Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Piranha 3D

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

30 Ağustos 2010

8 Adet Yorum

8

Yönetmen: Alexandre Aja
Senaryo: Alexandre Aja, Josh Stolberg, Grégory Levasseur
Imdb Puanı: 7/10
Yapım: 2010, ABD, 88 Dakika
Oyuncular:
Richard Dreyfuss, Ving Rhames, Elisabeth Shue, Christopher Lloyd, Eli Roth, Jerry O’Connel, Steven R. McQueen, Jessica Szohrl, Kelly Brook, Riley Steele, Adam Scott, Ricardo Chavira, Dina Meyer, Paul Scheer

Bir gün hafif bir deprem sonrası denizin altındaki kayalarda bir çatlama oluyor ve büyük bir sualtı mağarası Victoria gölüne açılıyor (içinde bekleyen pre-historik piranalarla beraber). Tam da yaz sezonunda!… Çocuklarını babasız yetiştirdiği için sert bir mizaca sahip (klişe!) şerif Julie (Elisabeth Shue), olayları araştırmak için evden ayrılırken iki küçük çocuğunu abileri Jake’e (Steven R. McQueen) emanet ediyor. Fakat 17 yaşında, hormonları kulağından fırlayan (klişe!) Jack, iki küçük kardeşine çocuk bakıcılığı yapmak yerine eğlenmeyi tercih ediyor (klişe!). Ve kardeşlerini evde bırakıp, bir web sitesine porno filmler çeken yönetmen Derrick (Jerry O’Connell), iki porno oyuncusu (Kelly Brook ve Riley Steele) ve platonik aşkı Kelly (Jessica Szohrl) ile özel bir yatta buluşuyor. Tabii ki evde yalnız bıraktığı kardeşleri söz verdikleri gibi uslu durmuyor (klişe!). Katil piranaların farkına varan Julie, gölde çılgınlar gibi eğlenmekte olan gençlere sudan uzak durmalarını söylüyor ama gençler onu dinlemiyor (yine klişe)…

Ve sonra ortalığı öyle bir kan götürüyor ki sormayın gitsin. Alexandre Aja yine yapacağını yapmış. Burada da gore’un derecesini yükseltmiş. Öyle böyle değil, film gerçekten mide bulandıracak derecede kanlı.

Aja, dönem sinemasına hakim bir yönetmen. Daha önceki re-make’i “The Hills Have Eyes”da 70’li yılların istismar havasını günümüze başarıyla uyarlamıştı. Şimdi de 80’li yılların video döneminden kalma bir gore gerçekleştirmiş ve bence başarılı da olmuş. Birçok kişi yönetmenin üç filminin (High Tension, The Hills Have Eyes ve Piranha) birbiriyle alakası olmadığını söyleyecektir. Bu doğru, çünkü hepsi başka dönemleri temsil ediyor. Bu yüzden “Piranha”dan, “High Tension”un karanlık ve ciddi havasını beklememek lazım. Eğer “Fransız Aşırılığı” hayranıysanız bu film size hafif gelebilir; çünkü “Piranha” tam anlamıyla klişelerden oluşmuş ve bunu bilinçli yapmış bir film. Ayrıca, her ne kadar yönetmen Fransız olsa da, her anlamda “Amerika” kokan bir film.

Daha açık konuşmak gerekirse “Piranha”, Peter Jackson’un “Brain Dead”i ve Robert Rodriguez’in “Planet Terror”ü arasında bir yerlerde. Planet Terror gibi döneme hakim ve bilinçli basitlikler barındırıyor. Atıfta da bulunduğu Brain Dead gibi kanlı ve bazen komik. Klişelerle oynayan Aja ayrıca bu türün fanatiklerine göz kırparcasına bol bol çıplaklığa da yer vermiş. Hatta kameraya doğru sallanan memeler bile var. Böyle ucuz cinselliğin yanı sıra Aja’ya yakışan estetikte bir sahne var ki gerçekten rüya gibi. Su altında çırılçıplak yüzerek, Delibes’in eşsiz “Sous le dôme épais” düeti eşliğinde adeta dans eden kızların bu sahnesi bana “The Hunger (1983)”daki lezbiyen seks sahnesini hatırlattı.

