda hazır bir devirde her şeye bir neo ve post sıfatı yakıştırırsak biz müziği değil, müzik bizi uçurumdan aşağı atmış olur.

-6-

Tuşlu çalgıların en kompleksi olan kilise orgu olanca karmaşıklığıyla mizahın da içinde yer edinmiştir. Çizgi filmlerde bile bir tuşuna basıldığı zaman borularından ölümcül ışıklar saçan org, her daim kötü karakterin (özellikle pelerinli kont-vari) en sevdiği enstrüman, en sevdiği silah olmuştur… Organum denilen biçem gotik çağ Avrupa’sında iyice belirginleşmiştir ve org kilisenin baş köşelerinde olanca ihtişamıyla durur. Ne gariptir ki çok seslilik tüm çağlarda ciddi bir tartışma sorunu olmuştur. Bu sorunun temelinde kanonların sözler üzerindeki karmaşası yatar. Kanonlar vasıtasıyla ve birden çok sesin ilahi okumasıyla, sözel metnin anlaşılamaması (yani seslerin takip edilemez hale gelmesi) insanda güzel, ilahi ama bir taraftan da şehvetimsi duygular uyandırdığından pek çok filozof-müzikolog çok sesli müziğe karşı çıkmıştır. En azından müziğin insan üzerindeki o zevksel etkisi konusunda hem fikirdirler (bu etki olumlu olduğu kadar olumsuzdur da).

Müziğin ne olduğu ve temsil edilme biçiminin ideal olan Tanrı katındaki müzikle ne derecede bağdaştığı müzik felsefecilerinin asırlardır tartıştığı bir mevzudur. Konumuza gelince, orgun Handel’in org konçertolarındaki etki ve Bach’ın meşhur Re Minör Toccata’sından ziyade, kilise içine girdiği ve ilahilere eşlik etmeye başladığı ortaçağın dönemselliği önemli bizim için.

Eğer çok sesli müzik dönemlerin bazı filozof-müzikologlarının belirttiği gibi şehvetimsi duyguları çağrıştırmaya müsaitse, bunun bir de kötümcül bir çağrışımı olmalı. Dünya üzerindeki bu reprezentasyon dini metinler okunurken ve müzik olarak yorumlanırken de aynı çağrışımı yapamaz mı? Ortaçağı karanlıklar çağı olarak gören ve dönemdeki felsefi yoğunluğu göz ardı edenler, çok sesli müzik olan klasik batı müziğine düşünsel imgelem olarak neyi sunabilirler?… Doğa, kahramanlık, güzel bir sevgili ve kuşkusuz aşk acısı… Rönesans ile bu imgeler ve temalar müziğin içinde yer edinir oldular. Şiir ile müzik ciddi bir alışverişe girdi. Bu gelişim ve değişimin kilise müziğini rencide eden bir yapısı olmamıştır ancak neo-gotik ve neo-klasisizim kilise müziğine geri dönerken, artık bağnazlıktan kurtulmuş ve her türlü çağrışımla (şeytani dahil olmak üzere) yenidn reprezente ederken her türlü avantajı modern zamanlarda kullanmıştır. Kimi zaman alaycı bir üslupla kilise müziği karşı ideolojilerce imite edilmiştir, kimi zaman keyifli bir imaj olarak görüldüğünden tüm modern kavramların birleşmesiyle poplaştırılmıştır.

KAYNAKÇA:

Ridley, Aaron: Müzik Felsefesi: Tema ve Varyasyonlar, Çev: Bilge Aydın, Dost Kitabevi. 2007.
Fubini, Enrico: Müzik ve Algılama, Müzikte Estetik, Dost Kitabevi Yayınları, 2003, s: 49-59.
Kaya Özkaracalar, “Gotik,” (L&M Yayınları, 2005).
Misha Kavka, “The Gothic on Screen,” in The Cambridge Companion to Gothic Fiction (Ed. Hogle; Cambridge University Press, 2002), pp. 208-228
İlyasoğlu, Evin: Zaman İçinde Müzik: Başlangıcından Günümüze Örneklerle Batı Müziğinin Evrimi, YKY, 5. Baskı, 1999.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.