Aja hiçbir şeyi muallakta bırakmak istememiş anlaşılan; tüm parçalanma sahnelerini, fışkıran kanı, çıplaklığı ve suda yüzen insan parçalarını pervasızca gösteriyor. Bu gore sahnelerde, her ne kadar bilgisayar efektlerinden destek alınmış olsa da, makyaj ve plastik efektlerin ağırlıkta olması, üstelik bu efektlerin “gerçekten” şahane olması, benim gibi eski moda gore tutkunları için filmin değerini birkaç kat yükseltiyor. “Oh be, nihayet kanlı canlı bir korku filmi izliyoruz be kardeşim!” dedirtiyor insana…

Özellikle sualtı çekimlerde, piranaların gözünden insanlara yaklaştığımız sahneler oldukça gerilimli. Zaten Joe Dante’nin orijinal versiyonunda da en çok bu sahnelerde gerilirdim ama Aja sanki biraz daha gerçekçi yapmış. Bir tek, eti didikleyen piranaların çıkardığı, ambara dadanmış hindilerin zevk çığlıklarına benzeyen “gluglu” sesleri yok, o beni çok üzdü. Piranaların tamamen bilgisayar ürünü olmasını bir taraf bırakırsak şu 3D meselesinde bazı problemler var. Mesela bazı sahnelerin sırf üç boyutlu olduğu için çekildiği o kadar belli ki insanda yabancılaşma hissi uyanıyor. Mesela, kameraya doğru kusan kız, sıçrayan kan veya aniden izleyiciye doğru manevra yapan balık gibi gereksiz ayrıntılar yordu beni. (Böyle sahnelerden birinde gerçekleşen, erkeklerin -anladınız siz onu- en büyük fobisi olayını ayrı bırakıyorum. Orası gerçekten çok manyaktı)

Aslında oyunculuktan bahsetmenin hiçbir anlamı yok. Filmin oyunculuk dalında Oscar’ı amaçladığını zannetmiyorum. Elisabeth Shue varla yok arası. Jerry O’Connell, porno yönetmeni rolüyle klişeleri çok iyi kullanmış. Fakat yeni korku filmlerinde en sevmediğim şey, TV dizileriyle ünlenen oyuncuların rol alması. Sanki sinemaya atlamak için en uygun yöntem buymuş gibi davranıyorlar. Yüzleri sinema salonlarında da görünsün de ne olursa olsun. Tom Welling (The Fog) ve Jensen Ackles (My Bloody Valentine 3D) örneğinden ders almayan yapımcılar, yine bir re-make’de (ve üstelik 3D) bir dizi oyuncusuna, “The Vampire Diaries” dizisinden Steven R. McQueen’e niye başrol verirler anlamıyorum. Onunla da kalmamış, “Gossip Girl”ün en az dikkat çeken kızı Jessica Szohr ve “Desperate Housewives”dan Ricardo Chavira da burada. Yine de, gerçekte bir porno yıldızı olan aktrist Riley Steele’in varlığı bile yeter.

Şükür ki iki önemli konuk oyuncu var. İlki olan Christopher Lloyd, aşırı heyecanlı bilim adamları şubesinden bir araştırmacıyı canlandırıyor yine. Diğeri konuk oyuncu ise, filmin başında, açılış jeneriğine kadar süren ilk ölüm sahnesini renklendiren Richard Dreyfuss (hatırlarsınız Scream‘de bu jenerik öncesi ölüm bölümünde Drew Barrymore vardı). Aktör “Jaws”daki karakterine atıfla “Show Me the Way to Go Home”u mırıldanıyor. Konuk oyuncu demişken Eli Roth’un böyle her korku filminde görünmesi artık kabak tadı vermeye başladı. Neyse ki hakettiği gibi geberiyor!

Bu film kesinlikle konusu için izlenmemeli zaten klişelerle dolu. Oyunculuk için de izlenmemeli çünkü zaten hepsi tek boyutlu. Bu film 80’li yılların güzelim korku filmlerine yapılmış bir saygı duruşu olarak ele alınmalı. Sonuç olarak; gore-severlerin uzun süren açlığını giderecek, dolu dolu, manyak eğlenceli bir film “Piranha”. Bu yılın en çok ses getiren korku filmlerinden olacağı kesin.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (8 Yorum)

YORUM YAZ